İtiraf

0

Seçimler geçti, şimdi itiraf zamanı… Bu seçimleri benim yüzümden kaybettik. Tek başıma değildim, bir suç ortağım vardı, onu da yazının sonunda açıklayacağım.

Seçim öncesi verilerine baktım, “eğitim seviyesi arttıkça AKP oyları düşüyor”, “şehirler daha aydın, AKP oylarını kırsal bölgelerden alıyor”, “gençler sosyal değerlere daha hassas, genç seçmenler ise artıyor”, içime bir korku düştü, bunlara göre AKP’nin, Erdoğan’ın daha az oy alması lazımdı.

Doğru da benim iktidar olabilmem, haydi biraz daha küçük atıp düzelteyim, muhalefetin meclisde çoğunluğu alması için benim oylarımı yükseltmem, yani bu ek oyları şimdiye kadar bana oy vermemiş birinden almam gerek. Tercihen de AKP’liden.

Ben tabii ki hemen bu seçmenle iletişim kurma yollarını tıkamayı seçtim. En kolayını yapıp kömürcü makarnacı takımı dedim geçtim. Ben daha sonra bu seçmene ne desem nasıl olsa beni dinlemeyecek, daha başından bir adım öndeyim.

Sosyal medyaya yüklenip herkese ulaşabileceğim fikrini geliştirdim. Halbuki benim sosyal medyamı yalnızca ben okuyorum, onların sosyal medyasını da kendileri. Bu seçmen Halk TV’ye benim Hilal TV’ye baktığım kadar bakıyor, herkes kendi kapalı dünyasında. Zaten gazete, dergi okuyan da pek kalmadı, en ateşli dönemlere bile gazetenin spor sayfasından başlıyorum.

Zaten birbirimizle de pek konuştuğumuz yok, ben camiye gitmiyorum, o da benim raki-roka-balık yerlerime uğramıyor. Taksi şöförü, berber veya bize hizmet eden garsonla iki laklakladığımda halka indiğimi, halkı anladığımı zannediyorum. Sonra da ahkam kesmekte üstüme kimse çıkamıyor.

Bir ara AKP teşkilatinda 1 milyon kişi çalışıyordu. Avanta için değil, cebinden para harcayarak. Yalnız seçim öncesinde değil, alakasız zamanlarda bile. “Gelip sordular, 40 yıllık hatırı var” oluyordu. Bana “git, oy pusulasını getirene 500 lira” deseler etrafımda teklif edecek adam bile bulamam…

Ne de olsa bir çobanla bir okumuşun oyu bir olur mu? Benim dedem de çobandı, benim sülalem hâlâ tarımla uğraşıyor, ama ben kravat taktım ya, unut gitsin. Ne olur ne olmaz, kek-çay-oralet bulaşıcıdır filan, al sonra başına belayı.

Her seçimden sonra “hile yaptılar”, “bu adam seçimle gitmez”, “milleti birbirine bile kırdır bile” bahanelerini ortaya salıp bir de “Amerika böyle istedi”, “zaten dünyayı idare edenler belli” gibi komplo açıklaması eklediğimde, oh bee, vicdanımı rahatlatıyorum.

Neyse, uzatmadan size suç ortağımı da ifşa edeyim. “Bu seçimin tek kaybedeni AKP’dir” lafını yumurtlayanlar var ya, işte onlar. “Haydi, sandıklara sahip çıkıyoruz” dedikten sonra gece yarısı gözlemcilerini Eyüp’de, Üsküdar’da yalnız başına bırakarak güven tazeleyenler.

Adayımın sağlıklı bilgi alabileceği tek yer benim genel merkezimde kurduğun veri kayıt sistemi. Sayımlar süresince iki kez ekrana çıkar “daha tüm oylar girmedi” der, daha sonra da “kaybettik” deme cesaretini gösteremeden “oyların peşindeyiz” tipi bir gevelemeden sonra dükkanı kapatır gidersem, gel keyfim gel. Muharrem İnce, seçmenine ne diyeceğini bilemez, ortaya bir de “tehdit edildi” asparagasını yayarsam hem CHP’nin başarısızlığının üstünü örterim, hem de İnce’yi kendi seçmeni önünde hedef tahtası yaparım. Bir taşla iki kuş!

Gürsel Erol, yatmamış kalkmamış, benim dediklerimin tersini yaparak 30 yıldır CHP’nin milletvekili çıkartamadığı Elazığ’dan milletvekili olmuş. Böylelerinin de mendilini dürmem lazım, belli olmaz, kötü örnek olur, belki benim seçmenim de CHP’nin niçin Dogu ve Güney Dogu’da % 3’lere takıldığını sorgulamayı aklına getirir.

Politika özveri istiyor, siyaset bir ekip işi. Ekilen, sulanan, aşılanan, meyvası hemen toplanmayan bir süreç. Ronaldo’nun köşeye çaktığı golle kazanılan maç değil, Ronaldo’nun penaltı kaçırmasına rağmen takım oyunu ile kazanılan, ama yine de alkışların Ronaldo’ya gittiği bir maç.

Ama benim gönlüm rahat. KK ve MYK’sı oralarda olduğu sürece benim sırtım yere gelmez; AKP % 40’lara inmiş, Erdoğan’ın metali yorulmuş, kaporta çizilmiş, gelecek seçimlerde de aynı şeyleri konuşuruz.

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.