Temel IŞİD / Çatı Kürdistan

1

Özal Cumhurbaşkanı iken, Türkiye’ye kurulan bir büyük tuzağa balıklama atlamıştı. Bu tuzağın adı, “Büyüterek, parçalamak” idi.

Nedir büyüterek parçalamak? Örnek vererek anlatalım;

Özal’a denen şu idi;
“Bırakın Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti kurulsun. Siz de Güneydoğuda “Özerk Kürdistan’ın” kurulmasına izin verin. Hepsini sizin bünyenize katıp “Anadolu İslam Devletini” kuralım. Türkiye’nin sınırları büyüsün, petrolünüz de olsun, Ortadoğu da sizden sorulsun.”
Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak buna denir.
Emperyalist devletler, bu oyunu dünyanın çeşitli yerlerinde oynadılar.
Irak’ın petrolü benim olsun derken, Güneydoğu Bölgesini sizden koparırlar, bölgede 2.İsrail olarak konumlandırılacak Büyük Kürdistanı da size kurdururlar!

Türk Devleti, Özal’a rağmen bu tuzağa düşmedi. Eğer Özal yaşasaydı, Yüce Divanda “Vatana İhanet” suçundan yargılanması büyük olasılıktı. İlerde devlet sırları açıklandığı zaman ne demek istediğimiz net olarak anlaşılacaktır…

Şimdi aynı oyun Türk Devletine yine dayatılmaktadır.
Fakat bu kez, Cumhurbaşkanı yalnız değildir. AKP Hükümeti- Başbakan- Genelkurmay Başkanı ve maalesef Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı aynı çizgide buluştular.
Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın nihai hedeflerinin “Federe İslam Devleti” olduğunu hala anlamayan kaldıysa, onlar ya bebektirler ya da Alzheimer hastasıdırlar!

Rezaletin son perdesi;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yeni kurulan “Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi” nin isminin Anayasa’ya uygun olduğuna karar verdi!

Eğer Türkiye Cumhuriyeti bir “HUKUK DEVLETİ” ise, başta Yargıçlar- Savcılar ve ülkeyi yönetenler Anayasa ve Yasalara uymak zorundadırlar.

Büyük Türk Milletinin ve Türk Tarihinin huzurunda şu sorulara yanıt verecek birini arıyorum!
-Anayasa Md. 42:
Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk Vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir.

-Siyasi Partiler Kanunu Md. 78

a)Siyasi Partiler; Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini, Anayasanın başlangıç kısmında ve 2 nci maddesinde belirtilen esaslarını, Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, milli marşına ve başkentine dair hükümlerini, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğunu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın kaynağını anayasadan almayan bir Devlet Yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest-eşit-gizli-genel oy-açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştiremezler.
Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil-ırk-renk-din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.

b)Siyasi Partiler; BÖLGE- IRK-BELLİ KİŞİ- ZÜMRE- CEMAAT- DİN- MEZHEP VEYA TARİKAT ESASLARINA DAYANAMAZ VEYA ADLARINI KULLANAMAZLAR.

Siyasi Partiler Kanunu Md. 81:

a) Siyasi Partiler; Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.
b) Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar.

Siyasi Partiler Kanunu Md. 82:

Siyasi Partiler, bölünmez bir bütün olan ülkede, BÖLGECİLİK veya IRKÇILIK amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar…

-Tüm bu Anayasa ve Yasa maddeleri yürürlükte iken, nasıl oluyor da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı içinde “KÜRDİSTAN” geçen bir siyasi partiye izin verebiliyor? Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bunu Türk Milletine anlatmak zorundadır.
-Türkiye’nin resmi olarak “Kürdistan” denen bir bölgesi mi vardır?
-“Büyük Türk Partisi” kurulmasına, Başsavcılık izin verebilir mi? Veremez.
-“Boşnak Partisi” , “Arnavut Partisi” , “Lazistan Partisi” ,“Nakşibendi Partisi” kurulmasına da izin verebilir mi? Veremez.
-Yarın Pontus Ak Partisi veya Taşnak Ermenileri Ak Partisi ismiyle müracaat etseler, onlara da izin verebilecek misiniz?
-Ermeni Patrik Vekili Aram Ateşyan, “Bu süreç Türk-Kürt halkının meselesi değil, bizim de meselemizdir. Aynı yolu takip edeceğiz, destekliyoruz” mesajı sizce ne demektir?

