Anneme Söylemeyin!

0

Bu şehirde plazalar yükselir gökyüzüne, geniş caddelere daracık sokaklar açılır.  Metropol kentin PTT sokağıydı geçtiğim sokak. Çok nadir geçtiğim bir sokaktı. Hava soğuk ve yağışlı. İş yerlerinin kapıları kapalı, ışıkları yanıyordu.  Kafamda gürültü eden sorularla geçiyordum hızlı adımlarla. Matbaanın afişlerini astığı vitrine takıldı gözüm. Ayçiçeği posteri vardı.  Hızlı bir tren gibi ilerliyordum ki; Bir iş yerinin önünde yirmi yaşlarında bir delikanlı gördüm ve bakmadan geçtim.  Üç beş adım ilerledim.  Ayağıma adeta bir şeye takıldı. Zihnimde şimşekler çaktı.  Vicdanım uyandırdı beni.  İç sesim” Hey nereye?” dedi. Durdum ve geri döndüm. Bakmamak için direndiğim kapı önüne geldim.

Rengi sararmış, gözleri kapanmış, elleri donuk, takati kalmamış olduğu yere yığılmıştı genç.  Yüzüne bakarken kaygılıydım. Ya kurnazlık yapıyorsa? “Ama yoo olmaz bu kadarı da“ dedim ve delikanlının omzuna dokundum.

İyi misin? dedim.

Dudakları kıpırdadı.

“İyi değilim, mide varisim var, şiddetlendi” dedi. Zor toparladım cümleyi. Çünkü zor konuşuyordu.   Hiç duymamıştım böyle bir hastalık. “Olabilir .” dedim kendi kendime, daha birçok hastalık adını bilmiyordum zaten. Ne önemi vardı ki.

Senin için ne yapabilirim, ambulans çağırayım mı? dedim

Gözleri ini kapattı açtı “evet “dercesine. Yolun karşısında üç adam sohbet ediyordu.  Onlara seslendim.

-Bakar mısınız?  Lütfen, Ambulans çağırabilir misiniz? Bu gencin durumu ağır, zor nefes alıyor. dedim.

Adamlardan birisi

“Abla telefonun yok mu, kendin çağır.” dedi. Çantama elimi uzattım telefonumu almak için. Bir elim gencin omuzunda bir elim çantada telefon arıyor.  Karmakarışık duygular içinde. İkinci adam “Abla çağırdım.” dedi. İnsanlık ölmemişti.  Çok sevindim.  Yanımıza geldi üç adam.  Dört kişi olduk saniyeler içinde beş kişi- on kişi olduk. Ambulans çağıran adamla göz göze geldik. Aynı anda gözyaşlarımız döküldü. Adam “Benim de bu yaşta evladım var.” dedi.  Hani bu durumlarda, hep kayıt altına almak için çaba gösterirler ya,  kalabalıkta etrafıma göz attım ama kayıt altına alan yoktu.  İş yerleri ve sokak bulunduğumuz noktanın dışında sessizdi.

Ambulansı beklerken, yarı baygın olan genç

“Anneme söylemeyin! Anneme söylemeyin!” diye sessiz çığlıklar atıyordu. Sadece bu cümleye gücü yetiyordu.  “Annem üzülmesin.” deyince içim yandı.

Annesine söylemek mi? Annesini tanıyan yoktu ki. O anda anne telefonla arasaydı? Durum ne olurdu? Kestiremedim.  Anne nerede kim bilir yavrusundan habersiz.

“Su ister misin?”  dedim. Kurumuş dudaklar evet diyemiyordu.  Başını çok hafif salladı, evet dercesine. Su geldi ve bir yudum su içti.

Ambulansın geç kalma riski olabilir trafikten dolayı diye genci en yakın iş yerine, kapalı alana taşıdılar. Bırakıp gidemedim. Ya gelmezse ambulans?  Alıp gidecektim en yakın sağlık kuruluşuna.

Çok geçmeden ambulans geldi.  Genç doktor koştu, gencin nabzına baktı. Birkaç soru sordu. Alabildiği cevaplar yeterli değildi ve asıl gerçeği söylememişti. Göz bebeklerinden belliydi. Aşırı dozda uyuşturucu almıştı.  Sedye ile ambulansa koydular. Ambulansın kapıları kapandı.  Arkasından baktım uzun uzun.  Siren sesleri ile ilerledi ve kayboldu koca şehirde.  Bir hayatın sonu muydu yoksa başlangıcı mı? Bir hayata dokundum. Ama kim? Ne sıkıntıları vardı acaba?  İten sebepler neler olabilirdi? Sorular sorular… O gün uykuya daldım biraz huzur biraz üzüntü ile.

Bu illet, hayattan neşe alamayanların seçtiği bir intihar aracı olsa gerek. Onlarca gencin ölümüne neden olan uyuşturucu madde.” Farklı bir boyutta kafa yaşamak.” bu nasıl üzücü ve trajik bir laftır.

Tam da Halil Cibran ın Golan tepelerine bakarak:

‘Bu muydu uğruna annemin karnını tekmeleyip durduğum hayat’ dediği saatler. Acıyı kaslarında, karnında duyumsamak, 

İçmeyin ölmeyin falan dediğimiz uyarıcı. Kesinlikle yasaktır ve zararlıdır. Düşüncelerini,  psikolojisini tahmin edebiliyorum. Herkes kendi kafasını yaşar der susarım. Sadece bunu içip de ölmek zor iş.

Esprisi bile rahatsız edici.  Millet “kafan mı güzel” yerine “Bonzai mi içtin?” demeye başladı artık. Söylemeyelim bu cümleyi.  Hem komik  değil, hem  uyuşturucu reklamı gibi.

Ey genç! Sen vicdanını rahat tut, sorun asla sende değil…

Nezahat Göçmen

yorum

Yorumlar kapalı.