Orta Doğu’lulardan Niçin Nefret Ediyorum?

17

 

Bu başlık için çok düşündüm. Çoğu insanı kızdıracak bir başlık. Ama olsun. Yalan yazmıyorum.

Dürüstüm…
Herkesten önce kendime…

Bir yaz sıcağında bütünleme sınavlarına hazırlanıyordum. Yanımızdaki daire boyanıyordu. İçindeki işçiler durmadan gülüyorlar, alaycı bir şekilde bağırıyorlardı. Gürültüleri yüzünden ders çalışamıyordum. Yanlarına gittim. Ortalarında bir kişi çaresiz bir şekilde bana bakıyordu. Ötekilerin hepsi ona alaycı bir şekilde gülüyordu.

“Ne oluyor burada? İki saattir gürültünüzden ders çalışamıyorum.” dedim. Alaycı bir şekilde o adamı gösterdiler. Durumu anlamadığımı gösterir şekilde kafa salladım.
“Romanyalı” dediler.
“Ne olmuş?” dedim.
Güldüler, “Yabancı” dediler.

Ertesi günde aynı adamla yine dalga geçiyorlardı. Yanlarına gittim, bu sefer kızgındım.
“Adamla derdiniz nedir? Birşeyi yanlış mı yapıyor?” dedim.

“ Yooo, Romanyalı, yabancı” deyip gülmeye devam ettiler.

Kızdım ve biraz sert sesle. “Adam adam gibi çalışıyor, niye durmadan kafa buluyorsunuz?” dedim.
Ustabaşlarına “Bu adam kim? Yanlış birşey mi yapıyor?” dedim.

Ustabaşı “Romanya dağılınca buraya gelmiş çalışmaya. Biz de iş verdik, acıdık” dedi.

Acıyıp iş verdikleri adam zaten ucuz olan inşaat sektöründe sıradan bir işçinin aldığının dörte birini alıyordu. Üstüne üstlük bir de durmadan dalga geçiliyordu.

İş bitince öteki işçiler eve gidiyor, o biraz daha fazla tek başına çalışıyordu. Bir akşam yanına gittim.

Harika bir resim çizmişti duvara…

3-5 kelime İngilizcem ile harika resim çizdiğini söyleyip, nerede öğrendiğini sordum.

Romanya’da bir Üniversitede resim hocasıymış.

O yıllar Sovyetler Birliği’nden birçok kadın Türkiye’ye çalışmaya ya da ticaret yapmaya geliyordu. Hepiniz hatırlarsınız o kadınlara birer hayat kadını muamelesi yapılıyordu. Her birisi potansiyel orospuydu bizim insanların gözlerinde ve durmadan “Nataşa” diye alay ediliyorlardı.

Ülkeye gelen birçok Batılı turisti gördüm, tanıdım ama onlar sadece turistti. Çalışmıyorlar, geziyorlar ve gidiyorlardı. Bir çeşit dokunulmazlıkları vardı.

Ancak Romanyalılar, Ruslar ya bizimle çalışıyor ya bize çalışıyorlardı. Yollarımız değil, yaşamlarımız kesişiyordu.

Yurt Dışına Gidiş

Okul bittikten 2 sene sonra yurt dışına gittim. Yabancılarla çalışmaya başladım. İçimde hep bir korku vardı…

Kendi ülkeme çalışmaya gelen insanlara bizimkilerin yaptığı davranışlar bana da yapılacak mı?

Gözlerimin önüne hep, çaresiz bakışlarla bana bakan Üniversite’de resim hocası o Romanyalı adam geliyordu.

Yabancı olmak böyle birşey miydi?

Sıra bende miydi?

Yurt dışına gittiğim gün ilk elden beynimde dolanan sorular bunlardı…

İlk bir Türk’ün yanında çalışmaya başladım. Hemşerimdi, neredeyse tuvalette bile namaz kılacak kadar ibadete düşkündü. Bana “İngilizce ve iş bilmiyorsun. Bunları öğrenene kadar takıl burada. Öğrenince ücretini konuşuruz” dedi.

10 saate yakın çalışıyordum. Toplam 10 dolar veriyordu. 1 paket sigara parasıydı. O dönem saat ücreti o ülkede 10 dolar idi. 1 aydan fazla zaman geçmişti. Her işi yapar olmuştum. Ücreti konuşmak istediğim zaman sürekli hazır olmadığımı söylüyordu. Çaresiz kalmaya başlamıştım.

Birgün bir Türk arkadaşa rastladım.

“Nerede çalışıyorsun” dedi.

Söyledim. “Adam hemşerim” dedim.

“Bırak hemşeriyi. Hemen oradan çık, el altından bir iş bul ve sakın kalma. O adam ilk gelen Türkler’i alır, para vermez, aylarca kullanıp atar. Turkler’i boş ver. Yabancıların yanında çalışmaya çabala. Türkler asla hakkını vermez. Oyalarlar seni. ” dedi.

Bir Batılı’nın yanında iş buldum. Ne verirse almaya razıyken ummadığım şekilde saatime 12 dolar verdi.

İngilizcem yoktu. Yeni öğreniyordum. Adamlar bunu bana karşı asla kullanmadılar. Her defasında bir bebekle konuşur gibi yavaş yavaş iş bilgilerini aktarıyorlar, sabırla beni dinliyorlardı.

Orta Doğu ile Batı’nın iki ayrı dünya olduğu konusunda ilk ışıklar o zaman içimde yanıp sönmeye başladı.

Patronum, yerleri silmemi isterken bile büyük bir kibarlıkla bana “Sir” diye hitap ediyor, arkadaşları ve ailesi ile tanıştırırken “ Bu centilmen Türkiye’den yeni geldi aramıza katıldı”diyordu.

