Afrin: Kısa Gün Kârı, Uzun Gün Zararı

0

TSK Afrin’e girdi. Gönlünüzü rahat tutun, daha güneylere inilmeye kalkışılmazsa bu operasyonun askeri olarak başarılı olmama riski yüzde sıfır. TSK bölgenin en güçlü ordusu, operasyon yapılan yer bizim sınırımızın hemen ötesi. Karşısındaki silahlı güç ordu filan değil, devşirilmiş, bindirilmiş kıtalar… Kısa zamanda TSK hedeflerine ulaşır, görevini başarı ile tamamlamış olur.

Esas soru daha sonrası. TSK’nın bu askeri başarısı Türkiye’ye ne getirir, ne götürür?

Dış politika bir satranç oyunu. Konu ülke olunca 4-5 hamle sonrayı düşünmek lazım, yoksa işin içinde bir piyon almak için ilk baştan önemli pozisyon, sonra da partiyi kaybetmek var. Olup bitenlere bakalım:

  • Bize ne deniyor? “PKK veya YPG’nin Akdeniz’e çıkmasına engel olmak lazım”. İyi de böyle bir risk, YPG için böyle bir olanak yok ki! Afrin’in batısı, yani Akdeniz’e doğru olan tarafı Suriye bile değil, doğrudan Türkiye. Aşağıdan dolaşmaya kalkışsalar oralar Rus kontrolünde, Rusların Akdeniz’deki en büyük deniz üssü de bu bölgede. Üstelik Afrin’in batısında Kürt köyü bile yok!
  • “ABD tarafından silahlandırılan YPG’ye karşı operasyon”. Tamam da bu şekilde silahlandırılan YPG Afrin’de değil ki. TSK karşısında siz tank, zırhlı araç filan gördünüz mü? ABD’nin yolladığı silahlar Afrin’in güney doğusunda, Fırat’ın doğusunda yine YPG’de kalacak.
  • “Bir akşam gelip tepelerine bineceğiz”… Açık sahada darbe üstüne darbe yiyen YPG ne yapacak? Bunlar düzenli bir ordu değil, dağılıp Afrin’e, çevre köylere sığınacak, girecekler. Peşlerine düsüp oraları yerle bir mi edeceğiz, ordumuzu sokak savaşı bataklığına mı sokacağız? O bölgede Kürt nüfus azınlıkta, o Kürtler bile YPG’ye sempati ile bakmıyor. Onları da mı cezalandıracağız?
  • Afrin’i YPG’den temizledik… Ne kadar orada kalacağız? Birkaç gözlem noktası kurup geri geldik diyelim. Yabancı ülkede kurulmuş bu karakollar taciz ateşine, provokasyonlara açık bir şey değil mi? Her seferinde derslerini vermek için oralara gidip inisiyatifi, tuzak imkanını YPG veya başka güçlere mi vereceğiz? Gidip kalmayacaksak, yarın aynı duruma gelecek bir konum için yapılanlar ne işe yaramış olacak?
  • Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamak için… Geriye dönüp bir bakalım. O bölgede bizim sınırlardan ellerini kollarını sallayarak girip çıkanlar Kürtler mi, yoksa eski DAEŞ’ciler mi? Bugün hangi Kürt, ki buna PKK da dahil, Afrin civarından Türkiye için bir tehlike unsuru?
  • Kuzey Suriye’de kukla devlet kurulmasına izin vermemek… Irak sınırı ile Fırat arasındaki 500 km’lik uzunluk YPG kontrolü altında, buna ses yok da en büyük sorun diğer yerlerle coğrafi bağlantısı bile olmayan bu “cep” bölgede mi?

Uzatmayayım, TSK başarılı bir operasyon yapmış olacak, ama kendi kendimize yarattığımız “tüm dünyaya ders verdik” söylemi orta ve uzun vadede Türkiye’ye pahalıya patlayacak.

Rus uçağını düşürdük, ilk günlerde göğsümüz kabardı, faturasını sonra ödedik; Rusya’ya göre hâlâ borçluyuz, daha da ödeyeceğiz. Suriye’de kırmızı çizgi üzerine kırmızı çizgi çektik, Fırat’ın doğusu tamamen YPG kontrolünde, hatta batısına da geçtiler. Esad’ı Esed yaptık, adam hâlâ orada, olan bize oldu, milyonlarca Suriyeli bizde göçmen. Rabia diye yola çıktık, çevremizde dost ülke kalmadı, eski müttefiklerimizi bile düşmanlar listesine kattık.

Herkes bir hata yapabilir, ama bir kişinin aynı hatayı iki kez yapmaması lazım. Biz ise aynı hatayı israrla tekrarlayanlardanız herhalde…

Türkiye için geçerli tek strateji Suriye’nin toprak bütünlüğü. Suriye halkının sorunları, çeşitliliği, çelişkilerine; bugün Rusya, ABD veya İran’ın girişimlerine, yarattıkları zararlara rağmen… Tek çıkar yol kimsenin toprağına göz dikmeden, sonu belli olmayan maceralara atılmadan, Suriye’nin toprak bütünlüğü stratejisinden ayrılmamak. Bunun dışındaki her hareket, her inisiyatif bugün olmasa yarın Türkiye’nin zararına.

Peki de bu toprak bütünlüğü kiminle, nasıl sağlanacak? Etrafında dost bırakmamış Türkiye’nin sözü nereye kadar dinlenecek?

Bugün biz YPG’yi terörist organizasyon diye tanımlıyoruz. ABD Suriye’yi cihatçılardan temizlemede kullandığı yerel güç olarak görüyor. ABD Hamas’a terör örgütü diyor, biz destek verenlerdeniz. ABD YPG’ye silah veriyor diye öfkeleniyoruz, Rusya PKK’yi terörist olarak bile kabul etmiyor, sesimizi çıkartmıyoruz…

Bugün biz Afrin’i terör koridoruna karşı operasyon diye duyuruyoruz, tüm dünya haritaya bakıyor, bunu Türklerin Kürtlere karşı yaptığı bir harekat olarak görüyor. Biz ÖSO’yu yanımıza alıyor, eğitip silahlandırıyoruz; başkaları bunlara El Nusra artıkları olarak bakıyor. Biz Türkiye’nin bekası diyoruz; dışarıdan bakan Türkiye için hayati bir tehlike görmüyor, aslında iç politika malzemesi diye analiz ediyor, en iyimseri Türkiye’nin mezhep kavgası diyor.

Tamam, tabii ki Mehmetçiğin yanındayız, ama bu ayrı bir konu. Bu, yapılan hatayı görmeme, gelecekten endişe etmeme anlamına gelmez ki. İktidarın gerçek tehlikeleri görmeden, yoktan öcü yaratarak ordumuzu alet olarak kullanması, hatalardan hatalara koşması her şartta kabul edilecek bir şey değil ki! Türkiye satranç tahtasında bir piyon kaptı ama pozisyonunu o kadar zayıflattı ki…

Keskin sirkenin zararı küpüne olurmuş. Sağlıklı bir analiz zamanı değil mi şimdi?

 

İbrahim Çakıroğlu

 

yorum

Yorumlar kapalı.