1 Kılavuzu Karga Olanın…

Kılavuzu Karga Olanın…

0

Erdoğan “faizlerin inmesi lazım” diye israr ederken Merkez Bankası (ve arkasında Babacan) pozisyonlarını koruyup sembolik indirimlerle yetiniyorlar.

Erdoğan “faizlerin yüksek olması hem enflasyonu arttırıyor, hem de yatırımı engelliyor” fikrinde. Merkez Bankası ise “faizin bir neden değil, enflasyonun doğal sonucu” olduğunu belirtiyor.

Medyaya bakarsak da, bir bölümü “para politikasındaki belirsizlik nedeni ile dolar tavan yapıyor” derken diğer bölümü “doların patlamasında Erdoğan’ın baskısı var” diyor. Kim haklı acaba ?

Enflasyonu ele alalım. Yatırım, üretim veya talep artışı nedeni ile enflasyon artışı var mı? 1 Ocak – 28 Şubat dönemi göz önüne alınırsa, gıda haricinde enflasyon sıfıra yakın. Gıda sektöründe ise bu oran, ortalamayi yükseltecek seviyede artmış durumda, ama bunun Merkez Bankasının uyguladığı faiz oranıyla bir ilgisi yok. Ana neden Türkiye’deki aşırı soğuklar nedeniyle üretimin azalması ve bizim, artık mevsim ürünlerini göze almadan, her ürün her mevsimde tüketilir anlayışımız.

Ana konu dolar. Aldı başını gidiyor sayılır. Peki, bunun Merkez Bankasının uyguladığı faiz oranıyla direk bir ilişkisi var mı? Doğruyu yine rakamlarda aramak en iyisi. Dolayısı ile asağıdaki tabloya bir göz atalım :

 

1 Ocak 2015 5 Mart 2015 Degisim
USD/TL 2,3340 2,5940 + % 11,11
USD/€ 0,8236 0,9050 + % 9,88
€/TL 2,8750 2,8250 – % 1,75

 

Dolar bir dünya parası, dolayısı ile dolar paritesini dünyadaki olaylardan arındırarak incelemek imkansız. Dolar yalnızca TL’ye karşı mı değer kazanmış? Hayır, dolar 1 Ocak 2015 – 5 Mart 2015 döneminde TL’ye karşı %11,11 değer kazanmış ama euroya karşı da kazandığı değer %9,88! Yani TL dolar karşısında hemen hemen euronun kaybettiği kadar değer kaybetmiş!

Bu süreçte Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı faiz oranı ne? Erdoğan’ın istediği seviyenin çok altında. Çıkan sonuç, doların TL karşısında değer kazanmasının ve de enflasyon oranlarının, içinde bulunulan konumda, Merkez Bankasının uyguladığı faiz oranları ile direk bir ilişkisi yok. Başka bir deyimle, Merkez Bankası ve Babacan haklı!

Zaten euro/TL paritesini incelediğimizde de bunu görüyoruz. Yine ayni süreçte TL’nin euro’ya karşı değer kaybı %1,75, yani hemen hemen o ayki, Avrupa ülkeleri ile Türkiye arasindaki enflasyon ortalamaları farkı.

O zaman Erdoğan niçin bu tip beyanlarda bulunup Merkez Bankasını da zor durumda bırakıyor ? Politik seçim yatırımı veya yakın gelecekteki ekonomik sıkıntılara şimdiden kılıf hazırlama değil, bilgisizlikten.

Erdoğan, İktisadi İlimler Akademisinden mezun, yani makroekonomi bilgisi, haydi nazik bir deyim kullanalım, oldukça kısıtlı. Makroekonomi, doktorluk gibi bir şey; doktora baka baka doktor olunamıyor, mutlaka bir temel eğitim gerekiyor.

Ekonomik konularda baş danışmanı kim? Yiğit Bulut. Yiğit Bulut « ekonomi benden sorulur » havalarında ama onun durumu daha da kötü aslında. Dil ve Coğrafya fakültesinden tercümanlık diploması almış, ihtisas sahası ise «ekonomik yazı ve verilerin tercümesi»! Unuttuğu nokta, tercüme etmek başka, oturup kendi kaleme almak baska iş… Yıllarca ekranlarda grafik gösterip, o grafiklerin incelemediği konularda ahkam kesmişti zaten…

Birşey yapmadan oturup beklemek bir çare mi? Artık değil. Çünkü Erdoğan’ın beyanları gerçekten de finans dünyasında bir belirsizlik yarattı, döviz borcu olan «aman, daha da artabilir» çekincesiyle döviz topluyor, bu da dövize ek bir talep yaratmakta. Başka bir deyimle Erdoğan’ın gereksiz, ama daha da önemlisi genel ekonomi teori ve prensiplerine aykırı beyanları Türkiye’nin risk primini yükseltiyor. Merkez Bankası döviz satışlarını arttırdı, bazı günler 50 milyon doları piyasaya sürüyor, ama bundan önceki uygulamalar gösteriyor ki bu başlamış yangına birkaç kova su dökmek anlamında. Merkez Bankası döviz rezervlerini harcıyor, ama haftasına dövize baskı tekrar başlıyor ve Merkez Bankası satmış olduğu milyarlarca dolarla kaliyor.

Şu anda Merkez Bankası döviz rezervi 128 milyar dolar, ama kullanılabilir rezerv, geçen yıl en yüksek seviye olan, 60 milyardan 42 milyar dolara geriledi bile.

Erdoğan’in «herşeyin en iyisini ben bilirim» yaklaşımı ile konunun ihtisas sahibi bürokrat ve kendi atadığı bakanlara güvenmeden bu konuda bir diploması bile olmayan danışmanlara bel bağlaması, Türkiye’ye yine bir bedel ödetecek.

Kılavuzu karga olanın…

 

İbrahim Çakiroglu, 7 Mart 2015

 

yorum

Yorumlar kapalı.