Herşey Seninle Başlar…

0

İki gündür seçimler sonrası çıkan bilgileri takip etmek, verileri analiz etmek, konuşulanları, uzmanları dinlemek ve de yazılıp, çizilenleri takip etmek sonrası basım ‘kazan’ gibi oldu, mütemadiyen ağrıyor.

Okuduğum, dinlediğim, dahil olduğum bütün düşünce paylaşımları içerisinde en çok ‘bu ülkeden 10 kusur sene evvel demokrasi gitti’ ve ‘3,5 kuruşa ülkeyi sattılar’ vb. deyiş ve tavırlarına üzülmem ile birlikte (zira, – bu ülkede demokrasi tam anlamıyla hiç bir zaman olmadı, biz ‘demokratikleşme’ sürecinde bir ülkeyiz – ve – aç kalmadan açın halinden bahsetmek, insanın fiziyolojik, psikolojik ve sosyolojik yapısını hiç anlamamaktır kanımca -), arkadaşlarımın bütün iyi niyetleri ile “Sen, organizasyon psikilojisi uzmanısın, daha ne yapabiliriz ki?” deyişlerine bir kaç açık öneri paylaşmak istedim.

(Not: Lütfen eksiklerimi mazur görün, kitap yazmıyoruz zira, amaç kolay, pragmatik çözümleri aynı sorulara sahip kişilere ulaştırmak ve annem aile ziyaretimize gelmeden bir saatte özet çıkarmak.)

Arkadaşlar, bir toplumun gelişimi, bireysel olgunlaşma ve kişisel kalkınmadan geçer. Türkiye’de var olan hukuki problemlerden daha elzem, davranışsal bir kayma söz konusudur ki, hangi sistemi getirirsek getirelim, şu haliyle verimli sonuç alınması zordur. Bu yüzden, önce ve önce, kendimize bakmamızı tavsiye ederim – ki bir çoğumuz bunu zaten yapıyor. Ne demek ‘kendine bakmak’?

