Rıza Sarraf Dosyası – III

0

Rıza Sarraf dosyası daha başından beri Türkiye için bir skandal ve sorumsuzluklar zinciri. Şimdi sıra bedelini ödemekte.

Gelecek hafta jürili dava başlıyor, en fazla 4-5 hafta içinde sonuçlanmış olacak. Çıkacak kararları ve Türkiye için sonuçlarını görmek için müneccim olmaya gerek yok, bazı mahkumiyetler kesin sayılır.

Sarraf’ın davaya katılıp katılmaması, itirafçı olup olmaması çok önemli değil, sonunda bu kişisel olarak kendisinin çekeceği ceza konusu, Türkiye için direkt bir etkisi yok. İtirafçı olmuşsa tek fark, savcılığa yaptığı ek beyanlar, verdiği ek bilgi ve belgeler. Yani Türkiye’nin alacağı cezaların dayanaklarının biraz daha güçlü hale gelmiş olması. Ama daha bu dava açılmadan önce savcılığın elindeki, mahkemeye delil olarak sunulacak belge adedi 2.000’den fazlaydı, şimdi 3.500 belge olduğu söyleniyor.

Bu davada Türkiye’yi en fazla ilgilendiren konulardan birisi Halk Bankası. Savcı iddianamesinde bu bankanın “kanunlara aykırı olduğunu bilerek ve isteyerek” hareket etmiş olduğunu belirtmiş. Bankaya yöneltilen suçlar ABD’nin İran’a karşı uyguladığı ambargoyu delmek amacı ile şebeke kurma; ABD’nin finansal sistemini kullanarak İran hükümeti ve başka İranli kurumlar adına milyonlarca dolar tutarında işlem yapma; bu amaçla ABD yönetimi yetkililerine yalan söyleme; milyonlarca dolarlık yasadışı işlemlerle bağlantılı fonları aklama ve bu işlemlerin asıl niteliğini gizleyerek çeşitli finansal kurumları aldatma. Birçok belge de bunları doğruluyor. Halk Bankası “Türkiye İran ambargosuna uyacağını beyan etmedi, bankamızın yaptığı işlemler Türkiye’de suç teşkil etmez” diyecek durumda da değil.

Örneğin Halk Bankası, İran’dan alınan petrolün karşılığında ödenen parayı alıp doğrudan İran’a göndermemiş. Bunun yerine bu parayı Sarraf’ın hesabına koymuş, buradan Sarraf’ın altın ithalatını ödemiş. Sarraf da bu altınları önce İran’a, sonra da Dubai’ye göndermiş. Bu işlemlerin sistemde görünmemesi, kamufle edilmesi amacı ile özel ve resmi evrakta sahtekarlık yapılmış. Başka bir deyimle Halk Bankası İran ambargosunu delmekle kalmamış, ayrıca para aklama işlemlerine de katılmış. Başka belgeler, Halk Bankası genel müdür ve genel müdür yardımcısı ile sık sık görüştüğünü, bankanın “işlemlerin üçüncü kişiler tarafından takibini güçlendirmek amacı ile alınması gereken tedbirler” konusunda Sarraf’a danışmanlık hizmeti verdiğini doğrulayıcı nitelikte.

Tek banka Halk Bankası değil. Aynı yoğunlukta bulaşmamış bankalar olarak Aktifbank veya Garanti Bankası gibi bankaların da isimleri iddianamade geçiyor ama şimdilik bu bankalar “sanık” olarak gösterilmemiş, büyük bir olasılıkla ikinci dalga dava konusu olacaklar.

Bu gibi konumlarda ABD sisteminin bankalara kestiği para cezası, yapılan işlemin hacmi ile orantılı. Milyarlarca dolarlık işlemlerin ne kadarının Halk Bankası üzerinden yapılmış olduğu açık olarak iddianamede belirtilmemiş, ama bunun çok büyük bir rakam oluşturduğu varsayılıyor. Dolayısı ile Halk Bankası’na verilecek ceza sembolik bir şey değil, 15 milyar dolar gibi bir rakam bile sürpriz olmayacak.

