Oyumun Rengi

0

Sadece bir oyum var, rengi belli. İkinci defa bir kitle partisine oy vereceğim.

İlki, üniversite yıllarında Erdal İnönü’nün Sosyal Demokrat Halkçı Partisi’ne, SHP’ye gitti. Beyefendiydi, centilmendi, alçakgönüllü ve zeki insandı; ‘etkisiz, silik’ demişlerdi O’na, ama bundan 24 sene önce Güneydoğu’nun solcu kürtlerini aday göstermeye cesaret edecek kadar yürekli, öngörülü bir karakterdi; gerçek bir sosyal demokrat idi. O günlerde risk alarak gelmeye çalıştığı yere, ancak 24 sene sonra gelebildik. Derin Devlet’e ve SHP içerisinde, Erdal İnönü’nün o günkü vizyonuna sahip olamayanlara lanet olsun.

İlerleyen yılların seçimlerinde, akıl da kendimce hafif olgunlaştıkça oyum hep bağımsız adaylara gitti. Hem kitle partilerinin işe yaramazlığına kızdığımdan, hem de galiba kanımda var, oldum olası rekabette zayıf olana sempati duyarım.

Evet, bu seçimde ikinci kez bir kitle partisine oy vereceğim.

Kendimce haklı sebeplerim var. Bu yazıyı okuyanların bazıları bu sebepleri anlayacaktır, bazıları anlamayacaktır. Otorite değilim; oyum bir tane, dağdaki çobanla aynı değerde. Bilmem, sadece yazmak istedim.

Herşeyden önce, onlarca yıldır süregelen kavga ve savaşlardan çok, ama çok sıkıldığım için, oyumu o partiye vereceğim. Potansiyeli yüksek enerjimizi, yıllardır refah ve huzur yerine, kavga ve gürültüye harcamaktan yorulmadık mı?.. Ben yoruldum…

Belki, o bölgede öldürülen sivil, asker ve diğer güvenlik görevlilerinin aziz hatıralarına saygısızlık ve ihanet olarak düşünebilirsiniz. Tam aksine, silahlı isyanın bir daha yaşanmaması, konuşulacak ne varsa, yapılacak ne kavga varsa meşru zeminde, yani Meclis’te yapılması ve insanımızın yaşam hakkının savunulması ile ölenlerin onurlandırılabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle, o parti, parti olarak Meclis’te olmalıdır.

Devlet’in yirmili yaşlarda, hayatlarının baharında, üç aylık eğitimle savaşa gönderdiği arkadaşlarımız ve adını bile hatırlamadığımız, senede birkaç gün andığımız çocuklar yüzünden bu savaşa ortak ve taraf olmak zorunda bırakıldık. Buna isyanım olacak o oy… Siz, benim gibi sıradan vatandaşlara değil, vicdanlarımızı ve aklımızı esir alan Devlet’edir isyanım…

Demokrasinin zenginliği temsiliyet oranın yüksekliği ve azınlıkların haklarının korunması ile ölçülür. Çoğunluğun dediğinin olması demek değildir. Oyumun rengi çoğulcu demokrasi içindir.

İnsanların sesleri kısılmasın, duyulsun diye vereceğim oyumu. Nüfusu kimine göre 10, belki 20 milyon olan etnik grubun Meclis’te temsilcisinin olmaması bir kazanç değil, aslında hepimizin kaybıdır.

Huzur sağlamak adına darbe yaparak şiddeti arttıran, hukuku ve adaleti öldüren darbecilerin koyduğu o rezil seçim barajını suratlarına çarpmaktır kendimce amacım. Halkın oylarına ipotek koyanlara kıçımla gülmektir isteğim. İnanıyorum ki barajı geçerse o parti, yüzde onluk seçim barajı da silinip gidecektir. Böylece, küçük ve samimi siyaset yapan partilerin bir amacı olsun; insanların da ipotekçi partilere değil, bu küçük partilere oy vermesi için bir sebep olsun. Siyasette rekabet iyidir, halkın doğru hizmet görmesi adına faydalıdır.

Son 12.5 yılın iktidarı AKP’nin geçmiş iktidar ve hükümetlerden bir farkı kalmamıştır. Onlara oy verenlerin değil, tüm halkın vergileriyle hizmet ettiklerini unuttular. Devletin kaynaklarını kendi zenginlikleri adına harcamaya başladılar. 2001’de parti programlarına koydukları demokratikleşme adımlarının hiçbirini tam olarak gerçekleştiremediler. Evet, artık zayıflamaları gerekiyor ki belki bunu hatırlarlar.

AKP seçmeniyle konuşup da çözemeyeceğim problemim yok. Benim bir kişiyle ve onun robotik elemanlarıyla problemim var. Enteresandır, aslında Erdoğan’ın bugün geldiği nokta ve büründüğü karakterden, AKP’nin demokrasiye, çok sesliliğe ve hukuka inanan ve bir dönem bizzat Erdoğan tarafından inandırılan seçmenin de bugün, en az benim kadar problemi olması gerekmez mi?..

