Kabahat Askeri Okullarda Mı?

0

15 Temmuz Cunta Kalkışması’ ndan sonra siyasetin Özal’ dan beri ajandasında yazılı olup da uygun zamanı kollayan hedef ve hevesleri hemen gündeme geliverdi nedense.

Ne alakası varsa, önce Taksim Kışlası’nın yapılacağı ilan edildi. Ardından da kışlaların şehir dışına çıkarılacağı açıklandı.

Bir zamanlar Özal’da, “Turizme ve ekonomiye kazandırılması gerekçesiyle” Askeri Yasak Bölgeleri daraltılmış, güzelim ormanlar ya yakılarak yapılaşmaya açılmış, ya da kum ve taş ocaklarına dönüşmüştü.

Yine, şematik bağlantılarla darbe önlenebilirmiş gibi, zaten sivil bir makama bağlı olan “Genelkurmay Başkanlığı’ nın kime bağlanması gerektiği” tartışmaları, yanı sıra da, Askeri şekillendirme fırsatının bir halkası olarak “Askeri Okulların kapatılması” konuları tekrar gündeme getirilmiş bulunuyor.

Evet, yıllardır söylenen, 15 Temmuz’ da da kanlı bir kalkışma ile patlak veren zehirli bir örgüt devletin bütün önemli kurumlarını ele geçirmiş durumdadır.

Bunların başında da TSK ve onun personel kaynağı olan Askeri Liseler ve Harp Okulları geliyor. Ancak, bunun çözümü o okulları kapatmak olabilir mi?

Diğer kurumlardaki sızmaları önlemek için Siyasal Bilgiler, Hukuk Fakülteleri v.s. de kapatılacak mı? Bunlar ayaküstü alınacak kararlar mı?

Ayrıca, tarihi boyunca nice kahraman, çağdaş, bilgili, fedakar, yurtsever subay yetiştirmiş olan Askeri okullar kötü değildir. Kötülerin eline geçtiği için kara bir dönem yaşamıştır.

Tarihi bir binayı basmış olan farelerden temizlemek için çözüm binayı yakmak değil, kapan, ilaçlama v.s. ile mücadele edip fareleri yok etmektir. Bu tarihi kurumlar kapatılamaz. Mikroplardan arındırılır.

Örneğin, Deniz Harp Okulu’ muz, ABD’ den üç yıl önce kurulmuş tarihi bir kurumdur. Toplumlar ve kurumlar aidiyet duygusu ile yaşar ve ondan güç alır. Askerlik bir ruh meselesidir. Binası, sancağı, dershanesi, sınıf arkadaşlığı, yatakhanesi, aynı kazandan beslenmesi, sporu, kültürü anıları v.s. ile ortak bir ruh. Bunu filanca fakültede okumuş adamları toplayarak sağlayamazsınız.

Savaşta bir askere, kurşun yağmuru altında yanına koştuğu yaralı arkadaşının “geleceğini biliyordum” dedikten sonra kucağında son nefesini verişine tanıklık ettiren işte o ruhtur.

Sonuç olarak; Sanki, Harp Okulları’nda “Nasıl darbe yapılır?” eğitimi veriliyormuş ya da, Atatürkçülük “Darbeci Silahlı Kuvvetler” öngörüyormuş gibi, dünya çapında ünlü bilim adamımız Prof. Dr. Celal Şengör’ ün eğitim sisteminin mükemmelliğinden her zaman övgü ile söz ettiği Harp Okullarımıza yazık etmemek, bünyesine sızan hastalıklardan arındırılıp asli görevini yapar hale getirmek esas gaye olmalıdır.

Bir kısım beyni yıkanmış üniformalı çetenin 15 Temmuz kalkışmasının faciaya dönüşmesini, aynı kurumun okullarından mezun büyük çoğunluğun onlara katılmaması, engellemesi ve teslim olmaması sağlamıştır. Polisten ve halktan önce bu katkının gecenin kaderini değiştirdiği unutulmamalıdır!

Her öneri veya kararın kimin tarafından verildiği ve taşıdığı niyet önemlidir. Başı her sıkışan, asker hakkında ahkam kesmekten vazgeçmedikçe ve siyasetin beceriksizlikleri, gizli hesaplarının faturası günah keçisi olarak askere kesildikçe bu niyet ve öneriler her zaman tartışma konusu olacaktır.

Kaldı ki, Atatürk’ümüzün yadigârı olan Muhafız Alayı’ndan sonra, okuduğu Harp Okulu’nu da kaldırmayı düşünmek, binalara asılan Atatürk posterinin samimiyetine kimseyi inandıramayacaktır.

Reşit Çağın, 31 Temmuz 2016

 

yorum

Yorumlar kapalı.