Sizlerden Gelenler 2: Günümüze dair bir yazı

0

1 Nisan 2014

Bir düşüncemi paylaşmak istiyorum sizinle, arkadaş listemde bulunan her türlü insan, öğretmen öğrenci okusun mümkünse. Özellikle öğretmenlerim siz lütfen.

Günlerdir, aylardır siyasi içerik paylaşıyorum duvarımda. Belki çoğunuz yaşı kaç, ne bilecek diye bakıyorsunuz yazdıklarıma. Ama alnımın akıyla söyleyebilirim ki ne zehirlenen bir zihin ne başka birinin ideolojisi benimki. Bir kere o gaflete düşecek oldum, 8. sınıftaydım. Bulunduğum okul genellikle muhafazakar ailelerin olduğu bir okuldu, ben siyasete kesinlikle bulaşmak istemezken konuşanların ardı arkası kesilmiyordu. Etrafımda duyduklarım üzerine bir kere babam ve abimin yanında “Belki de Atatürk o kadar önemli bir insan değildir?” dedim. İşte o gün hem en büyük utançlarımdan biri hem de en büyük kazançlarımdan biri oldu. Ne abim ne babam yargıladı beni, ikisi de olabilecek en iyi dille Atatürk’ü bir daha anlattı, muhafazakar kesim tarafından kötülenmeye çalışıldığı her noktayı olabilecek başka bakış açılarını da göstererek anlattı. Üstüne bir de böyle düşünceleri kendime yansıtmadan önce başkasından etkilenebileceğimi düşünerek göze almamı ve araştırmam gerektiğini gösterdiler. O gün bugündür gördüğüm her yazıyı, her ideolojiyi okuyorum ama asla hiçbir bilgiyi körü körüne sahiplenmiyorum. Bir yazı çok mu yakın geldi bana, hemen karşıt görüşü açıp okuyorum. Elimden geldiğince, aklımın yettiğince değerlendirmeye çalışıyorum.

Abime de babama da minnettarım beni o gün utandırdıkları için bununla. Dönüp bakıyorum geçmişime, daha 16 yaşındayım kaç kere tanıklık ettim yaşıtım olup takım tutar gibi parti tutana. 8. sınıftayım, okul başkanıyım o yıl. Bizimle aynı katta, aynı dönemde başka bir sınıfta siyasi partiler ile ilgili bir ders işlenmiş. Tenefüs olunca başka sınıf da o sınıfa giriyor ve evden getirdikleri “AKP” şapkalarıyla çıkıyorlar. Ben de o anda sınıftan çıkıyorum o an. Ellerindeki, başlarındaki siyasi içeriklerle görüyorum onları. Bir de üstüne bağıra bağıra AKP tezahüratları var. Şimdi dönüp bakınca çok daha iyi yapabilirmişim okul başkanlığını, eksiğim çok var ama emin olduğum bir şey var; okul kuralları. Okul başkanı olduğum gün ezberledim ben o tüzüğü. Şimdi ezberden söylemeyeceğim tabii ki, kopyala yapıştır yapacağım ama bunlar benim bildiğim kurallar;

Öğrencilerimizin Kılık-Kıyafet konusunda dikkat etmesi gereken hususlar:

1) Siyasî sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyalleri kullanamaz ve giysileri
giyemez,

Okuldan kısa süreli uzaklaştırma cezasını gerektiren davranışlar;
2) Kişileri veya grupları dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi ve dini inançlarına göre ayırmayı, kınamayı, kötülemeyi amaçlayan
davranışlarda bulunmak veya ayrımcılığı körükleyici semboller taşımak

Okuldan tasdikname ile uzaklaştırma cezasını gerektiren davranışlar;
3) Eğitim-öğretim ortamında siyasi partilerin, bu partilere bağlı yan kuruluşların, derneklerin, sendikaların ve benzeri kuruluşların siyasi ve
ideolojik görüşleri doğrultusunda eylem düzenlemek, başkalarını bu gibi eylemleri düzenlemeye kışkırtmak, düzenlenmiş eylemlere etkin
biçimde katılmak, bu kuruluşlara üye olmak, üye kaydetmek; para toplamak ve bağışta bulunmaya zorlamak,

