Dövizde Dış Mihrak Safsatası

0

Dolar ve euro aldı başını gidiyor. TL’nin değer kaybına paraşüt dayanmıyor, yere vurduğu anda ekonomi kalıcı büyük yara alacak.

Bize söylenilen neden, verilen açıklama ise dış mihraklar veya bazı yabancı ülkelerin bizi dolarla terbiye istekleriymiş.

Spekülatif hareketler veya dış etkenler tabii ki var, ama TL’nin değer kaybını bunlarla açıklamak imkansız. Yorum, görüş veya ekonomik olarak değil, matematik, olarak imkansız.

Ne demekse dış mihrakın varlığını kabul edelim ve TL’ye karşı savaş açtığını var sayalım. Doların değer kazanması için bu kişinin piyasadan dolar satın alması lazım. Bu da yeterli değil, örneğin euro satıp dolar alıyorsa, dolar euro karşısında değer kazanır, TL’de dolar artar euro düşer. Marjinal etkisi bir tarafa konulursa bizim döviz sepeti, yani dolar + euro ortalama kuru sabit kalır.

Doların TL karşısında değer kazanması için bu kişinin TL satıp dolar satın alması lazım. Bu mümkün mü? Tabii mümkün. Ama bunu yapabilmesi için ise ilk baştan bu TL’leri bir gün Türkiye’ye getirmiş olması da lazım! Yurtdışındaki bankalardan TL karşılığı peşin veya vadeli dolar alma olanakları çok kısıtlı, bunun etkisi Türkiye’de dolar kurunu iki kuruş bile oynatmaz. Yani pratikte Türkiye’de olmayan parayla TL satıp Türkiye’den dolar almak mümkün değil.

Bu konumda ise bu dış mihrakların işlemlerinin toplam etkisi teoride sıfır, daha doğru bir terimle nötr. Bir yabancı, Türkiye’de TL’ye yatırım yapmak, yani borsada hisse almak ve/veya vadeli hesap açtırmak için döviz getirdiğinde ilk baştan bu dövizi TL’ye çeviriyor, o gün TL dolara karşı değer kazanıyor.

Parasını alıp çıkmak istediğinde ise tam tersini yapıyor, TL satıp dolar alıyor ve TL eriyip gidiyor. Bunlar mekanik işlemler, dış mihrak da yapsa, Türkler de yapsa etki aynı. İlk baştan satılan dolar miktarı ile sonradan satın alınan doların aynı olduğunu varsayarsak, iç politika, enflasyon, TL’nin volatilesi gibi başka etkenler olmasa, doların girdiği gün TL ne kadar değer kazandıysa doların çıktığı gün o kadar değer kaybetmesi lazım.

Peki, bizde öyle mi? Mayıs sonunda bir Japon fonu 1 milyar dolardan biraz fazla bir miktarla Türkiye’den çıkmaya karar verdi, o gün TL % 3 değer kaybetti. Hafta içinde piyasaya çeşitli yollarla bu milyar dolar sokuldu, dolarda düşüş filan yok, her gün değeri artmaya devam ediyor!

Merkez Bankası geç likidite penceresi faizlerini % 3 arttırdı, Borsa elindeki dövizlerin önemli bir miktarını Merkez Bankası’na aktardı, etki sıfıra yakın, TL yine değer kaybetmeye devam ediyor.

Böyle olunca bunun dış mihraklarla alakası ne? Bunları iddia edenler içi boş laflarla yetinmese, şunu işin mekaniği ile bir açıklasalar da hepimiz öğrensek!

Dış mihrak filan göz boyamak, bilmeyenleri aldatmak için ileri sürülen bir açıklama.

Bankaların git-gel hareketlerini bir tarafa bırakırsak, TL’nin değer kaybına yol açan en büyük etken ekonominin çökmekte olması, yargıya, yani Erdoğan’a olan güvenin kaybolması.

TL’nin fitilini ateşleyen olay gerçek ve tüzel kişilerin mal varlıklarının bir kısmını yurtdışında güvenceye almak istemesi. Haziran 2016 ilâ Haziran 2017 arasında yabancı ülkelerde gayri menkul alanların listesi çok uzun. AK Parti milletvekili ve teşkilatından bu karavana katılıp da bilhassa Kanada ve Amerika’da ev alanlar onlarca…

Türkiye’de euro hesabi olan şirketlere bakın, kaç tanesi bu süre içinde yurtdışında şirket kurmuş. İhracatı kolaylaştırmak amacıyla bu tip şirketler hep kuruluyordu, ama en önemlilerinde bile kuruluş sermayesi 2-300.000 avroyu geçmezdi. Şimdi kurulan şirketlerin içinde 50 milyon avrodan fazla sermayesi olanlar hiç de az değil.

Güven kalmamış, insanlar paralarını yurtdışına tamamen yasal yollardan çıkartıyorlar. Türkiye’deki mevduatların başına neler gelebileceği meçhul, halbuki şirketin döviz kredi borcu var; dövizini Hollanda’ya, İngiltere’ye çıkartıyor, vadesi geldiğinde ödemelerini oradan yapıyor. Türkiye’de paraya ihtiyacı olduğunda oradan hazır parasından yolluyor. Yani sağlıklı işletme kurallarını uyguluyor.

Bunun etkisi ise kartopu gibi bir şey, ilk baştan hissedilmiyor bile. Kartopu biraz yuvarlanınca öbek büyüyor, daha sonra koskoca bir şey oluyor. TL önemli oranda değer kaybetmeye başlayınca yoldaki adam bile maaşını alınca dolara geçiyor, ihtiyacı oldukça bozduruyor.

Geliri TL, kredisi döviz cinsinden olan firmanın yapabileceği tek şey, zararını kısıtlamak amacıyla vadesinden önce dolar toplayıp bir tarafa koymak. Ama yeterli döviz piyasada yok, bir yıl içinde ödenmesi gereken özel sektör döviz kredi borcu ise neredeyse 100 milyar dolar!

Türkiye’ye girmiş olan sıcak paranın da artık elinden bir şey gelmiyor. Diyelim ki bir yatırımcı yılbaşında 1 milyon dolar getirip vadeli olarak yıllık % 15’den, hatta % 20’den faize yatırmış olsun. Daha şimdiden TL dolar karşısında yılbaşından beri % 25 kaybetmiş, yani adamın zararı şimdiden en az % 15. Daha da beklese biraz daha kaybedecek. Zararın neresinden dönülürse deyip o da parasını alıp gidiyor.

Sorun, artık AK Parti’liler dahil, kimsenin bizim ekonomiye, daha doğrusu Erdoğan modeline güven duymaması. Gerisi teknik detay.

Uzun lafın kısası, bizim ekonomi TL’nin değer kaybetmesi nedeni ile sarsılmıyor; ekonomi çöktüğü için TL değer kaybediyor. Ekonomi dış mihraklar istedi diye tökezlemiyor, Erdoğan’ın ekonomiden anlamaması nedeni ile çöküyor.

 

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.