1 Çanakkale Gazileri -1-

Çanakkale Gazileri -1-

0

1981 yılında yayınlanan ve “Yaşayan Çanakkaleli Muharipler” adını taşıyan bu kitapta yer alan ve Cahit Önder tarafından söyleşi yapılan ve fotoğrafları çekilen gazilerimizden hiçbiri bugün hayatta değiller. Bu kitapta yer alan bazı söyleşileri gençlerimizin bu vatanın nasıl kazanıldığına dair fikirleri olsun diye yayımlıyoruz. (Ed.)

 

ahmet-basaran2

AHMET BAŞARAN

Yenice-Çınarcık Köyü’nden.

Tahir Oğlu Ahmet benim adım. 1303 (1887) doğumluyum. 94 yaşındayım. 6 yıl askerlik yaptım. Çanakkale cephesinde ağır topçuydum. Çanakkale’ye ilk vardığımda Çimenlik Kalesi’nde 60-70 gün talim yaptırdılar. Sonra bizi bölüklere dağıttılar. Ben 6. Bölüğe düştüm… Nara Kalesi’ne verdiler. Nara Kalesi’nde 6 ay filan durmuştuk ki, seferberlik ilan edildi. Bizi Dardanos Bataryalarına gönderdiler. Dardanos’ta 5. Bölüğe verdiler. Biz 150 kişi kadar vardık. Başımızda yüzbaşı Ahmet Bey vardı. 7.5’luktu toplarımız. Biz seri ateşli toplardaydık. 4 topumuz vardı. Mermileri aynı tüfek fişengine benzerdi… Kucaklayıp kakardık topun içine.

18 Mart günü Kepez’in altında bulunuyorduk. Düşman gemileri, hep zırhlı tabii. Selanik açıklarından ateş ede ede geliyorlar. Kumkapı ve Seddülbahir taraflarını ateşe tuttular. O taraflardaki tabyalar ateş içinde kaldılar. Toplar paralandı… Cephanelikler tutuştular. Bir zaman sonra Kumkale ve Seddülbahir’deki bataryalar sustular. Düşman Zırhlıları ateş ederek boğaza yaklaştıkça bizim de mesafemize giriyorlardı. İntepe ve Çakaltepe Bataryaların ateşe başlamalarından sonra, biz de bizim mesafemize girince başladık zırhlılara ateşe. Ben mermi sürüyordum. 2. erdim topta. Çanakkale Boğazı karabulut gibi gemi doluydu. Hangisine atarsan at. Akşam üzeri gün inmeye yakın düşman zırhlılarından birisi bizim önümüzde battı. Bize yakındı. Ya Kilitbahir’den, ya Hamidiye Tabyası’ndan attılar. Kepez çayı’nın denize döküldüğü yeri bile geçmişti. Çanakkale’ye yakınlaşmıştı. Mermi geldi zırhlıya. Denizin dibine kaynadı gitti. O gün, batanı battı, batmayanı geri çekilip kaçtı… Gittiler…

18 Mart’ın ilk günü bizim tabyada 11 kişi şehit vermiştik. Soğandere, Kerevizdere taraflarında dağıldılar… Geriye gittiler düşman zırhlıları… Toplarımızın önlerine çam ağaçları dikerdik. Gavurlar görmesin diye. Çam ağaçlarını geceleri sökerdik. Geceleri projektörümüz vardı. Yakardık… Düşman zırhlılarına onunla ateş açardık. Projektörümüzü parçalamak için çok mermi attı kafir. Yapamadı bir şey… O gün gece yarısı da geldiler. Batan zırhlılarının yerini araştırdılar. Biz de verdik ateşi. Gerisin geriye gittiler… Sabaha karşı oldu bu… Ertesi gün düşman gemileri tekrar hücum ettiler… Gene olmadı. Sonra akşam sabah hücum ettiler gemileriyle boğaza… Gene olmadı… Vazgeçtiler… Hücumu kesti gemiler. Sonra geri çekilip verdi topu Seddülbahir’e… Verdi topu… Topuyla bizim askeri kırıp kendi askerini çıkardı… Denizden balon kaldırıyordu. Ben gördüm. Keleter gibi bir şey. Kalkıyor havaya. O zaman asker arasında “Balon Çıkarıyor” derlerdi. Balon çıkardığını görünce, biz saklanırdık. Çünkü bizi görürmüş balondan… Toplar patlamaya başlardı ardından… Bizim koğuşun yanlarına da çok mermi düştü. Ancak kimseyi öldürmedi… Bir gün nöbete gidiyordum. Aceleyle potinlerin birinin iplerini bağlamamışım. Bir arap subay vardı. Görmüş beni çağırdı… İki tokat çekti.

