Bir Adam Var

0

Bir adam var Beşiktaş’ta.

Yaklaşık 9-10 aydır görüyorum, gelip geçerken denk geliyoruz birbirimize.

Adını düne kadar bilmiyordum ama merak ediyordum.

Gözüm onu ilk gördüğüm günden beri; üzerinde.

Hikayesi;

Yok!

En azından şimdilik. Bazı adamları çözmek ve öğrenmek o kadar kolay değildir. Bazı hikayeleri hiç yazmamak gerekir.

Onu ilk gördüğümde, bir bankın üstünde kendi içine katlanmış oturur bir hali vardı.  Sessiz, kapalı. Gelip geçerken önce sadece gözüme çarpıyordu, sonra gözüm arar oldu. Her aradığında da aynı yerde bulur oldu.

Mekanı köprü altı.

Bir tek defa; yanından geçene başını kaldırıp baktığını görmedim. Tek bir defa birinin durup; onunla konuştuğunu da görmedim. Kimseden ne sözle, ne duruşla, ne de alenen yılışıklıkla bir şey istediğini, ya da herhangi bir hareketi ile; insanları durmaya, dinlemeye zorlayacak insan değil. Duruşu dingin, efendi.

Para verirken bile utanır insan, ki; utandığım içindir minik zarflar veririm ben ona. Beni görünce “günaydın hanımefendi” diye, kalkar ayağa. Benim için bir çorba içer misiniz arkadaşınızla derim. Utanarak eğer başını, kaçırır maviş gözlerini.

Miniminnacık bir adam. Sokaklarda binde bir göreceğiniz bir efendilik.. Önce efendilik ve terbiye bozulur oysa sokaklarda yaşayınca. Kaldı ki; sokakta yaşamaya bile gerek yok terbiyeyi kaybetmek için bugünlerde… Saraylarda, konaklarda ve hatta çok iyi eğitimlerin içinde bile kaybedilebilir bir şeydir, terbiye. Ama bu adam kaybetmemiş işte!

Geçen haftaki soğuk havada; yanlarına gittim. Emaneti verdim. Tahta üzerine koydukları koltuk şilteleri onların yatakları. Üzerlerinde üçer battaniye. Bir gece önceki soğuğu düşündüm. Sokaklarda temelli yaşamak; televizyonda seyrettiğimiz survivor belgesellerindeki gibi bir şey olamaz!

Biliyor musunuz? Duyarsız kalmayıp; bir parça hayatlarından gelip geçen kim olduğunu bilmedikleri arada sırada uğrayıp; bir emanet zarf  veren bir kadın bile olsanız; bu size mutlak bir sorumluluk hissi ile geri dönüyor. Akşamları evdeki koltuğumda daha rahatsız oturuyorum.  Yemeğim sıcaksa; o köprü altındaki de sıcak mı diye düşünüyorum. Yastığımın yumuşaklığını sevmiyorum.

Ben insanları bir defa görüp tanıdıktan sonra; ölene kadar KALBİNDE taşıyanlardanım. Bunu değiştirmeye 46 yılım yetmedi. Bundan sonra kalan zamanda da değişmesin artık!

***

Ve dün nihayet; onun adını öğrendim.

Adı; Bülent.

Bir duvara  dirseğini dayamış; iki büklümdü. Hasta! Bir gün önce facebook’ta öğrendiğim adresi verdim ona; Zeytinburnun’da bir yer varmış, en azından 3 ayı biraz daha rahat geçirirsiniz belki orada dedim. Biliyorum dedi; ama orası pislik içinde.. Ne zaman gitsek; daha hasta çıktım. Oraya gideceğime; burada soğuktan ölürüm daha iyi.

Zorla aldım ağzından; onun için ne yapabileceğimizi. Söylemiyor, istemiyor. Bir eksiği değil; bin eksiği var hayatında.. Hayatta kalmak için de; çok eksiği var belli işte. Söylemiyor…

Zorla; bir battaniye dedi. İki tane alalım, arkadaşınız da var yanınızda ayırmak olmaz.

Hastaneye gidin.. gönderelim, gitmiyor. Elinde bir sıcak çay; “bu sizden” dedi.

Ben bu hayatta; beni öldürmeyip; süründüren ne çok kurşun yiyorum. Yiyip yiyip hem ayakta; hem hayatta kalıyorum.

***

Bülent beyle; (ki; bir çok insanın adının sonuna “bey” kelimesini eklerken; ben hak etmediklerini düşünürüm de; onların bundan hiç haberleri olmaz) arkadaşının battaniyeleri bugün alınıyor. Bir de yiyecek paketi hazırlanıyor.  Çadıra izin yok. Burada iyiyiz diyor.

4 battaniyeye sarılı hayat; onları yaşatmaya yetecek mi? Bir gün geçerken; ya onu göremezsem? Ödüm kopuyor.

Hayatta  çok az şeyden korkarım. Beni tanıyan herkes beni böyle bilir. Korkusuzluğumdan korkulur genelde.  Önce çocuğuma bir şey olur diye korkarım; sonra da beni çok yakından tanıyanların bildiği bir korku gelir sırada; “ya bir gün çok sevdiğim birini; sokaklarda yaşayanlardan biri olarak görürsem” diye korkarım. Ve işte bu korkudandır; yoldan geçerken gözümün ve yüreğimin onca kalabalığın arasından bir köşede kimden tek bir şey istemeden; kendi içine katlanarak oturan bir minicik adamı seçebilmesi. İnsan korktuğu şeyi fark eder.

***

Ben kuşları beslerim çatı katımda. Yemleri, suları eksik olmaz. Kedilerim vardır; sokağımdan gelen geçen, ya da  bahçeme temelli yerleşen. Mamaları, suları eksik olmaz. Martılarım vardır her sabah Üsküdar – Beşiktaş arası; havaya fırlattığım ekmeklerle peşimden uçurduğum. Sadece işleri düşünce; peşimden gelen martılar… Yazın akşamları kapıma gelen 3 kirpi. Hepsiyle bir parça yemek paylaşırken; hep “en çok sevdiklerimin adını söylerim” Bu Can için, Bu babam için, Bu Murat için, Bu Hatice için, ……… böyle devam eder her lokma verilirken. Verdiğim her lokmanın sevabını ve yaptığım her iyiliğin sevabını; BEN EN ÇOK SEVDİKLERİME BAĞIŞLARIM. Bana kalmaz. Kendime saklamam. Sevabı varsa seve seve paylaşırım.

Ve dualarımı şöyle ederim:

Allahım; bana yolda gördüğüme yardım etmeyi, sonraya bırakmak zorunda kalmayacağım kadarını ver. O kadarı bana yeter.

Dilara Akıncı

yorum

Yorumlar kapalı.