Bir sandık görevlisinin notları 2: Bu sandıkta insanlık kazandı!

0

30 Mart 2014

En son gece 11’de tutanaklar bitip oylar torbalanıp mühürlenince polis arabasını beklerken ‘bugün bu sınıfta hangi partiden olursak olalım insanlık kazandı, herbirimiz birbirimize saygı ve sevgi gösterdik’ dediğimde, sarılıp ağlaşmalar bile oldu.

Seçim günü AKP kalelerinden birisi olan Kavacık’ta sandık başında geçirdiğim bir tam günden gözlemler ve dersler:

– AKP tabanı hiç de cahil, akılsız, beceriksiz değil! Kimi başı açık kimi başı örtülü, ancak hepsi son derece medeni ve modern, cin gibi zeki, gayet organize pırıl pırıl kadınlar sandıklarda görevliydi.
Uzun saatler yanyana durarak samimiyetle sohbet ettiklerimin söylemleri: – ‘başım örtülü olduğu için Üniversite okuyamadım, şimdi iki çocuk annesi olarak okuyorum. Tiyatroda çalışıyorum, eskiden utanarak işe giderdim, şimdi alnım açık gidebiliyorum, bana bu imkanları sağlayandan başka kime oy verebilirim ki?’

-‘Bizim mahallede ve ilçede inanılmaz bir dayanışma var, birçok hizmet sayesinde herkesin yaşam standardı yükseldi, birçok etkinlik sayesinde biz de kendimizi geliştirebiliyoruz’

– ‘yıllarca aşağı görüldük, şimdi inançlarımızı ve kıyafetlerimizi gururla taşıyabiliyoruz. Tamam size hakaret edilmesi yalnış, ancak sizlerin de bize yıllarca gösterdiği tavır da yanlıştı. Herkes sizin bize yaklaştığınız gibi insancıl yaklaşmıyor ki, iğrenir gibi bakıp, konuşmaya bile tenezzül etmeyip, her fırsatta hor görüyor. Bizim tabanımızda da sizin gibi iyi niyetli insanlar var’

Öyle kuvvetli bir örgütlenme ve dayanışmaları vardı ki, sabah 5’te ilçe merkezinde buluşup yapılacakları/dikkat edilecekleri konuşup, iş bölümünün üzerinden geçip gelmişler, her an birbirlerine destek olur durumdaydılar. (Biz bir gün erken kalktık diye zor geldi, onlar hergün daha da erken kalıyor)

Hiçbir noktada siyasi görüşlerini sürecin içine karıştırmadılar, ve de hileye başvurmadılar. Tüm seçmenlere tane tane kibarca anlatarak yardımcı oldular.

Bizim sandıkta AKP, CHP, MHP, Saadet partili görevli, memur başkan ve memur görevli vardı. Memurlar AKP oyvereni olsalar bile tüm sürece siyaset karıştırmamak için ellerinden geleni yaptılar. Tüm gün yardımlarım ile güvenini kazandıktan sonra, yazım güzel & elim çabuk diye beni günün sonunda yazman yapan başkan, ben tutanakları yazarken ‘cici kızım seni AKP’ye alsak’ demese bilemezdim siyasi görüşünü (Tabii ki kabul etmedim ve etmem böyle bir teklifi). En son gece 11’de tutanaklar bitip oylar torbalanıp mühürlenince polis arabasını beklerken ‘bugün bu sınıfta hangi partiden olursak olalım insanlık kazandı, herbirimiz birbirimize saygı ve sevgi gösterdik’ dediğimde, sarılıp ağlaşmalar bile oldu. Ama bunu gerçekten hissederek söyledim, çünkü 23 yaşındaki CHP’li genç görevliden, 75 yaşındaki Saadetli dedeye, türbanlı AKP’li bayandan, posta memmuru başkana, her birimiz önce ve sadece insandık. Tüm gün öyle davrandık ve birbirimizi anlamaya, kabul etmeye, saygı duymaya çabaladık.

Bu samimiyete güvenerek ben de son yıllarda yaşadıklarımızı, yediğimiz yaftaları, ülkenin uğradığı yolsuzlukları anlattığımda dinlediler, kimilerine hak verdiler, kimilerini sorguladılar, kimi anlara üzüldüler, kimilerinde kendi parti başlarını nefret tutumları için eleştirdiler.

Dersler:
Önemli olan ötekileştirdiklerimiz ile (önce başbakan değil, CHP ile başlayarak bizler yaptık bu ötekileştirmeyi yıllardır) gerçek ilişkiler kurmak, samimi diyaloglara girmek, güvenlerini kazanmak. Sonuçta istenirse ‘insanlıkta’ herkes buluşabiliyor. Bizlerin olduğu gibi onların da önyargıları var, bu önyargılar bir çırpıda silinmeyecek.

