Kör İtaat

0

Daha Afrin harekatı başlamadan tüm gazete ve televizyonlara talimat gitti: Afrin ile yalnızca TSK, hükümet ve seçilmiş iki haber ajansı tarafından verilen haberler yayınlanacak, yabancı basından alıntı yapılmayacak!

Bu yasaklamaya uymayan başına gelecekleri biliyor; dolayısı ile, haydi sansür demeyelim ama bir haber karartması söz konusu. Gerekçe, ordunun ve halkın moralini yüksek tutmak!

Ben gazeteci değilim ama gazeteciliğin ilk şartlarından biri doğru haber vermek değil mi? Hatta gidip yerinde görmek, röportaj yapmak bu mesleğin ana prensibi diye öğrenmemiş miydik? E-ee, ne oldu şimdi? İç piyasaya sipariş üzerine doğruluğu şüpheli haberler!

Haa, koskoca bir savaş olur, haberler ayıklanır, anlarım. Afrin bir savaş filan değil ki. Uçağı, tankı olan, özel eğitim görmüş TSK askerlerinin hafif silahlarla donatılmış ve ancak 2-3 yıllık geçmişi olan PYD’ye karşı yaptığı bir harekat…

Zaten neyi kimden saklıyoruz? İnternete giren yabancı kaynaklara ulaşabiliyor; yani hedeflenen, gerçekleri öğrenmemesi istenen, halkımızın yabancı dil bilmeyen kısmı.

Tüm medyamız ordumuzun kahramanlık hikayeleri, etkisiz hale getirilen terörist sayısı, alınan köylerin toplamda kaç kilometre kareye vardığı gibi haberlerle dolu. Sanki hepimiz askeri strateji uzmanıyız, sanki hepimiz buranın coğrafyasını avcumuzun içi gibi biliyoruz da adım adım olup bitenleri takip ediyoruz.

Veya sanki PYD’liler her gün bizim gazeteleri okuyor, bizim televizyonları izliyor da bunları duyunca moralleri bozulacak! PYD kaç üyesinin öldüğünü bu haber ajanslarından daha iyi biliyor, nerelerden atıldığını günü gününe yaşıyor.

Peki bunun esas amacı ne? Ben söyleyeyim: yapılan işin Türkiye’de sorgulanmaması; Afrin operasyonunun milletin kafasına Türkiye’nin yapması gereken, bekası ile ilgili bir operasyondur fikrinin kazılması; kısıtlı başarıların şişirilerek Erdoğan’ın kredisine işlenmesi ve AKP oylarının erimesinin önüne geçilmesi. “Başka çare yok, tek yol savaş” inancının yaratılması. Yani körü körüne destek, körü körüne itaat.

Daha da kötüsü, Afrin bölgesi bizim sınırların içinde sayılabilecek bir cep. Burada elde edilecek sonuçların cilalanarak sunulması sonucunda “haydi şimdi de Menbiç’e” denildiğinde ortalıkta “yahu, durun biraz, ne yapıyorsunuz, TSK ile kumar oynamayın, orası elalemin ülkesi. Zaten PYD dediğiniz adamlar Fırat’in doğusunda 500 km uzunluğundaki bölgeye yerleşmiş, arkasına ABD’yi almış; siz hem Esad’a hem ABD’ye karşı olursanız bu ülkede hiçbir şey yapamazsınız” diyebilecek kişilerin, ordu mensuplarının şimdiden etkisiz hale getirilmesi.

Erdoğan’ın mantığını kabul ederseniz, Suriye’de sınırlarımızda kimler olacak? Esad’ı istemediğimize göre rejim yanlıları değil, Kürtler de değil. O zaman eskiden arka çıktığımız, sonradan terörü ülkemize taşımaya kalkışan cihatçılar mı? Veya ÖSO gibi içinde eski cihatçıları da bulunduran ve Türkiye desteğini çektiğinde ayakta kalamayacak, bu nedenle de yıllarca Türkiye’ye yük olacak ve eninde sonunda kim daha fazlasını verirse ona yamanacak bir örgüt mü? Tercih bu mu?

Biz neden korkuyoruz, hiç düşünen var mı? Diyelim ki 5 yıl sonra Suriye sakinleşti, ABD ve Rusya’nın zaten kabullendikleri plana göre Fırat’ın doğusu ile Irak sınırı arasında federatif bir Kürt eyaleti kuruldu. E-ee? Burası Suriye, başkasının toprağı. O zaman ne yapacağız, gidip Suriye’de Kürtlere karşı toptan bir savaşa mı gireceğiz? Kuzey Irak’daki Kürdistan aşiret topluluğu, pardon eyaleti bizim için çok büyük tehlike oluşturuyor, bizim topraklara göz dikmiş de Suriye’deki çok daha kısıtlı olanaklara rağmen bundan daha fazlasını mı yapabilecek!

Haydi bunu da kabullenelim. Fırat’ın doğusu Kandil filan değil, genellikle düz arazi. Hangi babayiğit gelip de benden toprak alabilecekmiş?

O zaman geriye ne kalıyor? Biz kendi halkımızdan, kendi Kürdümüzden mi korkuyoruz? Oralarda bir Kürdistan oluşursa PKK’nin eli güçlenir… mi? Geçmişe dönüp bakalım, PKK iki kez neredeyse bitirilmişti; ellerine tekrar imkan veren, PKK’yı sınırlarda davul zurnayla karşılayan, PYD eşbaşkanını Ankara’da ağırlayıp kendisine Türk pasaportu veren, çözüm süreci diyerek PKK’nın doğuda tekrar organize olmasına, silah yığmasına bilinçli olarak göz kapayan, jandarmaya operasyon izni vermeyen bu hükümet, daha doğrusu Erdoğan değil mi?

Dedim ya, bu haber karartmasının amacı geçmişin ve geleceğin sorgulanmaması, koyun gibi Erdoğan’ın peşinden gidilmesi. Ne de olsa 2019’da seçim var, durumun oraya kadar idare edilmesi, çatlak seslerin kısılması. Ondan sonra Allah kerim…

Vatansever geçinen kişinin ilk görevi doğruları öğrenmek, doğrulardan kaçmamak. Bugün önümüzde inşa edilecek bir gelecek, bir bina var. Bu haber karartması betonun deniz kumu ile yapılması, kullanılan inşaat demirinin mimar veya mühendisler tarafından değil, demir tüccarının elindeki stoka göre seçilmesi, taşıyıcı duvarın yerinin kalfa tarafından belirlenmesi anlamında. Ne yaparsanız yapın, o bina bir gün size büyük sorun olur, altında bile kalabilirsiniz.

Bir tek Erdoğan’ın dediği olsun diye istediğimiz bu mu?

 

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.