Suriye Bataklığı

0

Bu sıralarda Afrin operasyonu ile sağlıklı fikir yürütmek neredeyse yasaklanmış, resmi tarihe aykırı düşen bir kişinin vatan haini ilan edilmesi işten bile değil. Kahraman ordumuz Afrin’de destan yazıyor, dünyaya meydan okuyor filan…

Halbuki başından beri hatalı davrandık, başından beri yanlış kararları aldık, bugün de bu yanlışı başka bir yanlışla çözebileceğimizi zannedip kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz.

Olaylar nasıl gelişti, niçin bu konumlara gelindi, bundan sonra bu sorun nasıl dallanıp budaklanacak, nasil çözümlenecek, bakan, inceleyen yok…

Başa dönelim. Eylül 2014’de, Kobane’de benim vatandaşımın Suriye’deki akrabası karşı köyde DAEŞ (veya o zamanki adi ile İSİS) tarafından katledilirken bu hükümet kılını kıpırdatmadı, tam tersine “Kürt’tür, ölse de olur” düşüncesi ile hareket etti. Halbuki Kobane bizim sınırdan bir sigara içiminden daha yakın bir yerleşim yeri.

Bu tarihte bu hükümet eğer, Kobane’yi merkez alacak şekilde “50 km en, 10 km derinlikteki Suriye toprakları Türkiye’nin koruması altındadır; bu bölgede BM ve AB denetimine açık mülteci kampları Türkiye tarafından kurulacak ve güvence altına alınacaktır” deseydi hem o kadar Suriyelinin Türkiye’ye sığınmasının, hem de Türkiye’nin Kürt düşmanı olarak algılanmasının önüne geçilmiş olunacaktı. Ve Türkiye bunu sınır boyuna yerleştireceği kısıtlı imkanlarla kolayca sağlayabilirdi.

Bunun yerine biz tam tersini yaptık, cihatçılara destek olduk.

Sonuç? Bu kişilerin koyun gibi kendilerini kurban etmelerini beklemiyorduk herhalde. Buradaki ve çevredeki Kürtler silahlandılar, silahlandırıldılar. PYD çerçevesinde organize oldular. Biz ise nedenlerini analiz etmeden PYD demek PKK demek, dolayısı ile de PYD terör örgütüdür demek gibi steril, kimseyi ikna etmeyen ve gerçekleri yansıtmayan bir pozisyon içine girdik. Adam can derdinde, karşısında o dönemde oldukça güçlü olan DAEŞ var; silahı, desteği nereden buluyorsa alacak tabii, ona buna burun kıvıracak, armudun sapı üzümün çöpü inceliğine girecek halde değil ki!

Sonrasına da bakalım. ABD bu örgütü DAEŞ’e karşı savaş için destekliyor, silahlandırıyor, kullanıyor. Oradaki Kürtün başka bir seçeneği var mi? Biz Esad’a cephe açmışız, kendi topraklarımızda bile 2015 sonunda Sur’u yerle bir edip 20.000 kendi insanımızı başka yerlere göçe mahkum etmişiz, Suriye Kürt’ü Türkiye’ye nasıl güvensin? Uzatmayayım, Suriye Kürtlerini PYD’nin kucağına biz attık.

Şimdi de Türkiye sınırındaki Kürt terör çemberinden bahsediyoruz. Yok bu Kürtler Akdeniz’e ulaşacakmış, yok ABD bu Kürtlere 5.000 konteyner silah vermiş.

Haritaya bakma zahmetine katlananın göreceği ilk şey Kürtlerin Akdeniz’e çıkma imkanlarının olmadığı. Fırat’ın batısında Kürt köyü bile yok sayılır. Olsa da zaten bir şey farketmiyor; Afrin’in batısı Türkiye, güney-batısı Rus kontrolünde, Rusya’nın en büyük Akdeniz deniz üssü bu bölgede. Bu yalnızca Afrin operasyonunu halkımıza kabul ettirmek için uydurulmuş hikayelerden biri.

Diğer husus PYD’nin ağır silahlarla donatılmış olması. Bu ağır silah denilen şeyler ne? Tank bile değil, zırhlı personel taşıyıcılar, birkaç çok namlulu roket atarlar, tanksavarlar ve benzer silahlar. Bu silahlar nerede? Fırat’ın doğusunda. E-ee, biz Afrin’e girerek bu silahları nasıl imha edeceğiz, bir bilen var mı? Bu silahlar Türkiye için herhangi bir tehlike teşkil ediyor mu? Hayır, hiçbir şekilde. Nedeni basit: bu tip silahlara sahip bir güç yarı nizami bir ordu haline gelmiş sayılır. Türkiye ise her şeye rağmen o bölgenin en güçlü ordusu. Bu tip yarı nizami bir ordunun bizim ordu karşısında hiçbir şansı yok. Zaten PYD’nin Türkiye’ye saldırma gibi bir niyeti, böyle bir gücü de yok.

Türkiye için tehlike elinde zırhlı olan bir ordu değil, omzunda Stinger tipi füze olan gerilla.

Bizim çıkarımız Suriye toprak bütünlüğü ve ABD’nin PYD’ye olan desteğini geri çekmesi mi? O zaman yapılacak şey Suriye rejimi ile beraber hareket etmek, Suriye’deki Kürtlere PYD dışında bir yaşam garantisi vermek değil mi? Ama hayır, Esad’ı Esed yaptık ya, aklın yolu bir olsa da yanlışımıza devam ediyoruz. Bir Rusya’ya yaklaşıyor, ABD’ye meydan okuyoruz; daha sonra da ABD ile ilişkilerin normalleşmesi için adım atıp Esad’lı hiçbir çözüme yaklaşmıyoruz. Dahası da var, yanımıza aldığımız ÖSO’cuların bir kısmı eski cihatçılar, hâlâ akıllanmadık, hâlâ ya göl maya tutarsa kafası ile hareket ediyoruz.

Bu göbek dansının cezasını yalnızca boşu boşuna verdiğimiz şehitlerle ödemiyoruz. Türkiye’de, kendi vatanımızda Türk Kürt ayrışmasına, kin birikimine, karşılıklı güvensizliğe çanak tutuyoruz.

Afrin operasyonu sanki Türkiye’nin mecbur olduğu bir savaşmış gibi lanse edildi, doğruları söylemek yasak… Yahu, o günkü imkansızlıklara, donumuza kadar her şeyimizi veren ABD’ye rağmen 1974’de dört haftada Kıbrıs’ın neredeyse yarısını almıştık, bugün aynı sürede gittiğimiz yer Kadıköy Bostancı… Biz Suriye’de gözlem karakolları kurduğumuzda “kahramanlar için kartal yuvası”, Kürt bizim sınırda yalnızca savunma amaçlı beton hendek inşa ettiğinde “hain tuzaklar”…

Afrin operasyonu, Erdoğan tarafından siparişi verilmiş, uluslararası ilişkilerde Türkiye’nin orta ve uzun vadeli çıkarlarına aykırı, tamamen iç politika nedeni ile girişilmiş bir operasyondur.

Ama bizde bir akıl tutulması olmuşsa ne diyeyim, akılsız başın cezasını ayaklar, pardon, beyinden aylaklar çekermiş.

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.