2004-2011 yılları arasında ülkenin dindar muhafazakarları ve liberalleri arasında barışı sağlayacak kilit cümleler kuran Erdoğan’ın bugün dönüştüğü otoriter halini farketmemek mümkün mü?..
Bu kavgacı adam mı, bu ülkeye hakettiği, komşu coğrafyalardaki karışıklıklara karşı bağışıklık sistemini güçlendirecek barışı ve huzuru, hukukun üstünlüğü ve demokrasi ile getirecek?..

17-25 Aralık Yolsuzluk Dosyaları, bir yandan geçmişin muktedirlerinden bir farkının olmadığını gösterdiği gibi, aynı zamanda iktidarını ve yolsuzluklarla edindiği zenginliğini kaybetmemek adına her çılgınlığı yapabilecek bir karakter de yarattı.

Robotik Elemanları, sosyal medyadan ‘bu artık son seçimdir’ deme cüretini bile gösteriyorlar. Oyumu o partiye, işte bu karaktersizlere cevap niteliğinde vereceğim. İşin gerçeksel tarafı, ancak o parti barajı geçerse Erdoğan’ın hayalleri suya düşecek, robotik elemanların da suratı renkten renge girip korku başlayacak. Umarım o korku, onları daha saldırgan yapmaz, normalleştirir, kendine getirir.

Lafı evelemeden, gevelemeden söyleyeyim; özellikle, Erdoğan ile ilgili söylediklerime katılıp o partinin ileride kendi halklarının bölgesinde özerklik ilan edebileceği endişesi taşıyanlara: Özerk bir Kürt Devleti ile yaşayabilirim, ama daha otoriter bir Erdoğan ve vesayet altına aldığı partisi ile yaşayamam.

Açıkçası, AKP seçmeni dahil hiçbirimiz yaşayamayız. Ya da yaşarız da, huzurun, barışın, hoşgörünün olmadığı bir ortamda buna yaşamak denirse…

Halen Darbe Anayasası ile yönetiliyoruz. Bu artık değişmelidir. Erdoğan’ın istediği yürürlükteki darbe anayasasından farklı gibi gözükse de farklı değildir. Gücü merkezinde toplayan, hatta darbecilere rahmet bile okutacak bir sistem hayalindedir. İhtiyacımız olan ise Birey’in Devlet’e karşı korunduğu, çoğulcu, yenilikçi bir Anayasa’dır. Belki bir zamanlar olmuş olabilir, ama bugünün Erdoğan’ın kafasında ve kalbinde, böyle bir Anayasa’nın maddelerinin artık kırıntıları bile yok…

Okuduğum üniversitenin stadyum tribünlerinde, yıllardır silinmeyerek duran ‘DEVRİM’ yazar. Bence bu ülkedeki asıl devrim, halkların adaletin herkese eşit işlemesiyle oluşan gerçek kardeşliği ile olacaktır. O parti Meclis’e parti olarak giremez ise, hakettiği temsil gücüne ulaşamaz ise asıl bölünme o zaman yaşanacaktır. Hayır, Güneydoğu’dan bahsetmiyorum, Batı’da bir içsavaş kaçınılmaz olacaktır.

Oyum zayıf olana; zayıf olduğu halde, risk alan, cesaretli olana; geçtikleri işkencelere, insanlık dışı muamelelere, adaletsizliklere rağmen, ‘beraber yaşamaktan, barıştan, kardeşlikten bahseden’ insanların partisine.
Devlet’e karşı özgürlüğü, inandığı gibi yaşamayı, çoğulculuğu, demokrasinin değerini, adaletin herkese eşit tecelli ederek yüceleceğini onlar bilmeyecek de kimler bilecek?..

Sonuna kadar okuduysanız istediğiniz gibi eleştirebilir, lanetleyebilirsiniz beni veya hiç değilse, azıcık empatiyle, bilgi ve ardından fikir sahibi olarak birkaç doğru soruyu kendinize sorabilirsiniz.

Bende söz bitti. Farkettim ki son zamanlarda aynı şeyleri söyleyip duruyorum. Bari son kez yazarak söyleyeyim. Sonrasında, artık dinleme zamanı…

Bora Mutlu

 

Turkiye.Net in açıklaması:
Alternatif Görüş
Okurumuzdan gelen bu yazıyı, “her türlü düşünce ve kavramı dinlemek” prensibimiz gereğince yayımlıyoruz.
Her ne kadar sözü geçen HDP partisinin samimiyeti, Atatürk ilkelerine uyumu ve Laik Türkiye Cumhuriyetinin toprak bütünlüğü kavramına uydukları hakkında ciddi şüphelerimiz olsa da, TBMM de bu halk tarafından seçilmiş milletvekilleri olması nedeniyle bu görüşe sansür uygulamak bizim demokrat ve uygar kimliğimize yakışmaz.
Ayrıca hatırı sayılır bir kitle de HDP yi alternatif olarak gördüğünden, HDP ye oy verecek birinin görüşlerini dinlemek bizim için çok faydalı olabilir.

Bu yaklaşımımızın nedenini ve kimliğimizi okumak için:
https://turkiye.net/hakkimizda/
linkine tıklayınız.

 

yorum

Yorumlar kapalı.