Şimdi gelelim olayın devamına. Bizim sınıfa da geliyorlar ardından, bana da sesleniyorlar sen de tezahürat yapsana diye. Hayır diyorum karşı çıkıyorum, tuvalete çekiliyorum 3 kişi tarafından. Dövüleceğimden falan değil, belki onlar şaka olarak görüyor. Ama ben bu durumdan kesinlikle hoşnut değilim, devam ediyorlar. Söylesene hadi diye, noluyor diye biri daha geliyor. Ben daha fazla bu saçmalığa katlanmak istemiyorum çıkıyorum zorla tuvaletten sınıfa geçiyorum. Başlıyorum dilekçe yazmaya. Bizim sınıftan biri görüyor ne yapıyorsun diyor, dilekçe yazıyorum durumu belirteceğim diyorum. Rica ediyorum duyulmazsa iyi olur diye. Tabii ki saçma bir rica, dinlense keşke. Dürüst olayım, okul başkanı oldum olmasına ama oylarımın çoğunluğu ilk kademedendi 7 ve 8lerden pek oy almadım, gelip yüzüme “ben şuna oy vereceğim!” diye bağıran bile oldu. Benim için sorun değil ama, ricanın bazı insanlar için ne kadar basit olabileceğini öğreniyor insan.Tabii ki aktarmış aynı çocuklara durumu, bahçede ben yemeğe giderken laf söylüyorlar; “sen yaz dilekçeni ne olacak sanki!” bir kaç sözlü taciz daha. Yemekhanede sınıf öğretmenleri tarafından sözle hırpalanıyorum. Yanıma geliyor kızıyor bana ben yemek yerken, hakkımı aramak da suç olmuş. Yazıyorum bitiriyorum dilekçeyi ama vermiyorum o gün, sinirim bozuk eve gidiyorum öyle. Annemle konuşuyorum, annem bilir beni. Adalet benim için her şeydir. Anlıyor beni ama anlayışlı olmamı istiyor, çok kalmamış SBS sınavına. Bir ceza alsalar puanları düşse hoşuna gider mi diye soruyor. O kadar kızgınım ki alsınlar diyorum, ama içten içe istemiyorum gerek yok diyorum. Annemle biraz daha konuştuktan sonra gün geçiyor gece oluyor, ertesinden sabah. Dilekçeyi vermemeye karar veriyorum, ama okula gittiğimde beklemediğim bir manzara. Tenefüslerden birinde, o siyasi içeriklerin getirilmesine izin veren, dersinde kullanılmış olan öğretmen laf söylüyor bu sefer. !
Sınav yakında başını mı yakacaksın onların “SAÇMALAMA, VERMEYECEKSİN DİLEKÇE” diye. Kimseyi zan altında bırakacak değilim, o 2 gün çok ağır ithamlarda bulunuldu bana fakat çoğunu kelimesi kelimesine hatırlamadığım için yazmadım, ismi gizli de olsa burada zan altında kalmasın diye. Ama o cümle aklımda o kadar çok kez yankılandı ki eminim ne duyduğuma. SAÇMALAMA. Kızgınım, hakkımı aramanın bu kadar şiddetle karşı çıkılmasına. Ama vermeyeceğim dedim dilekçeyi ne bu değiştirecek durumu ne de sonraki tenefüslerde yine beni tuvalete çeken çocukların gelip “noldu yemedi di mi dilekçe vermek?” diye sataşması. Ben bu anıyı olabildiğince derine atıyorum aklımda, bir kaç güne unutuluyor herkes tarafından.Şu ana kadar aile harici kimseyle tekrardan konuşmamıştım bu konuyu. Okulumu karalamak istemedim. Çünkü bu tarz olaylar yaşamış olsam da kültürümü, Türklüğümü en iyi şekilde öğrendim orada. Başka hiçbir yerde o kadar bağırarak İstiklal Marşını okuyamadım, başka hiçbir yerde Şehitlerimizi anma, Mehmet Akif’i anma ve daha nicesiyle ilgili konferans salonunda öylesine duygulu anlar yaşamadım. Lisede bu ortamı, öğretmenlerin çoğunun ilgisini mumla aradım. Nankörlük etmek istemedim yaşadığım bu ve bir kaç olayı anlatarak.

Üzgünüm yazıyorum şimdi, çünkü artık dayanamıyorum. Beni eğiten bir sürü insanın, öğretmenimin burada AKP’yi böylesine desteklediklerini gördükçe. Keşke seçtiğiniz partiye, görüşünüze saygım var diyebilsem, ama üzgünüm. Saygısız ilan edin beni isterseniz, öğretmenlerimin bunu yapmasını yediremiyorum ve saygım yok bu duruma. Başka her konuda boynum kıldan ince, bana öğrettiklerinizin hakkını veremem. Yeri geldi annem, babam, abim, ablam oldunuz yeri geldi bana benim kendime verdiğimden daha çok değer verdiniz. Benim için dünyalar anlamına gelse de bunlar, yaşanan onca şeye rağmen böylesine AKP sevginiz beni uzaklaştırıyor sizden.

