Erdoğan ve Nöropsikiatrist

0

 

2009 yılında, eski nöropsikiatrist ve Foreign Office’in eski sekreteri, İngiliz David Owen, politikacılarda sıkça görülen bir hastalığı incelemek için bir vakıf kurdu: Hubris. Kelimenin kökeni Yunanca olup kişilerdeki ego kaymalarına olan güçlü eğilim anlamında: Ölçüsüz kibir, kendine aşırı güven, herşeyi yapabileceğine sınırsız inanç, ağır otoritarizm. Günlük Fransizcada buna, sonsuz politik trajediler kaynağı olan iktidar sarhoşluğu deniliyor.

Bu Paris politika dünyasında tanınmayan bir şey degil. Ama bu hastalık bugün özellikle yakın komşulardan birini ilgilendiriyora benziyor: Recep Tayyip Erdoğan. Kobane Kürtleri, Orta-Dogu ve Türkiye için dramatik sonuçları olabilir.

Financial Times’dan meslekdaşımız Gillian Tett ay başında, Dr Owen’in The Deadalus Trust vakfında listelenmiş, belirtilerden bazılarını hatırlatıyordu. Hubris, genellikle danışmanlarının karşı fikirlerine karşı aldığı kararlar sonucunda ilk baştan birçok başarıya ulaşmıs kişilerde görülmekte. Normal bir görünüm altinda, söz konusu kişide tehlikeli bir davranış haline gelen ve hastalıklı derecede kendine aşırı güven hissini geliştiriyor: çevresini dinlememek, hatta bunları hor görmek; herşey ve herkese karşı haklı olduğunu düşünmek ve en görkemli projelere eğilimli olmak. Genellikle bunlar kötü bitiyor.

Örneğimizde, Ankara’nın, aylardır “İslam Devleti” (İŞID) “kara gömleklileri” tarafından kuşatılmış Suriye’nin küçük şehri Kobane Kürtlerine karşı gösterdiği husumet, Erdoğan’ın bu üç hırsı ile açıklanabiliyor. Cumhurbaşkanı aynı zamanda hem Türkiye Kürtlerini zayıflatmak, hem Amerika’nin Suriye politikasını derin şekilde değiştirmek ve hem de Beşar El Esad’ı Damas’dan kovmak. Büyük bir program.

Kobane Şehidi

Bu işin bir de kişisel yönü var. İslamcı akimin eski mirasçısı, AKP (islamcı-muhafazakar) parti başkanı Erdoğan, başbakanken (2003-2014) El Essad ile ilişki kurmuş ve iki ülkeyi yaklaştırmıştı. 2011’de başkaldırılar başladığında, şiddet patlamasının önüne geçmek için Erdoğan haklı olarak Şam iktidarına muhaliklerle görüşmesini tavsiye etmişti. Sözünü dinlemediler. Maalesef üç yıl içinde 230.000 ölü kendisine hak verdiği için buna kin tutmadı.

Kobane şehitlerine karşı pasifliğini savunmak için Türkiye, 13 Ekim Pazartesi günü, İstanbul’da Boğaziçi Enstitüsü tarafından düzenlenen yıllık seminerde belirttiği gibi, stratejik ambalajli açıklamalar getirmekte. Öncelik İŞID’e karşı değil, Şam rejimine karşı savaşmak. Şam’ın canavarlığı İŞID’in canavarlığını yaratmakta. İŞID hava operasyonlari ile yenilemez. Dolayısı ile Ankara, Amerika’nin biraz daha katkıda bulunmasını ve Amerika hava korumasi altında Suriye topraklarında bir tampon bölge kurulmasını önermekte. Böylece bu bölge, Türkiye’deki yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli mülteci ve ılımlı isyancının antreman kamplarını barındırabilecek.

Bu, Washington’a karşı bir santaj: Türkiye İŞID’e karşı harekete aktif olarak, ancak Obama bu talepleri kabul ederse katılacak. Bu arada fatura Kobane’ye çıkacak. Küçük şehrin birkaç yüz metre ilerisinde sınıra yığılmış Türk tankları, İŞID’in ilerlemesine engel olmamak amacı ile bir tek kez bile ateş açmıyor.

PKK’yi zayıflatmak

Bu pozisyon başka hedefleri de saklıyor. Kobane, Suriye Kürt PYD milisleri tarafindan kahramanca müdafaa edilmekte. PYD ise, 30 yıldır süregelen iç savaşa son verebilmek amacı ile on aydır Erdoğan’ın görüştüğü PKK’nin (Türkiye’deki silahlı Kürt hareketi) direk bir şubesi. PYD’nin yenilgisini sağlayarak Türk cumhurbaşkanı PKK’ya bir darbe indirmeyi ve PKK’nin görüşme masasına zayıf bir pozisyonda oturmasını hedefliyor.

Ankara bu şekilde İŞID’in Kobane’deki zaferini kolaylaştırarak, PYD’nin Türkiye sınırı boyunca, Türkiye Kürtlerine model ve emniyetli üs teskil edebilecek, bağımsız bir bölge oluşturmasını engelleyecek. Erdoğan, Türkiye’ye yarattığı tehlike için «İŞID ve PKK ayni şeydir» demekte. Yapılan teklif esasında dürüst değil. Silahlı savaş dışında PKK terorizm yapmış olsa bile hiçbir zaman İŞID gibi hareket etmedi: kafa kesmeler, çarmıha germeler, şu veya bu azınlığa karşı soykırım denemeleri, ırza geçmeler ve toplu katliamlar, vs.

Türkiye cumhurbaşkanı bu işin sonunda çok şey kaybedebilir. Kobane’nin düşüsü Kürtler nezdinde politik ve sembolik bir önemde olacak. PKK ile olan görüşmelerin sona ermesi, Türkiye’yi yine iç savaşa götürme riskini taşıyor. Dolayısı ile de bu ülkenin kaosa abone olmuş Orta-Dogu’daki başari ve istikrar imajını da bulandıracak.

Erdoğan’in İŞID’e karşı hareket etmemesi Amerika’yı bıktırıyor; Washington’da, Obama anti-islamist koalisyon üyesi ve NATO ülkesi olarak bunun kabul edilemez bu davranış olduğu söylüyor. Ankara’nın durumu Avrupa kamuoyunu da yaralıyor; Brüksel’de de bu davranışın Avrupa Birliği’ne üye olmaya çalişan bir ülkenin tutunmasi gereken tavır olmadığı söylenmekte.

Kobane’de Erdoğan bazi büyük projelerini sabote etmekte: David Owen’in dediği gibi Hubris kendi kendini imhaya kadar gidiyor.

Alain Frachon (Tercüme edildi)
Le Monde – 16 Ekim 2014

Orijinali: http://www.lemonde.fr/idees/article/2014/10/16/le-president-erdogan-et-le-neuropsychiatre_4507631_3232.html

 

 

yorum

Yorumlar kapalı.