Türkiye Özgecanlar Cehennemi Olamaz!

0

Aslında her şey “selamün aleyküm-aleyküm selam” demekle başladı. Bu masum söylem zamanla bir parola, bir şifre ve sonunda adeta gizli bir haberleşme, göz kırpma ve onaylamaya dönüştü. Kentleri saran, kuşatan, yaşanmaz hale getiren, boğan varoş kültürü ve magandalık ilk olarak bu söylemlerle gelişmeye başladı. ANAP’ın iktidara gelmesiyle yükselişe geçti, AKP döneminde “ileri demokrasi” ve “Yeni Türkiye” hezeyanları ile varoş-ayaktakımı kültürü gemi azıya aldı ve geldik bugünlere.

Acı ve üzüntüyle tanık olduğumuz gibi kadına yönelik şiddet İslamlaşma ve Osmanlılaşma ile tırmanışa geçti. Siyasetçilerce de aymaz söylemlerle desteklenen bu varoş kültür bir ur veya kanserli hücreler gibi metastaz yapıyor, her yana yayılıyor, modernliği, çağdaşlığı ve Atatürk Türkiyesini kemirmeye, yok etmeye koşuyor. Sevgili kızımız Özgecan ve diğer Özgecanlar hep bu sapkın anlayışın kurbanları oldular.

Bu sapkın anlayışı benimseyenlerin oluşturduğu kitle daha ziyade minibüs müziğinin revaçta olduğu kenar mahallelerin hoparlörlü camikonduları etrafına konuşlanıyor. Onların yaşam alanı bu çevreler. Tespihli, bitirim, bıçkın tipler için hamaset, bunlara çok uygun. Bu nedenle, abilik, maçoluk, efelik, dayılanma, kaba saba konuşmalar, bir yere kadar zamparalık, hatta oğlancılık, kulamparalık, zoofili, pedofili bile bu çevrelerde hoş görülür. Hele cinsel nesne “gayrimüslim” ise kimse sesini çıkarmaz.

Onların mahallerinde içki gazete kâğıdına sarılarak, siyah naylon poşette satılır. Bayramlarda kanlar akıtılarak kurbanların sokak ortasında kesildiği böyle mahallelerde namus temizlemek için -ağır tahrik gerekçesiyle- kadınlara yapılan törensel dayaklar, eziyetler, cinayetler, içten içe hayranlık, takdir ve hoşgörüyle karşılanır.

Bu çevreye özgü ve mitinglerde tanık olduğumuz gibi “g.t kılıyık” diye haykıran bayanların türevleri de her gün kahve falına bakıp, kapı önüne yığma ayakkabı bırakılan mekanlarda oturan, türbanlı, tesettürlü, apartman girişleri ağır yemek kokan, evde oturup arsız sümüklü çocuklarla didişen, güya iffetli, sıkmabaşlı mefkureci bacılardan oluşur.

Derin bir aşağılık kompleksi içinde “oh olsun, kıskananlar çatlasın, yazıklar olsun, kader utansın” gibi acılı söylemleri bolca kullanan bu baylar ve bayanlar, aslında her tür sevinçten yoksun, eğlenmesini bilmeyen, gülme özürlü, çabuk öfkelenen, sevimsiz, şefkatsiz, sevgisiz, başkalarının acılarına sevinen, histerik, psikopat yaratıklara dönüşmüşlerdir.

Bu kültürün altyapısı bedevi şeriatı ile yoğrulmuş dinsel inançlarla beslenen, kutsallık zırhıyla korunan töre ve geleneklerdir. Zira bizim insanımızın en büyük korkusu “gavur” olmaktır, başka hiçbir şey umurunda değildir. Bu zihniyetle çocuklar korkutularak, döve, söve eğitilir. Bu eğitim, etik-pedagojik olmaktan çok, korkutucu, ödüllendirici dinsel bir temele dayanır.

Kuşkusuz bu ortamı besleyen bu kültürün aktörleri, oyuncuları, savunucuları, sanatçıları, şarkıcıları, romancıları, filmleri, dizileri, yazarları vardır. Bu bağlamda Recep İvedikler, Şevkat Yerimdarlar ve Kurtlar Vadisi gibi diziler ve bu dizilerdeki ideal erkek (!) tipleri bu varoş-ayaktakımı kültürünün toplumda rağbet görmesine ve yaygınlaşmasına yol açmaktadır.

Bu bağlamda “Aşk Köpekliktir” gibi kitapların rağbet görmesi ve çok satanlar arasına girmesine şaşmamak gerekir. Aşkı ve sevgiyi “köpeklik” olarak tanımlayan zihniyet, konuya ve olaylara İslamcı-arabesk gözlüklerle kin ve nefretle bakarak, başı açık özgür kadını şehvet düşkünü bir köpek gibi görmektedir. Toplum bu tür roman, öykü, film ve dizilerin ürettiği hasta ve sapık ruhların çıkartıları ile doludur. Sevgi ve aşkın köpeklik, köpekçe yaltaklanma olarak görülmesi, beyin ile erojen bölgenin ters orantılı olarak yer değiştirmesinden kaynaklanıyor olsa gerek.

Çözümün annelerde, kadınlarda, öğretmenlerde, hukukta olduğu doğrudur. Ancak, unutulmamalı ki sapkın tiplemeler ancak cezalar ile eğitilebiliyor. Millet olarak bazan çok daha ağır eleştirileri hak ettiğimize inanıyorum. Çünkü her şeyde bir lapacılık, üstünü örtme, görmezden gelme, adamsendecilik ve günü kurtarma eğilimi var. Çözüm ve kurtuluş devrimdedir ! Devrim yakındır, kapılardadır! Tüm bu çürümüş, kokuşmuş, tefessüh etmiş yapı yıkıldığında yepyeni bir devrim güneşi doğacaktır.

prag-12-1

Türk halkı, Türk ulusu, sevgili gençler, kadınlar, Özgecanlar, çocuklar korkma, yılgınlığa düşme ! Gençlerine sahip çık! Tarihin başlangıcından beri büyük destanlar, anıtlar ve kahramanlıklar yaratmış ve dünya uygarlığına katkılarda bulunmuş yüce bir millet olduğumuzu asla unutma ! Tüm toplumsal koşullar ne kadar karanlık, umutsuz ve olumsuz görünürse görünsün her karanlığın ardından er geç şafak geleceğini unutma !

Erol İrdelmen

 

yorum

Yorumlar kapalı.