17 Araktan itibaren bir yanılsama içine düştük, hiçbir çaba ve emek sarf etmeden, cemaatin eylemlerinin üstüne yattık, hele Şubattaki hukuksuz tapeleri sosyal medyada marifetmiş gibi paylaşıp, dalga geçerek ‘bitti bunların işi’ şeklinde bir kibire büründük. Oysa gerçek bir hedef, strateji, örgütlenme ve aksiyon olmadan hiçbir yere varamayız, kimsenin işi de bitmez, hele bu kadar çalışkan örgütlenmeninki hiç bitmez.

Konfor alanımızdan hiçbir fedakarlık yapmadan, popumuzu kaldırmadan oturduğumuz yerden sosyal medyada mesajlaşarak körlerle sağırlar birbirini ağırlar tadında takılmamız, cemaatin sunduklarına güvenip sırtımızı yaslamamız hazıryiyiciliğimizin en güzel göstergesi. Bununla hiçbir yere varılamayacağını gördük. Zamanımızdan ve emeğimizden pay ayırmadan, aklımız ve yüreğimiz ile gerçek bir katkıda bulunmadan hiçbir yere varamayız. Kendimizden koymadan, hak ettiğimiz ve alacağımız ancak budur.

Tepeden bakan, ‘biz eğitimliyiz, biz görgülüyüz, biz biliriz’ havasıda kibirli davranış ve söylemler bizi hiçbir yere görümez, kendimizi gördüğümüz kaf dağından inip, başkalarının motivasyonlarını, dertlerini, yaşam savaşlarını anlamaya çalışmazsak, buluşma noktaları bulmazsak, iyi niyetle diyalog kurmazsak, bu ülke halkı bizim karşımızda daha da örgütlenir, ve sonunda ukala dümbeleği azınlık olarak gittikçe küçülürüz.

Kadın ve gençlik kolları gerçekten bir partinin can damarı. Tamam belki lider birleştirici ve yön vericiliği ile çok önemli, ancak tüm ülkeye yayılan damarlar kadınların elinde. Fikri bir lider geliştirse de onu hayata geçiren, olduran kadınlar, gelecek nesillere can veren ve yetiştiren de onlar. (Oy ve Ötesinde tecrübem de bunu destekliyor, müşahitlerin %80i kadındı.)

Sonuçta AKP kadınlara yaşam alanı sundu, aidiyet kazandırdı, bir amaç verdi, kendilerini önemli ve değerli hissetmelerini sağladı. Türkiye’yi kazanmak isteyen parti, kadınların bundan sonraki ihtiyaçlarını belirleyip, (parti propagandası yapmayı ikinci planda tutarak) sosyalleşme ortamlarında bu ihtiyaçların giderilmesini sağlayacak programlar geliştirmeli. Türkiye’yi adım adım karış karış dolaşılıp, kadınların bu etkinliklerde önce kendilerine aidiyet kazanmasını sağlamalı, birey olmanın ne demek olduğunu yaşatmalı. Aynı şeyi gençler için de yapmayı başarmak lazım. Onları bekleyen gelecekte neler yapabileceklerini görebilmeleri için kendi yeteneklerinin farkına varmaları sağlanmalı. Yani tepeden inme sadaka usulü örgütlenme yerine, insanların ‘tercih’ kavramını kavrayacakları bir program geliştirerek, örgütlenmenin doğal olarak kendiliğinden oluşmasını sağlamalı. Ben şahsen bu konuda CHP’ye projeler düşünmek/götürmek üzere kendime söz verdim. (Parti kurabilecek teşkilatlanabilecek kapasitem ve bütçem yok, o yüzden varolan ve yine de sosyal demokrat görüş olarak kendime en yakın hissettiğim parti olduğu için CHP)

Bir günlük müşahitliği marifet sayıp, kartlarımızın fotoğraflarını facebook’ta paylaşıp, büyük bir iş yapmışız gibi takılmak yerine, gerçekten birşeyler yapmaya başlamanın zamanı geldi. Artık facebook’ta karşı tarafı aşağılayan espriler, entellektüel mastrubasyon paylaşımlar yerine fikir/aksiyonlar yapabilmeyi/görebilmeyi diliyorum.

Dilerim herkes aklını, fikrini, zamanını, emeğini bu yönde kullanır. Bugüne kadar yapanlara saygım sonsuz, destek olabileceğimiz konuları gündeme getirirlerse hepimiz için örnek olurlar.

Bir pazar günü nelere kadirmiş!

 

Zeynep Atılgan Boneval

Not: Farklı bölgelerde olumlu/olumsuz çok farklı deneyimler yaşamış olanlar olabilir. Bunlar sadece kendi deneyim ve çıkarımlarım. Herkesi memnun edecek bir paylaşım olmadığının farkındayım. Ancak artık objektif bakabilme, süreçleri iyi analiz edebilme ve de doğru aksiyonları alabilmek için harekete geçme zamanı diye düşünüyorum. Tüm öneri ve olumsuz/olumlu yorumlara da açığım.

 

yorum

Yorumlar kapalı.