Erdoğan – PKK İşbirliği

0

8 Haziran’a kadar ortalık güllük gülistanlıkken ne oldu da birden bire heryer kana bulanmaya başladı? Suriye daha önce de vardı, Kobane daha önceydi, ISIS Haziran’dan sonra ortaya çıkmadı, «emperyalist güçler AKP’nin tek başına iktidar olamamasından korkup düğmeye basmadılar».

İşin aslı tamamen başka : Erdoğan-PKK işbirliği sona erdi de ondan.

Eylül 2005’de başlayan, Şubat 2011’de tamamlanan Oslo görüşmelerine geri dönelim. Norveç’in ev sahipliği ve koordinatörlüğünü yaptığı, İngiltere’nin gözlemci olarak katıldığı bu görüşmelerde kimler var? PKK’yı temsilen Sabri Ok ve Zübeyir Aydar, KCK’yi temsilen Mustafa Kalasu ve Türkiye’yi temsilen MİT müsteşarı Hakan Fidan ve müsteşar yardımcısı Afet Güneş… Hakan Fidan’in bilgi verdiği, talimat aldığı kişi ise Tayyip Erdoğan…

En sonunda üzerinde mutabakat sağlanan bir metin var. Ortak olarak hazırlanmış, PKK ve KCK tarafından imzalanmış ama en son anda «Türkiye bu metni resmi olarak imzalayamaz, ama siz imzalanmış kabul edin» denilen metin. Erdoğan-PKK işbirliğinin yol haritası.

Bu metin içinde bir çok konu ele alınmış, ama son günlere kadar dışarıya sızdırılmamış çok önemli bir madde var: PKK, Erdoğan’a başkan olması için tüm desteği verme taahhüdüne giriyor, buna karşı da Güney-Doğu PKK kontrolüne bırakılıyor.

Bunlar havada kalan, boş sözler değil. Gelin bu tarihten sonra olup bitenlere bakalım. Bu son görüşmelerden hemen sonra, 11 Şubat 2011’de MİT kanunu değiştiriliyor ve MİT mensuplarının görevleri ile bilgi vermesi Başbakanlık iznine bağlaniyor. Bu, Hakan Fidan’ı susturmak için değil, herhangi bir savcının eline geçerse soruşturmayı daha başından engellemek için. Hatırlayalım, Hakan Fidan savcılık tarafından çağrılmıştı, bu tedbir sayesinde bu tip soruşturmaların önü kesildi.

Jandarma silahlı kuvvetlerden alınıp valilere bağlandı. Nedeni basit: Güney-Doğu PKK’ya bırakılacak, buralarda ise jandarma en etkin güvenlik unsuru. Valiler devreye girince Erdoğan’in izni olmadan herhangi bir operasyon yapılamıyor, jandarma yerini bildiği PKK’lilara karşı bile eli kolu bağlı hale geliyor. Polis ise zaten valilere bağlı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Güney-Doğu illerimizden çıkan oylara bir bakalım. Erdoğan diğer parti adaylarına fark atmış… Yani PKK sözünde durmuş, başkanlığa giden yolda Erdoğan’a kapıyı açmış. Daha sonra da Erdoğan o zamana kadar gündemde pek olmayan başkanlık modelini öne sürmüş.

Çözüm süreci olarak tanıtılan süreç başlamış. Bu süreç ne? PKK’nın Güney-Doğu illerinde yaptığı tüm girişimlere, organizasyonlara, silah depolamalarına bilinçli olarak göz yummak. Sınavlarda hile ile belediyelere PKK militanlarını almak, KCK’nin silahlı milis kurmasına izin vermek, kırsalda yeri belli PKK’lılara dokunmamak, polise, jandarmaya operasyonları yasaklamak! Askeri personele veya polise “görev saatleriniz dışında resmi üniforma giymeyin, sokağa çıkışlarınızı minimum seviyeye indirin” talimatlarını vermek!

Peki, ne oldu da bu mutabakat bozuldu? Demirtaş seçimlere bağımsız olarak değil, HDP adayları ile katılma fikrini kendi cephesine kabul ettirdi, 80 milletvekili çıkardi ve AKP, anayasa değişikliği hayalleri kurarken 258 milletvekilinde kalip tek başına iktidar bile olamadı.

Ve de Erdoğan küplere bindi… Erdoğan’a göre PKK verdiği sözü tutmamıştı… Demirtaş’ın dediği gibi «eğer 400 milletvekilini verseydiniz bunlar olmazdı» mesajı Türklere değil, PKK’ya. Anlamı «eğer siz benim önümü kesmeseydiniz, paşa paşa siz de ben de istediğimizi elde edecektik. Madem pazarlığımıza uymadınız, ben de size gösteririm işte». Sonuç, ortalıkta yeni birşey yokken, PKK’nın buna tepkisiz kalamayacağını bile bile Suruç bahanesi ile PKK’ya ders vermek için ağır saldırı. Güney-Doğu’muzda etkin temizlik yerine, Kandil’e, Zap’a yağdırılan tonlarca bomba. PKK’nın değer vermediği adamlarını değil, direk olarak pazarlık safhasında söz sahibi olanları hedef alma…

Durum bugünlerde daha da karışık halde. Ağır darbeler alan PKK içinde önemli bir çatlak oluştu. Öcalan bu konumda kimseye sözünü geçiremeyeceğini bildigi için geri planda kalıyor. Kürtler nezdinde prestijini, sembolik değerini korusa da artık Öcalan’in Kandil üzerinde etkisi pek yok. Kandil ise Türkiye partisi olmaya çalışan HDP’ye, bilhassa Demirtaş’a sıcak bakmıyor. Demirtaş’a yaptığı baskı o kadar artti ki en sonunda Demirtaş “önümüzdeki günlerde PKK tarafı ile Türk tarafı olarak düzenlenmiş ve Erdoğan’a başkanlık karşılığında Güney-Doğu’nun PKK kontrolüne bırakılacağını belirten yazılı mutabakat ortaya çıkabilir” demek zorunda kaldı. Bu mesaj hem PKK’ya, hem de Erdoğan’a. Can havli ile verilmiş “üstüme bu kadar gelmeyin, köşeye sıkıştırırsanız fena tırmalarım” mesajı.

Son aylardaki silahlı olayların asıl nedeni işte bu. Yani kişisel çıkar ve intikam hisleri ile Erdoğan’in Türkiye’yi kan gölüne çevirmeyi kabul edecek kadar gözünün dönmüş olması.

 

İbrahim Çakıroğlu

 

 

yorum

Yorumlar kapalı.