-Şimdi büyük bir amir gelse, ben ne diyeceğim, dedi.

Bana öfkesinden gidip koğuşların arkasındaki iğde ağaçlarının dibine oturdu. O sırada bir bomba düştü… Toprağı altüst etti… Yakın düşmüş kafirin mermisi…Subaylar, çavuşlar koşup gittik.

-Korkmayın… Korkmayın… bende yara yok, dedi… Bizim bölüğün yanında başka bir bölük daha vardı. O bölüğün toplarından birine bir düşman mermisi düşmüştü. Subayları vardı Hasan Efendi diye… O şehit düşmüştü orada… Kumandanlarıydı… Şimdi Hasan Mevsuf dedikleri yerde… 18 kişi de yaralanmıştı… Ben görmüştüm onları orada… Bizim tabur kumandanımız Binbaşı Mustafa Bey, bölük kumandanımız Yüzbaşı Ahmet Efendi’ydi. Birliğimi de şöyle söyleyeyim: 3. Ağır Topçu Alayı, 1. Tabur, 5. Topçu Bölüğü… Çanakkale’ye yakın Kepez yolunun altında bir gemimiz vardı bizim. Çanakkale’yi bekliyordu. Düşman gemileri, deniz altından bomba yollayıp torpille batırdılardı. Hatta batmadı gemi de, yan yattıydı da, askerleri bir istimbot gelip almıştı Çanakkale’den… Bir gün de bizim dışarıya çıkıp gavur gemilerini bombalayan bir gemimiz yaralanmış geri dönüyordu. Adını bilemeyeceğim. Yavuz mu, Turgut mu, bilmem. Boğaz’dan içeri girip Nara’ya gitmişti. Biz o zaman selama durmuştuk. Sonra harp bitti. Silahlar terk edildi. Sabaha kadar kimse kalmasın burada, dediler.
Ben de o zaman köye döndüm…
Bir zaman sonra Anzavur çıktı orta yere. Kuvayi Milliye’ye karşı. Köyden de Anzavur’a asker topladılar. Sonra gidenler de kaçıp geri geldiler.
Çetecilikti ortalık… Karma karışıktı… Milliler de vardı Yenice’de. Anzavur’un elinde bir de top varmış… Havaya uçuyor…Milliler bozuldular o zaman Yenice’de… Ben köydeydim. Bunları duydum… Anzavurcular sonra Ağunya taraflarına kadar gitmişler. Onlar da oralarda bozulup dağılmışlar. Yunanlılar köyümüze geldiler. Çok dövdüler milleti. 100 kişi kadar vardılar. Yunan askerleri. “Silah çıkarın” diye çok dövdüler köylüleri. Harman vaktiydi… Korkudan kimse çıkamazdı orta yere… Öküzler insansız harman sürüp harman dönerlerdi…

Askerden geldikten sonra ev, bark olduk. 18 seneyi geçti nine öleli… Hatice’ydi adı… Üç tane çocuk oldu. 2 oğlan bir kız. Oğlumun biri askerde öldü. Adana taraflarında. Dörtyol’da… Şimdi burada kalan oğlumun yanında  yaşıyorum… Elverir… Bakıyor… Memnunum… Oğlandan da… Komşulardan da… Maaş da veriyorlar şimdilerde… Madalyam filan yok… Aramadık arkasını… Biz çok çektik, açlık bir yandan… Bit akardı yakamızdan…
Bu kararda durursa çok iyi memleketin durumu…

 

yorum

Yorumlar kapalı.