Afrin Yanlışı

0

Bırakalım bu kadar ciddi bir konuyu, daha basit girişimlerde bile bir kişinin hedefini belirlemesi, sonuçlarını düşünmesi, artılarını eksilerini tartması ve adımlarını ona göre atması başarının ilk şartı, askeri operasyonlarda ise olmazsa olmazı. “Hele başlayalım, gelişmelere göre karar alırız” yaklaşımı çoğunlukla hüsranla bitecek bir sonuç getiriyor.

Afrin olayı ise bir yanlışlar silsilesi. Ordumuzun Suriye’ye girmesi, oradaki teröristleri tepelemesi bu gerçeği değiştirmiyor. Yanlış başladığımız iş kaçınılmaz olarak yine yanlış bitecek, olan verdiğimiz şehitlere, kaybettiğimiz dostlara, Türkiye’nin ödemesi gerekecek faturaya kalacak.

Her konuda haklı olduğumuzu, Afrin’i alıp Menbiç’e indiğimizi, hatta Fırat’ın doğusunda bile YPG’nin bizim sınırların 30 km uzağına itildiğini varsayalım. Bugünkü konuma göre ne değişmiş olacak?

ABD desteği ile Fırat’ın doğusunda, YPG kontrolü altındaki koskoca bölge yine olduğu gibi kalacak. Suriye’nin bölünme tehlikesi yine olacak. 30 km enindeki tampon bölge bunda hiçbir değişiklik getirmeyecek, tam tersine kimsenin kontrol etmediği başına buyruk bir yer oluşturacak. Bağımsız, yarı bağımlı veya federatif Kuzey Suriye Kürdistanı kurulacaksa yine kurulacak.

Terör koridorunun Akdeniz’e çıkması bizim yarattığımız bir kavram. PYD’nin böyle bir şansı hiçbir zaman olmadı, bundan sonra da olmayacak. İdlib’in batısında Kürt nüfusu neredeyse yok, bu bölge Rus kontrolü altında ve Rusya’nın Akdeniz’deki en büyük deniz üssü burada. Yani bu da bir gerekçe değil.

Uzun lafın kısası, en iyi, en olumlu askeri sonuçlar halinde bile bugünkü konum fazla değişmemiş, Türkiye’nin kazancı çok kısıtlı kalmış olacak. Buna karşılık alınan riskler çok:

– Afrin bölgesinin kontrolünü ele geçirmek başka, Afrin’i YPG’den temizlemek başka. Burası çoğunluğu Kürt olmayan bir şehir. YPG’yi temizlemek demek burada sokak savaşına girmek, bataklığa adım atmak, oradaki masum insanları da mağdur etmek demek. Kaş yaparken göz çıkarmak, Türkiye’ye güvenenleri de düşman etmek demek.

– Menbiç’e gidecekmişiz. Afrin’e gideceğimizi duyurduğumuzda Rusya buradaki askerlerini güneye çekmişti. Menbiç’de ABD bunu yapmaz, restine rest deyip askerlerini orada bırakırsa ne yapacağız? ABD ile silahlı çatışmaya mı gireceğiz?

– Afrin operasyonu genişlerse ordumuz hava desteği olmadan büyük bir sahaya yayılacak. Rusya, Suriye veya ABD uçaklarımızın Suriye hava sahasına girmesine izin vermezse ne olacak? Tanklarımız, zırhlılarımız bile bile canlı hedef olarak yine ileriye mi sürülecek?

– Afrin’deki, Menbiç’deki operasyon bitti diyelim. Bu ÖSO’cuları ne yapacağız? Yaptıkları her kabahatın faturasının Türkiye’ye çıkmasına yol açacak şekilde oralarda mı bırakacağız, yoksa ellerinden silah tutmaktan başka bir şey gelmeyen bu kişileri Türkiye’de mi konuşlandıracağız? Suriyeli göçmenlerden şikayet ederken bir de bunları mı başımıza saracağız?

– Biri haftasına Şam’da namaz kılacaktı. Bunu ancak askeri operasyondan anlamayan siviller söyleyebilir. Bundan önceki El Bab operasyonunda gördük, 50 km’den az derinliğe ancak 6 ayda varılabildi. Sonra da birkaç gözleme istasyonu kurup geri döndük. Bugün burada gelinen nokta o kadar şehidin verilmesine gerek olmadığı yönünde. Afrin’de de aynı şey olmayacak mı? Unutmayalım, orası Suriye toprağı, hem Suriye bütünlüğü deyip hem bölgeyi işgal mümkün değil.

Ana konu yaptığımız işin tutarsızlığı. Suriye’nin bu hale gelmesindeki sorumluluklardan bir bölümü bize ait. BOP eşbaşkanı olarak yola çıkıldı, birkaç ay önce kardeş ilan ettiğimiz Esad’ı Esed yapıp ABD’nin talebi üzerine Suriye’nin bölünmesini hedefleyen işbirliğine başladık. Kısaca Türkiye’nin çıkarlarına tam ters düşen bir yola girdik. Şimdi aklımız başımıza gelince merkezi hükümet, yani Esad ve Rusya ile Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayacak ortak girişimler yerine yine hatalı olarak başımıza buyruk hareket ediyoruz.

Suriye’de savaş ne kadar sürerse sürsün en sonunda masa başında bitecek. Masada Suriye, Rusya ve ABD’nin olacağı kesin; İran da dolaylı olarak yerini garanti altına almış sayılır. Türkiye bu masaya kimin yanında oturacak? Tek başına oturmak, savaşarak kazandıklarını masa başında kaybetmek anlamında.

Bakın, ordudan bugün ses çıkmıyor ama bu uygulanan plan bizim ordumuzun planı değil. Örneğin bizim ordumuzun genlerinde, geleneklerinde askeri disiplini olmayan ÖSO gibi toplama kişilerle cepheye gitmek yok. Afrin’e girme planı yalnızca siyasi ve iç politikaya dönük bir karar. Ne yapacağı, elindeki silahı yarın kime karşı kullanacağı belli olmayan fedailerle cephe arkadaşlığı bizim ordumuza uyan, ordu tarafından memnuniyetle karşılanan bir şey de değil. Sular sakinleştikten, Suriye kendine geldikten sonra dinleyip okuyacaksınız. Bizim ordumuz şerefli bir ordu; stratejisini çizmeden, tedbirlerini almadan, sonuçlarını düşünmeden kenar mahalle kabadayısı metodu ile hiçbir mensubunu maceraya atmayacak bir ordu. Kendi göbek bağını kendi kesen, bölgenin en güçlü ordusu.

Zararın neresinden dönülse kârdır. Türkiye’nin bugün yapması gereken Esad rejimi ile ortak hareket edip Suriye’nin toprak bütünlüğü için çaba göstermek olmalı. Bunun tersi, iç politika kazançları için Türkiye’yi biraz daha yalnızlaştırmak, biraz daha ateşe atmak olur.

Gerçek vatansever vatanını koruyandır, vatanı ile kumar oynayan değil.

 

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.