İtiraf, İftira, İnkar

0

Haydi bakalım, AK Parti daha ne inciler yaratacak?

17-25 Aralık rezaletinde darbe girişimi deyip o kadar delile rağmen, araştırma, soruşturma yapmaya bile gerek görmeden hemen üstünü örtüverdiler. Halbuki kimin evine gidildiyse tomarlarca, ayakkabı kutularından taşan dolarlar bulunmuş. Soruşturmayı başlatan savcılar başka yere, dağılın beyler, görülecek bir şey yok!

Şimdi Sarraf itirafçı oldu, kime ne kadar rüşvet verdiğini, tarih ve miktarları ile mahkeme önünde anlatıyor, belgeliyor. Ak Parti’yi rahatsız eden ne? Tam tersine, o zaman belki hata yapılmıştı, şimdi rüşvetçileri yargı önüne çıkarmak için ek delil ve rüşvet verenin itirafları da geldi, aman bu kez doğrusunu yapalım demek gerekmez mi?

Neymiş? Bu ABD’nin kurduğu bir tuzak, bir komploymuş! 15 Temmuz’un devamıymış! Belgeler sahteymiş, nereden geldiği, nasıl elde edildiği belli değilmiş! Bu Türkiye’yi kıskananların oyunuymuş!

Anlattıklarının hiçbirine kendileri de inanmıyor ama biyolojik olarak olmasa da cesaret olarak bir şeyleri eksik, yemiyor, itirafçıyı iftiracı yapıp inkara sığınıyorlar.

Belgeler sahte mi? Araştırmadan nereden biliyorsun? Sarraf bu bankadan şu bankaya şu tarihte şu kadar havale yaptım diyor. Bankaya gidip sordun mu? Halk Bankası  Sarraf’ın şirketleri adına milyar dolardan fazla para göndermiş. Bunun kayıtları mutlaka Swift sisteminde, hem parayı gönderen, hem de parayı alan banka arşivinde. Türkiye ayağını halletsen yurtdışı bankalarda yine kayıt altında. Böyle bir havale var mi diye soruşturdun mu?

Sarraf, Süleyman Arslan’a şu kadar rüşvet verdim diyor. 17 Aralık sonrası bu paralar ayakkabı kutularında yakalanmıştı. Şimdi bir de mahkeme önünde verilmiş ifade ve ek belgeler var. Üstelik Halk Bankası genel müdür yardımcısı, yani senin bürokratın da “ben bu haltı yedim ama yukarıdan gelen emirlere uydum” diyor, sende hâlâ tık yok. Süleyman Arslan da Türkiye’de konuşmaya başlar, o da emirleri kimden aldığını söylerse korkusu ile Halk Bankası’nı ateşe atıp bu adamı kurtarmaya bakıyorsun.

Sarraf, Zafer Çağlayan’a 60 milyon dolardan fazla rüşvet verdim diyor, bu zatın oğlu odalara sığmayan kasalarla, para sayma makinaları ile yakalanıyor; AK Parti hâlâ tavana bakıp ıslık çalıyor.

17-25 Aralık tapelerine montaj, sahte filan dediniz. Meğer 2011’de Sarraf bu haltları Aktifbank ile yemeğe başladığında ABD’den bir heyet gelip hükümetin dikkatini çekmiş. Uyarı bir işe yaramayınca FBI yasal izinleri alıp Sarraf’ı teknik takibe sokmuş, yani telefonlarını dinlemiş, kendisini Türkiye’de takip ettirmiş. Sarraf için atılan fileye ilk önce Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Muammer Güler yakalanmış, sonra oltaya Bilal Erdoğan da takılmış. Yani bu ses kayıtları montaj filan değil, bal gibi hakiki, bal gibi yasal delil.

Anlamını daha anlaşılır şekilde yazayım. Zafer Çağlayan rüşvet almış, Egemen Bağış rüşvet almış, Muammer Güler rüşvet almış, Bilal Erdoğan rüşvet almış.

Haydi diğerleri bakandı, ama Bilal Erdoğan’ın rolü ne? Niye ayrıca Bilal ve Emine Erdoğan’ın vakıflarına bu sahtekar o kadar bağış yapmış? Bu adamın ve babasının ne mal olduğu belliyken, MİT bu hususta daha önceden dönem başbakanı sıfatıyla Tayyip Erdoğan’ın önüne koskoca bir dosya koymuşken neden bu vakıflar bu kaynağı kirli paraları kabul etmişler?

Bu dava Türkiye’ye karşı açılmış bir dava değil. Sanıklar sadece Halk Bankası ve Rıza Sarraf ile Atilla Hakan. Bunu Türkiye’ye komplo veya bilmem ne diye ortaya atmak ancak havayı puslandırıp aradan sıvışmaya yönelik bir algı operasyonu. İran’a karşı niye bir dava yok? Çünkü adamlar bu işe bulaşmışları yargıladı, kendini temize çıkardı.

Var mı böyle bir babayiğit bizde? Rüşvet alanları mahkemeye çıkartacak, Halk Bankası’na denetip götürüp dosyayı inceleyecek biri? Ak Parti hâlâ inkarda, Türkiye batacakmış, Halk Bankası’na korkunç miktarda ceza kesilecekmiş, umurlarında değil, varsa yoksa “aman ucu bir yerlere gider” korkusu…

Ak Parti artık Ak Parti filan değil, AK Parti artık Kara Parti, Para Parti…

Türkiye’yi hâlâ kurtarma imkanı varken inkara sarılıp, başını kuma gömdüğü için kıçı açıkta kalan parti.

 

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.