  1. Düşünce ve duygu kontrolü yapmak: İyi, yapıcı, olumlu düşünceler ile yola çıkacağız. ‘Diren’meyi bırakacağız. Bunu iyi okumak lazım. Fiilen direnmeyi bırakmaktan bahsediyorum, ruhen değil. Direnmenin tek yolu, tekme, tokat, küfür, sokaklara çıkmak veya olan olaylara isyan değildir. Yapıcı direnmenin bazı da öfke değildir. Tam tersine, bu şekilde direnme tam bir beyinsel zehirdir. (Bir çoğunuz bana soruyor, “Nasıl bu insanlar evlerinde oturuyor biz sokaklara dökülürken?” diye; ben de geri soruyorum, “Düşünün bakalım, nasıl oturuyorlar? Nasıl bu kadar sakinler?” Ve “Yan komşunuz ülkeyi sizden daha mı az seviyor?”, bir düşünün..) Hepimizin asıl amacı huzur içinde yaşamak. Huzur içerisinde olmak ise kelime ve etken anlamıyla hayatla bütün olmak, çevremizdekiler ile uzlaşmak gerektirir. Bunun bazı sevgidir. Dirençli bir zihin ile, anlayış ve hoşgörü çerçevesinde, pozitif sonuçlar çıkaracak eylemler içinde bulunacağız.
  2. Kendimiz olma cesareti göstereceğiz: Hiçbirimiz tamamı ile kendimizi, toplumumuzu olduğu gibi kabullenmiyoruz. Herkesin sesli görüşünün altında (aynı iktidarın eleştiri alan ‘nesil yetiştirme’ söylevleri gibi), Türkiye’yi kendi görmek istediği şekilde hayaller var. (Örneğin, bir çok arkadaşım bana “ben baş örtülü kadınların çoğalmasını istemiyorum” dedi, şu geçtiğimiz 6 ay içinde. İstersin veya istemezsin, o ayrı, şahsi tercihindir, ama kimseyi değiştirmek kimsenin işi değil!!) Tasvir Yaratıcı’ya mahsus arkadaşlar, yaratılana değil. Bizim işimiz, önce kendimizi ve sonra toplumumuzu olduğumuz gibi kabul etmek. Bizim toplumumuzda, dindar insan da var, olmayan da, içen kesim de var, içmeyen de, doğudan gelen de var, batıdan gelen de, gibi gibi… Ve bu yönde, ‘kimlik saldırısı’ anlamına gelebilecek bütün söylevlerden kaçınacağız. Kimseyi kategorize etmeyeceğiz, kimseyi yadırgamayacağız, kimseyi küçümsemeyeceğiz – ki, dönüşünde biz kategorize edilmeyelim, biz yadırganmayalım, biz küçümsenmeyelim. Ne demiş Voltaire “Düşüncelerinizden nefret ediyorum, fakat o düşünceleri savunma hakkını size kazandırmak için ölmeye hazırım.”
  3. Güven duymayı yeniden öğreneceğiz: Toplumumuzun belki de en büyük sorunu güvensizlik. Hepimiz şahsın kendine ve ait olduğu topluluğa güven duyma gerekliliğini biliyoruz. Anne, baba olanlarınız, bunu biz uzmanlardan daha iyi bilir diye tahmin ediyorum. Fakat ‘güven’ çeşit çeşittir ve biz bunu okuyamıyoruz. Kimimiz karanlıktan korkar, kimimiz yılandan. Kimimiz yüksekten korkar, kimimiz mezarlıktan. Çoğumuz başarısızlıktan korkar, çoğumuz alaya alınmaktan korkar. Bizim toplumumuzun çok büyük bir kısmı onaylanmamaktan korkuyor, istenmeyen sonuçlar ile karşılaşmaktan korkuyor. İnanmıyorsanız, zaman ayırıp sosyoloji ve/ya psİkoloji uzmanlarını veya daha güzeli, sokak röportajlarını dinleyin, hepinizin televizyonu var. Güven eksikliği A’dan Z’ye her boyutta var toplumda ama güveni kazanmanın yolu bir: Herşeyin içimizden geldiğini bilmek, özü korurken vermek ve almak. Bu işin aslını anlatmak çok zaman ve yer ister, çok kısa geçiyorum ama şunu yapabiliriz: Birilerini iyi hissettirecek şeyler yapacağız. Komşumuza yardım için vakit ayıracağız, örneğin. Trafikte önümüzdekine yol vereceğiz. Bankada sıra beklerken sabır göstereceğiz. Servis sektöründe çalışanlara ‘aptal, eğitimsiz’ muamelesi değil, ‘o da insan, çok şükür bu işi yapan da birileri var, minnettarız’ muamelesi yapacağız. Güven vereceğiz ve karşılığında güven kazanacağız. ‘Halden anlamak’ diye bir söylevimiz var ya bizim kültürümüzde, işte, tam olarak onu yapacağız.

Bireysel yatırımlar sonrasında, demokratik bir yönetim şekli (istenilenin bu olduğunu var sayarak) nedir bunu öğreneceğiz. Uygulayacağız, uygulatacağız!! Nedir o zaman ‘demokrasi’? Yine kısa, kısa…

Bir kere, demokrasi sadece yönetim şekli değil, aynı zamanda değerler topluluğudur, bunu idrak etmemiz gerekli. Bu çok önemli: İstediğimiz yönetim şekli toplumsal ve kültürel değerlerimizle ile çakışır ise, tutmaz, yüzeyde kalır. Diğer bir önemli nokta: Demokrasinin en küçük topluluk birimlerine inebilme özelliği vardır. Yani, üç kişi bir araya gelse bile uygulamaya konulabilmelidir. Sen arkadaşlarının hakkını yerken, iş yerinde ‘terör’ estirirken veya aile içi şiddet uygularken, sokaklarda yerleşik yapıya karşı hakkını arıyorsan, çalışmaz. Ben demokrasinin gerekliliklerinin bizim toplumsal ve kültürel değerlerimiz ile çakışmadığını düşünüyorum; fakat ciddi bir uygulama problemi var – hem bireysel, hem topluluk boyutta. İşte demokrasinin gereği değerler, buyrun siz karar verin, bu değerleri bireysel ve toplumsal olarak ne kadar yaşıyoruz?:

