Kahrolasıca Komşu

0

Türkiye artık Batı apartmanının ikinci katında oturan, ayakkabılarını, çöpünü kapı önünde bırakan, televizyonu sonuna kadar açan, balkonda hamsi kızartan, karısını kızını döven istenmeyen komşu. Ama daire sahibi işte!

Biz ne dersek diyelim, kendimizi nasıl avutursak avutalım, Batı ülkelerinin Türkiye’ye bakışı artık böyle. Hemen “batı hayranlığı”, “batı uşağı” ucuz klişelerine sarılmadan bir düşünün, çünkü adamlar haksız değil.

2010’lara kadar aynı binada oturuyorduk, tamam ev sahibi toplantısında herkes kendi çıkarına öncelik veriyordu, ama genelde kimse kimseyi rahatsız etmiyor, asansörde merhabalaşıyorduk.

İlk baştan yönetici kararlarına filan pek bakmadan, buraları bizden sorulur havalarına girdik. Suriye olayına bulaştık. Arabuluculuk filan değil, taa üst kattaki kavgaya burnumuzu soktuk. Ama ne istediğimizi pek bilmeden, yöneticiye mavi boncuk, kavgalı aileye mavi boncuk kafası ile. Foya kısa zamanda döküldü, gidip Rus uçağını vurduk, hem bir üst kattaki ile biz de kavgalı olduk, hem de hıncımızı adamın arabasının sileceğini kırarak almaya kalkıştık.

Çocuklar büyüdü, biraz gürültü ediyorlardı, yan komşu şikayet etti; bizim aile reisi çocukların “dik dur eğilme” gazına gelip posta koydu, televizyonu sonuna kadar açtı, “aklınızı başınıza almazsanız mültecileri tekrar salarım haa” demeye başladı.

Evde rahat etmek için hanıma kredi kartlarını kendisi veren aile reisi sonra “ne istedi de vermedik, meğer bunlar altımızı oyuyormuş” diye kendi kanından olanlara sopa atmaya, komşular “bu ne iştir” diye sorunca da “size ne, kendi işinize bakın” diye kükreyip gıcık olsun diye çöpleri de kapının önüne koymaya başladı.

Önceleri bayramlaştığı, ara sıra görüştüğü komşusunu düşman etti, Esad Esed oldu, çekilip ortalığı sakinleştireceğine adamın parkingine göz dikip “bu benimle aynı camiye gidiyor” diye o ailenin uğursuz çocuğuna arka çıktı.

Tamam, diğer komşular sütten çıkmış ak kaşık değil; yukarıdan çiçeklerini sularken bizim camları ıslatıyorlar, hatta izmaritini bizim balkona atan bile var, ama bu sorunları düzeltmenin yolu yordamı herkesle kavgalı olmak, herkese posta atmak, herkesi rahatsız etmek değil ki!

Üstelik evi banka kredisi ile almışız, biraz zora düşünce bina aidatlarını da ödemiyoruz. Yönetici bize söz geçiremiyor, ama banka öyle değil. İlk tebligatta bizim aile reisi evdeki halı ve karısının kolundaki altınları satmış, bizim borsanın % 65’i yabancıların elinde, biraz para eden şirketler yabancılara pazarlanmış. Bu para yetmeyince gidip bir de Katar bedevisinden yardım isteyip borç almış.

Bedevi zaten kendi mahallesinde bile istenmeyen adam, o da herkesle kavgalı, ama kavga iyice kızışmış, bizimki göbekten bağlı ya, eli mecbur, evin büyük oğlunu da yanına almış, kavgaya girdi girecek. İşin sonu karakolluk, olan evdeki suçsuz çocuklara olacak.

Evdekilerin, yakın dostların aile reisine söyledikleri fayda etmiyor, kimseyi dinlemeye niyeti yok, “herşeyin en iyisini ben bilirim” havalarında. Evde esince mangalda kül bırakmıyor ama kahveye gidince takan, yüzüne bakan yok. Ne de olsa bizimki briç masasına oturduğunda pişti oynamaya, okeyde taş çalmaya kalkışıp birçok kez yakalanmış.

Üstelik evde hır gür çıkınca bizimki çareyi, yıllar önce buralara gelip alın teriyle çocuklarını büyütmüş babasını suçlamakta, “onların evinde televizyon mu vardı, altınızdaki arabayı onlar mı aldı” diye bağırmakta, Osmanlı dedesini yüceltip Cumhuriyet kazanımlarını teker teker geri almakta bulmuş. Köy ağalığına özenen, lise diplomasını bile alamamış çocuklar ise neden bahsedildiğini anlamadan peşinden gidiyorlar…

Ha bir gayret, ne olacağını ben size söyleyeyim. Siz olsanız böyle bir komşu ile yaşar mısınız? O apartmanda sizi barındırmayacaklar, yavaş yavaş bedevilerin mahallesine taşınacaksınız. Sıcak suyu olan yerden gecekonduya dönüp kabile hayatına geçeceksiniz… Ve merak etmeyin, o zaman sizin aile reisi sizi tanımayacak, zaten kendine birkaç tane yazlık almış, elde ne varsa alıp kendini kurtarmaya bakacak.

Diplomasız doktor, eğitimsiz eczacı, hesap bilmeden muhasebe uzmanı, ehliyet olmadan kamyon şöförü, ata binmeyi bilmeden jokey olunmuyor. Ama gel de bunu bizim aile reisine anlat! Derdi ailesi değil ki, varsa yoksa kendi fiyakası!

Evden kaçıp anneyi, kızkardeşleri bu adama bırakmak çare değil. Komşu şikayetlerine, karakola bel bağlamak hiç değil. Bu saatten sonra düzelmesine de imkan yok, kurşun döktürseniz de bir işe yaramayacak. Koskoca adamlar oldunuz, “sen artık kocadın, haydi yallah” diyemezseniz benden söylemesi, kendi düşen ağlamazmış.

 

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.