Bir banka bu cezayı ödemezse ne olur? Amerika’da ve Amerika’yla çalışamaz, burada bir muhabir bankası bile olamaz, yani kısaca dolarla işlem yapamaz. Bankacılık sistemi dışında kalır ve çöker.

Temyiz hakkı veya pazarlık (settlement) imkanı olsa da değişen fazla bir şey yok, Halk Bankası bu cezayı bilançosuna taşıdığı anda en riskli bankalar sınıfına girecek. Bu cezayı bilançoya yazmamak ise, bizim kanunlara göre bile, başlı başına ayrı bir suç.

Ayrıca Halk Bankası bir devlet bankası, iflas etmesi söz konusu değil. Geçen hafta kimseye söylenilmeden kanunda bir değişiklik yapıldı, bu bankanın hisselerinin başka bankalara devri ile şark kurnazlığı yapılmak isteniyor ama bu cezayı dolaylı da olsa Hazine ödeyecek.

Kararın açıklandığı hafta TL’nin değer kaybetmesi kaçınılmaz. Kur artışı demek ithal mallarının pahalanması, akaryakıta zam demek. Yani bu cezayı vatandaş da ödeyecek. Bir kişinin kişisel çıkarlar için Türkiye’ye ödettiği bedel!

İddianamede Sarraf’ın yanında eski bakan Zafer Çağlayan ve Halk Bankası’ndan Süleyman Arslan ve Mehmet Hakan Atilla da sanıklar listesinde. Atilla Amerika’ya girdiğinde tutuklanmıştı, Çağlayan ve Arslan da Amerika’ya giderlerse hemen tutuklanacaklar.

Sarraf’ın itiraf veya dava süresince vereceği beyanlara göre bu isimlere bir ileriki safhada başka isimlerin de eklenmesi, daha sonra da bu kişilere karşı da dava açılması söz konusu.

Savcıların elindeki belgelerden biri Sarraf’ın itina ile tuttuğu, verdiği rüşvetleri günü gününe işlediği “rüşvet çizelgesi”. Burada başka eski bakanların da isimleri, ayrıca “yukarıya cash” diye kodlanmış başka bir kişi de bulunmakta. Sarraf bu rüşvetleri doğrular, bir de örneğin Emine Erdoğan ile Bilal Erdoğan’ın vakıflarına yapmış olduğu milyonlarca dolarlık bağışların aslında bu konu ile ilgili olarak verilmiş rüşvet olduğunu beyan ederse Emine ve Bilal Erdoğan’a karşı da savcılığın dava açma mecburiyeti doğacak.

Dolaylı delil olarak örneğin 17-25 Aralık tapelerinin mahkemeye sunulması söz konusu. Savcılık bu tapelerle birlikte ses kayıtlarının montaj olmadığını bilirkişi raporları ile doğrulatmış.

Şu anda savcılıkta bulunan belgelerin 1.500 kadarı “gizli”, üçüncü kişilere açılmayacak. Bu gizli delillerin içinde, şu anda suçlanan sanıklara ek olarak “sanık 1” ve “sanık 2” diye kodlanmış iki isim daha var.

Amerika hukuk sisteminde bundan önce hangi konumlarda böyle bir uygulamayla sanık kodlaması yapıldığına bakılınca bunun “isimlerinin açıklanmasının Amerika’nın çıkarlarına ters düştüğü haller (örneğin hâla Amerika dışında hassas görevlerde bulunan Amerikalılar)” ve diplomatik olarak dokunulmazlığı olan yabancılar olarak görünüyor. Manidar!

Bu jürili bir dava. Delillerin sanıklar veya avukatları tarafından reddedilmesi, dosyadan çıkarılma talepleri vs. tabii ki önemli, ama jüridekiler hakim değil. Kendilerinden istenen “samimi intibaları” ile karar vermeleri.

Yeni yıla Türkiye ağır cezalarla yüklü olarak girecek. Yabancılar istedi diye değil, zamanında biz bu kanunsuzluklara göz yumduğumuz, çanak tuttuğumuz, gereken cezaları kendi mahkemelerimizde vermediğimiz için.

 

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.