Cennete Mektup

0

– Canım Kızıma –

Gittiğin yere beni de götür

Elmas bir iğne gibi göğsümün en derin yerindesin

Yok öyle bırakıp gitmek, hem gitmek değil ki bu

Yakmak, savurmak, kavurmak

Bir kağıt bir kalem alıyorum elime

Bir de kendimi…

Hayata tutunmak, oluşundan daha zor.

Kısacık ömrümde seni tanıdım.  Bedelsiz bedenimden sıyrılışın, kucağıma alışım daha dün gibi…

İki bahar arasında yaşam. Sonbaharın son ayında, bahardan kalma bir günde aldım seni kucağıma. Adını Bahar mı koysam diye düşünmedim değil. Aydınlıktı sonbahar. Beni annelik denen o en kutsal görev ve kimlikle taçlandırdın. Yine bir ilkbahar mevsimin son ayı veda eden, bir nefes.

Bir çocuğun nefesini, tekmesini, kalbini içimde hissettim. Doğurdum büyüttüm, çalıştım, daha çalışıyorum. Ayakta duruyorum.

Anneciğini ayakta tutan mı ölüm. 

Hüznün tınısında

Bulutlara bakarım, yağmur damlalarında can ararım.

Bir annenin evladına duyduğu hisler değişir mi? Onun sınavındayım…

Adres yok, pul yok, telefon yok. Bir dua mesafesi uzaklıktayım.

Işıklarım söndü, baharlarım yok oldu. Yaşıyorum ama nasıl, bir ben bilirim bir Allah…

Her gece aklımda sen. Yine sen, yine sen…

Kayahan söyler ben dinlerim

Seni çok özledim gece gözlüm …                             

Esen rüzgarda. Her yeni doğan bebekte, açan çiçekte.

Neşem hüznüme batar meleğim.

Akşamlar olurken.
Sensiz bir gün daha bitiyor, biliyorum.

Her kapıyı açtığımda seslenirim. Ama yoksun.
Senin sevgine hasret yorgun dudaklarım.
Işığımda katığımdasın…

Yorgunum, posta posta hatıralar gözümün önünden geçerken,

 

Canımı senin acıttığın kadar hiçbir şey acıtmıyor…

Hani son gün, beni bırakıp giderken, meleklerle buluşmaya hazırlanırken, gözlerinle takip etmiştin ve pul pul alnında terler dökerek hafif bir tebessümle elveda anların ve anılar…

Elveda demenin hüznü kapladı tüm benliğini.

 

Anneler gününde seçtiğin hediye benim de öldüğüm gün. Anneler günü de bırakıp gidilmez ki

Bu kadar anlamlı bir gün de gidilir mi?

Saç rengin değişti mi?

Kömür karası saçlarından bir iki tel tokana takılmış. Gözüm gibi bakıyorum. Bir çift küpe beyaz bir mum üzerinde ışıl ışıl ışıldıyor. Mumu yakmaya kıyamıyorum.

 

“Allah’ım rüyama girsin.” diye yalvardığım gecelerden bir gece…

Seni gördüm rüyamda.
Saçların yine kömür karası,
Göç eden kuşlar, dönemezlermiş ilk uçtuğu yere… Daha da güzelleşmiş meleklere benzemişsin…

Ziyaretine geliyorum.

Sessizce karşılıyor sessizce ağırlıyor sessizce uğurluyorsun beni. Çok şey anlattığını biliyorum…

Biliyor musun?

Parçalandım, döküldüm

Dağıldım paramparça

Özlem nedir bilir misin?

Cennet kokusuna uzak kalmak.

Uzaklar yakın olsaydı keşke

Özledim ellerini, gözlerini, saçlarını
Ve kokunu özledim…

Yalnız olmadığımı biliyorum, tüm anneler orada mı?

Tüm yavrular el sallar mı annelerine?

 

Siyah gözlerini götürdüğünü mü zannediyorsun?  Gözlerimin ta içinde… Ellerimi uzatıyorum hayalini tutabilir miyim diye uçuyorsun avuçlarımdan…

Can gitti. Canım gitti. Vedasız gittin. Diğer gidenler gibi.    “Nihai ev” ine döndün… Bir gün hepimizin buluşacağı yerde mutlu ve huzurlu olduğuna eminim! Işık içinde yat! Biliyorsun, sevgide zaman ve mekân olmaz. Görmesek de, duymasak da hep yan yana, can cana, aynı boyutta yaşarız hiç bir zaman “yitirmediğimiz” sevdiklerimizle

Üzerine artık güneş Ankara’da doğuyor. Sahi bilir misin sen gittiğin gün; Yeryüzünde en güzel dileklerin dilendiği gün Hıdrellez ve senin yok oluşun bedenen… Hıdrellez günü sonsuzluğa uzanırken, anneler günü toprakla buluştun. Hiç çekinmeden bana ölümü armağan ettin.

Üzerine son taş kapandığında anladım bir daha gelmeyeceksin. İşte o anda tükendim.

25 yaş çok erkendi. Cahit Sıtkı Tarancı 35 yaş için “Yolun Yarısı” demiş. 25 yaş için yolun hangi bölümü dersin?

 

Kızım, bu kirli dünyadan daha güzel yerdesin, hissediyorum.

 

Melekler arasına çok yakıştığını biliyorum.

Sevgilerin en yücesini annelik duygusu ile tattıran Allah’ım!

Bir daha beni anne olarak yaratmasın,

Evlat acısını yaşatmasın yüreğimi, canımı acıtmasın.

Acıların en büyüğü ile savurmasın.

Duaların ucuna bağladım mektubumu. Uzatıyorum ellerimi gökyüzüne doğru. Tanrının beni göreceği duyacağı, Onu hissedeceğim yere kadar uzatıyorum.

“Babasını, annesini kaybetmiş evlatların adı var. Henüz evladını kaybetmiş annelerin bir sıfatı yok.” derler ya.

Şair ne güzel söylemiş: ”Ölüm gelmiş cihana, baş ağrısı bahane.”

Bütün şarkılarda sen, sen…

Anlatılmak istenen acının büyüklüğünü, anlamak için, duygularımı anlatan, seni anlatan muhteşem şarkılar…

Şimdi Uzaklardasın Öldü Dersin Gül Güzeli Tılsımını Kaybetti­­ Sarılsam Üşür müsün? Unutma Unutama Beni Haram Geceler   Böyle Ayrılık Olmaz   Özlediğim Şimdi Bana Çok Uzakta    Sessiz Gemi  Adio Kerida’yı dinlerken dil bilmemize gerek yok…  ve daha niceleri…

Mecburen yaşadığım bu dünyada

Her günü tüm güzelliğiyle ve acılarıyla bölüşüyorum.

Yıldızlar üzerinde olsun

Elbet bir gün buluşacağız

Son adresim belli

Cennet bizim meleğim.

Huzur içinde uyu

 

Ve mektubuma son verirken,

Yahya Kemal Beyatlı’nın dizeleri

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Kınalı kuzum, ölümde buluşmak üzere… Kalbimde ve dualarımdasın.

 

Nezahat Göçmen

 

 

yorum

Yorumlar kapalı.