Kaç Paşa Kaç!

0

Ne Bademlere, ne Cemaat-Tarikat artıklarına, ne entel-dantel liboş takımına Türk Ordusunu bir türlü sevdiremedik!
Askerlik yaparlarken başlarına ne geldiyse, Türk Ordusundan hep nefret ettiler! Hadi sevmemelerini anlayışla karşılayalım, ama bu sepetler kendi Milli Ordumuzu çökertmek için tarihimizin en kirli, en pis işbirliğini yaptılar.

Badem İktidarı, Cemaatin Yargı ve Polisteki kumpasçı elemanları, CIA’nın Türkiye’deki elemanları ile bir araya gelerek, düzenledikleri sahte-kurgulu
CD’ lerle ve “Gizli Tanık” yaptıkları manyaklarla, Türk Ordusunun komuta heyetinin yarıya yakınını yıllarca zindanlarda çürüttüler.

Tarihimizin en büyük ihanetini engelleyemeyen dönemin Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları toplu olarak istifa ederek, yapılanlara katılmadıklarını ve tepki olarak görevlerini bıraktıklarını açıkladılar.
Bu anda, kendisini yetiştiren Komutanlarının üzerlerine basa-basa, hayatı boyunca asla Genelkurmay Başkanlığı makamına gelemeyecek olan biri,
Türk Ordusunun başına geçiverdi!
Geçer geçmez de, dönemin Başbakanının önünde “Ters L” pozisyonu aldı…

Yapma Paşa, etme Paşa, içinden yetiştiğin ocağı satma, dedik dinletemedik. Zindana atılan silah arkadaşların Türk Milletinin aziz evlatlarıdırlar. Bunlar darbe yapmazlar, ortada kumpas var, görmüyor musunuz, dedik. Biz uyarı görevimizi ısrarla yaparken, Paşa bizleri mahkemelere verdi ve bizden yüklüce miktarda paralar aldı. “İnşallah harcamak nasip olmaz…”

Badem Hükümetlerinin Suriye ve PKK politikasının yanlış olduğunu, ülkemizin başını belaya sokacağını hem bizler, hem de askeri yetkililer ısrarla söyledik. Söylenenler, Özel Paşanın bir kulağından girdi, başka bir yerinden çıktı! Öylesine ilgisiz ve duyarsız kaldı ki, Kobani’ye giden PKK silahlı unsurları Türkiye’den geçerken, PKK piçlerinin sinirleri bozulmasın diye yol boyunca asılı olan Türk Bayraklarını bile indirtti!

Ne yazık ki, zaman bizleri haklı çıkardı. Binlerce yıllık tecrübesi, binlerce Kurmay Subayı, Askeri İstihbarat bölümlerine sahip, Genelkurmay Başkanı yanılmıştı…

Türkiye’nin felâketi olacak, “Kürt Koridoru” göz göre göre oluşturuldu. Badem Hükümetlerinin desteklediği IŞİD belası, bize bulaşmaya başladı.

Paşa, baktı ki pabuç pahalı ilk çare ameliyat gerekçesiyle koltuğundan tüymek oldu. Raporu bitince, bir-iki kez Genelkurmay’a gitti, hemen evine döndü.

30 Ağustos’ta emekli olacak olan Paşa, o tarihi beklemeden istifa dilekçesini verip, kaçabilir!

Bak Paşa;
Nereye kaçarsan kaç, nerede saklanırsan saklan, tüm yaptıklarının hesabını mutlaka vereceksin.

  • Güneydoğu Bölgemizde neler yaptınız, kimden ne emirler aldınız da, tüm hâkimiyeti PKK Narko-Terör örgütü elemanlarının eline bıraktınız?
  • Türk Askerleri şehirlerimizin ana caddelerinde, Pazar yerlerinde enselerinden tek kurşunla şehit edilirken, sizin elinizi kim tuttu, ağzınızı kim bantladı? Niçin size emanet edilen canları koruyamadınız?
  • Türk Bayrakları-Atatürk Büstleri yırtılıp yakılırken siz Belediye Zabıtasında mı görevliydiniz?
  • Sınırlarımızın güneyinde 400 kilometrelik bir kısmına, “Kürt Koridoru” oluşturulurken, siz köyün sığırlarını koruyan tek tüfekli “Köy Bekçisi mi idiniz?”

Değerli Okurlar;
Bir millet nasıl çöker, nasıl 13 senede bu hale gelir, nasıl devletin tüm dinamik kurumları bu kadar perişan edilir diye düşünüyorsanız, iş başına gelen kişilere iyice bakın…

Devletin başına sığ bilgili, kafası ve ruh sağlığı bozuk kişileri oturtursanız ve her seçimde onlara çuvalla oy verirseniz, onların atadığı kişiler de kendileri gibi olur. Sonuçta kaybeden tüm millet ve gelecek nesiller olur. Bu yüzden devleti emanet edeceğimiz kişileri çok iyi inceleyip, öyle seçmemiz gerekir.
Bunu yaparken de şu atasözünü hep hatırlamalıyız;
Atı, semerine göre değerlendirirseniz, çok yanılırsınız.

Adam kabadayı imiş, uzun boylu imiş, ağzına geleni söylermiş, namaz kılarmış deyip oy verirseniz, sağlam ülkeyi zora sokarsınız…

Yazıyı gerçek bir olayı naklederek noktalarken, Paşa’yı takibe, Türk Milletinden ve silah arkadaşlarından özür dileyinceye kadar devam edeceğimizin bilinmesini özellikle isterim.

Ramiz ve Remzi askerlik arkadaşı imişler. Arası 7-8 kilometre olan iki köyde yaşarlarmış. Bir sabah tarlasında çalışmakta olan Ramiz, önde kocaman bir ayı, arkasında elinde değneğiyle onu kovalayan Remzi’yi görür ve seslenir;
Len tertip, n’ediyon be!
Remzi; “Benim bağa bu ayı dadanmıştı, onu kovalıyom be tertip, diye yanıt vermiş!
Ramiz; Len oğlum, yedi kilometredir kovalıyon, yetmedi mi gari? Diye sorunca,
Remzi şunu söylemiş; Bubam, “Bağa dadanan ayıyı, pekmez sıçıncaya kadar kovalıcan” dedi, daha çok yolumuz var, hadi bana eyvallah…

 

Rifat Serdaroğlu, 30 Haziran 2015

 

 

yorum

Yorumlar kapalı.