1- Otoriter olmamak; kendi fikrini zorla kabul ettirmemek, yani ‘özgürlükçü’, ‘yeniliklere açık’ olabilmek,

2- Totaliter olmamak; ‘herkes benim gibi düşünsün’ demek yerine, ‘çoğulcu’ olabilmek ve ilkeler üzerinde hem fikirlik sağlayabilmek,

3- Eleştiriye açık olmak; dinlemek (altını çizmek istiyorum ‘dinleme’nin), düşünce ve davranışların arkasında durabilmek, saygı çerçevesinde hesap verebilir olmak,

4- Katılımcı olmak; kararları birlikte alabilmek, başkalarının çıkar ve görüşlerini hesaba katabilmek ve yargı önünde savunabilmek. Burada yukarıda bahsettiğimiz uzlaşmacı olmanın gereği de çok büyüktür.

Bugünlerde her yerde duyduğumuz ‘koyun olma’ tabiri var ya, işte o tabir aslında demokratik olunamamak üzerine kurulmuş bir önyargıdır. Bugün toplumumuzda ‘koyun olma’ kullanımı ‘yanlış algı sonucu ‘bir lideri takip etmeye’ dönüşmüştür ama aslında demokrasinin uygulanmadığı, uygulatılmadığı her yerde hepimiz ‘koyun, kuzu’ durumuna düşüyoruz, farkında bile değiliz…

Son olarak, madem birşeyler yapmak istediğinizi dile getiriyorsunuz ülke adına, yapın arkadaşlar! Sizi kim tutuyor? Yerel seçimler öncesi bir sürü gönüllü organizasyon (en azından benim içimde yer aldıklarım), gönüllü toplamak için resmen yalvardı insanlarımıza. Bir çoğumuz cebimizden katkılarda bulunduk kaynak sağlayabilmek için. Yine de sandık başında yeterince sorumlu bulunamadı. Tekrar soruyorum, sizi kim tutuyor?

Her gün ise gider gibi gönüllü katılımcı olmanız gerekmiyor ama ayda bir kaç saat, belki hafta sonları siz de ülke adına birşeyler yapabilirsiniz. Bu bir şahsi seçim/tercihtir, lütfen unutmayın!

llgili arkadaşlar için, bir kaç, şahsen inandığım, arkasında durabileceğim organizasyonun bilgilerini paylaşıyorum, dilerim bakar, yer almak için başvuru yaparsınız, zira artık var olan mercilerden medet ummanın vakti geçmiştir:

  1. Gezi Partisi: Devrik, eski ve güven duyulmayan partileri desteklemek yerine yeni bir partiye bakınmak isterseniz, gerçekten çok güzel ve heyecan verici bir oluşum: http://www.gezipartisi.org.tr
  2. OyveÖtesi: Seçim öncesi, sonrası, sandık gözetimi ve benzeri etkinliklerde yer almak isterseniz, harika işler yaptılar bu yerel seçimlerde, gerçekten gurur duyduk: http://www.oyveotesi.org
  3. Demokrasi ve Adalet Gönüllüleri: Temiz siyaset için uğraşan, hukuk bazlı bir oluşum, bakınız: https://www.facebook.com/pages/Demokrasi-ve-Adalet-Gönüllüleri/363625660436224
  4. GüçBirliği: Sivil projelere destek ve kaynak yaratan bir oluşum, bakınız: https://www.gucbirligi.org/neden-simdi/

Benim umudum, dileğim ve inancım tıpkı yazar Paulo Coelho’nun dediği gibi “yanlış bindiğimiz bir trenin, bizi doğru yere götürmesi” yönündedir. Dilerim bu inancı paylaşacak ve elinizi taşın altına koyacak gücü kendinizde bulabilirsiniz.

Kalın esenlik ile,

Sesil Pir

yorum

Yorumlar kapalı.