Siyasete asla karışmayacağım demiştim, 13 yaşında falandım. Her türlü düşünceye dair yazıyı okumaya çalışıyordum ama siyasi bir görüşüm olmasın istiyordum. İstiyordum ki hep uzaktan takip edeyim, gerekirse konuşabileyim ama konuşmam gerekmesin. İlk defa sessizliğimi Gezi Park eylemlerinde bozdum. Yine siyasi bir partiyi desteklemiyordum ama hangi partiyi desteklememem gerektiğini gayet iyi biliyordum. Apolitik olma lüksüm kalmamıştı bana göre, inançlarıma göre. Bir sürü arkadaşım uzaklaştı benden bu yönde, çoğu sildi facebook üzerinden, twitter üzerinden takip etmekten vazgeçti. Ben hiçbir AKP destekçisini ne daha önce ne şimdi sildim hayatımın hiçbir yerinden. Hepsinin her paylaştığı içeriği sabırla takiip ettim. Her paylaşılanı sinir ola ola da olsa seyrettim seyredebildiğim kadar, okudum, değerlendirdim. Ben insanlara yapılan muameleyi paylaşırken, polisin halkı dövmesini “az bile yapmışlar” diye paylaşan oldu sesimi çıkarmadım. Ben internet yasaklarını, gittiğimiz durumu paylaşırken, Erdoğan’ın ezan okumasını paylaşıyordu başka bir AKPli. Ben yapılan yolsuzluklarla ilgili olabildiğince tarafsız genel değerlendirmeleri paylaşırken, başka bir muhalefet liderinin sürçü lisan etmesiyle dalga geçiyordu bir diğeri. Neler neler gördüm, cesaret edecek oldum bir kaç AKPliye “neden AKP?” diye soracak oldum. Keşke bi kere olsun dini bir nedene bağlamadan bir cevap duyabilseydim. Keşke bir kere olsun biri beni samimiyetine inandırabilseydi. Belki siz öğretmenlerimin çok farklı nedenleri var, sizlere soramadım kusuruma bakmayın. Çünkü olur da saygısızlık yaparım diye korkuyordum. Ama başka herkesten ne duyduysam, ne gördüysem beni bir kez daha inandırdı inandığım yolda olduğuma. Dinini Recep Tayyip ile yaşadığını sananlar mı dersin, Recep Tayyip’i Atatürk ile kıyaslayanlar mı dersin. O kadar çok 12-13 yaşında çocuk gördüm ki Atatürk’e laf edip Tayyip’i yücelten. Berkin’e küfredip terörist ilan eden. Çocuklara bunları aşılayan kimse onlara da yazıklar olsun, babamın siyasi görüşü belli, bir kere olsun gelip siyasi görüşümü belirlemeye çalışmadı. Bir kere olsun ben konuyu açmadan siyaset konuşmadı. Desteklediği partiyi sorunca da, sadece doğrularıyla anlatmadı. Yaptığı yanlışları da söyledi.

Şimdi bana nasıl seslenirseniz seslenin, ister bölücü deyin, ister Gezici. İster dinsiz, ister vatan haini. Bu hitaplar bir kere olsun canımı yakmadı, yakmayacak. Ben İlter’im, Alp’im. Yurdunu koruyan ve sevenim. Türk’üm ben, Türkmen’im. Ne dinimi yaşamak için bir başkasına ihtiyacım var, ne de kendimi kanıtlamak için kendimi bir parti adı altında etiketlemeye. Üstüme yük olmasın diye, devlet kuran anlamındaki İlteriş ismini değil de, İlter ismini koyan bir ailenin 3 oğlunun en küçüğü 16 yaşındaki evladıyım. Ülkemin haline daha fazla dayanamayan, Türk’ün Türk ile kardeşliğini canı gönülden arayan bir vatan evladıyım. Lütfen, öğrencisini öğretmenine düşüren, kardeşi kardeşe kırdıran halkı böylesine etiketler altına sokup, ötekileştiren bu iktidarı tekrardan gözden geçirin.

Saygılarımla,
İlter Alp Gürel

 

yorum

Yorumlar kapalı.