Bu sorulara yanıt verecek ve ihanet çemberini kıracak bir namuslu Yargıç kalmadı mı artık Türkiye’de?

Not: Bilin bakalım, kimin oğlunu hiç hak etmediği halde, özel sınavla-özel statülü- yüksek maaşlı memur olarak Denizli Valiliğinde işe başlattılar?
Be arkadaş, oğluna bir iş uğruna bunca ihanet yapabiliyorsan, gönder oğlunu bize, hiç çalışmasın biz besleyelim. Gak dedi mi et, guk dedi mi süt verelim.
Agop’un kör kazı gibi ömür boyu bakalım oğluna! Yeter ki işinizi düzgün yapın, doyun artık. Gözünüzü kara toprak doyursun…

Sağlık ve başarı dileklerimle
Rifat Serdaroğlu, 01 Temmuz 2014

 

yorum

Yorumlar1 Yorum

  1. erkan sarıkaya

    Savaşların nedeni olarak eşitsiz gelişim yasası ilk iki dünya savaşı için çokça kullanıldı. Diğerlerinin aleyhine hızla büyüyen ekonomiler yabancı pazarlara daha çok ihtiyaç duydular ve içerde faşizm, dışarda emperyalist politikalar güttüler. Böyle bir analizde ana materyal para, yani ekonomidir. Türkiye’de yıllardır süregelen tartışmalar ve sempozyumlarda örneğin Kürt sorununun ekonomik bağlantıları işlenmemiştir. Bu Kürt kartını oynayanlar açısından haklı görülebilir. Ben Kürdüm diyen insanların (bireyler ve firmalar dahil) net varlıkları toplansa, yani bu konuda elde ampirik veriler olsa, muhtemelen Kürt sermayesi ağırlıklı olarak “Kürdistan” olmayan bölgeden çıkacaktır. Böyle olunca Kürt sorununu ekonomik alandan sıyırıp insan hakları çerçevesine oturtmak daha hoş görünüyor.
    Hatta bir referandum yapılsa “ben Kürdüm” diyenlerin %70’i Türkiye şemsiyesinin dışına çıkmayı kabul etmeyecektir. Dış güçler bu durumu çok iyi bilmektedirler.
    O dış güçlerin esasında insan haklarına dair endişeleri sadece kamuoyu yaratmaya yöneliktir. Zaten devletlerin resmi olarak açıkladıkları politikalar reel durumu açıklayıcı olmaktan uzaktır.
    Kanımca Türkiye’nin elbette bir çok sorun yanında demokrasi eksikliği sorunu vardır. Ancak, herkes de görmektedir ki iktidara kim gelirse gelsin Türkiye’nin ileriye doğru giden bir demokrasisi vardır.
    Ancak Irak ve Suriye’de yoğunlaşan, Türkiye’ye bulaşan savaşın gerçek nedeni eşitsiz gelişim yasası ile açıklanabilir. Batı ve ABD’nin petrol bölgesi temsilcisi ülke durumundaki İsrail Orta doğudaki savaşlarda rüştünü ispat etmiştir. Ekonomik, askeri üstünlüğü her alanda görülmektedir. Böyle bir gücün petrol bölgelerinde hak iddia etmesi kadar daha doğal bir şey olamaz. Bu hak iddiası gecikmişse bu da Rusya’nın hala tehdit olarak görüldüğü dönemlerdeki stratejik koşullar nedeniyledir. O dönemde Türkiye batı-abd için çok daha önemliydi. Rusya’nın kendi sorunlarıyla ancak boğuştuğu bir durumla karşı karşıyayız. Bugün Ukrayna yarın başka bir doğu bloku ülkesindeki olaylar Rusya’yı meşgul etmeye yeter.
    Türkiye yanlış ekonomik politikalar nedeniyle uzak geleceğini satmış durumdadır ve net ekonomik değerler açısından güçsüzdür. İsrail ise en güçlü konumundadır. ABD ve Batı kurulacak Kürt devletinin istediği doğrultuda hareket etmesini bekler. Bu görev İsrail’e verilmiştir. Ortadoğu’da Türkiye’nin komşusu artık İsrail olmuştur. Kürt kartı tamamen bu amaca yöneliktir ve sanılanın aksine sol kesimden çok sağ kesim AKP etrafında bir ihaneti uygulamaya koymaktadır.