İNANIN benimle kafa buluyorlar sanıyordum
YİNE İNANIN Adamların kültürü buydu ve samimiydiler.

Devlet dairesine vize uzatmaya ya da bir sorun halletmeye gittiğimde memurlar “Sorununuzu bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.” diyorlardı.

İnanamıyor, bana mı dediler acaba diye sağa sola bakıyordum.

Yine içimde aynı duygu beliriyordu: “Yok yok, ben yeni geldiğim ve fazla dil bilmediğim için bunlar kafa buluyor benimle”

Asla inanamıyordum devlet memurundan, belediye şoföründen, polisinden, patronuna kadar böyle davranışlarla karşılaştığıma…

Daha sonra dil konusunu halledip, eğitimim üzerine profesyonel bir iş bulup, işte de deneyim kazandıkça statü elde etmeye başladım.

Ama içimdeki korku geçmiyordu. Ya bir gün içlerinden birisi “Yeter ama sen de kimsin, daha dün geldin boktan bir ülkeden; şimdi bize ağalık taslama” derse ne yapacaktım?

Romanyalı işçi geliyordu hep aklıma…

Ancak asla böyle birşeyle karşılaşmadım, herkes işini yapıyor, farklı kimliğiyle, insani değeri ve çeşitliliğiyle saygı görüyordu..

Orta Doğulular’ı tanımaya başladım.

Benden yıllar önce gelip orada yaşayanları…

Bir ara Lübnanlılar’ın mahallesine taşındım. Sidney’de Lakemba denilen bir mahalle. Küçük Orta Doğu olarak bilinen bir yer.

Mahalledeki Lübnanlılar’ın çoğu Lübnan iç savaşından kaçıp gelmişti. Ancak mahallede sürekli olay oluyor, polis basıyordu. Avustralya gazetelerinde o dönem birkaç ayda bir 5-10 Lübnanlı tarafından kaçırılıp tecavüz edilen 17-18 yaş civarlarında kızların haberleri yer alıyordu.

Sadece tecavüz olaylarıyla değil, gasp, soygun ve öteki suçlarla da Lübnanlılar anılıyordu.
İnanamıyordum olanlara. Lübnanlılar’a sorduğumda gülerek Avustralyalılar’ı gösterip “Bunlar kafir” diyorlardı.

Maria adında bir kız çalışıyordu yanımızda. Birgün işten acilen çıkma kararı aldı. 2 hafta önceden bildirmesi gerektiğini, yerine adam bulmak zorunda olduğumuzu söyledim.
Bana “Erkek arkadaşımdan ayrıldım” dedi.

“Ne olmuş..” dedim.

“Erkek arkadaşım Lübnanlı. Acil kenti terk edeceğim. Bulurlarsa ya öldürürler, ya toplu tecavüz ederler.” dedi.

Lübnanlılar’ın bu tip olaylarını görünce çıldırma noktasına gelmiştim. Her türlü pislikleri için yaptıkları açıklama hep aynıydı : “Bunlar kafir

Düşünün…

Kendi iç savaşınızdan kaçıp dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birisine kaçıyorsunuz. Bu ülke size bakıyor, işsizlik parası veriyor, bedava ev veriyor yaşamanız için. Bütün sosyal haklarını ve konforlarını size açıyor.

Siz “Bunlar Kafir” diyerek hem kızlarına tecavüz ediyor, hem mallarını gasp ediyor hem de sosyal sistemlerini sömürüyorsunuz.

En son sahillerdeki bikinili kızlara saldırmaya başladılar. Sebep yine aynıydı : ”Siz kafirsiniz”

Avustralya halkı artık dayanamamıştı ve hem Lübnanlılar’ın bu davranışlarına hem de kurdukları mafya organizasyonlarına karşı büyük bir ayaklanma başladı.
Lanet olsun böyle adamlara diyerek mahalleden kaçtım.

 

İŞİD’a katılan gruplar arasında Avustralya’dan gelip katılanlar dikkat çekiyordu. Kimse böyle bir katılımı beklemiyordu. BBC’de geçenlerde çıkan bir habere göre, Avustralya’dan gelip İŞİD’a katılanların büyük çoğunluğunu Lübnanlılar oluşturuyordu.

Beni hiç şaşırtmamıştı. Yaşadıkları medeni ülkelerde kavgayla, gürültüyle, avaz avaz bağırmayla hiçbir iş halledilemeyeceğinin çaresizliğini yaşıyordu Orta Doğulular…

Bütün kıvranmalarının temelinde bu vardı.

İŞİD’a katılmak bir çeşit özlemini duydukları kavganın, gürültünün ve birbirine acı vererek mutlu olmanın gerçekleştirilme yoluydu..
Bir çeşit Orta Doğulu için mutluluk iksiriydi, çok geç kalmış bir rüyaydı…

Hava atamayacağınız, gösteriş yapamayacağınız, bağırarak, kavga ederek hüküm kuramayacağınız yaşam bir çeşit cehennemdi…

Kaliteli sıradan bir insan olmak büyük bir hayat yüküydü…

Yıllarca dillere dolanan ” göçmenlerin entegrasyonu” problemi yıllarca yüzlere takılan bir maskeydi…

Gittikleri yerleri, geldikleri yerlere çevirememenin acısı vardır Orta dogulular’ın yüzlerinde…

 

Lübnanlılar kadar olmasa da Türk mahallelerinde duyduğum, gördüğüm hikayeler çok benzerdi.
Yalandan aldıkları sahte sağlık raporları ile işsizlik fonlarını, sigorta şirketlerini dolandırmak çok revaçtaydı.

Birçok Türk kendisini ya hasta, ya işsiz göstererek, gizliden çalışarak devletten para yürütüyordu.
Kahkalarla birbirlerine üç kağıtçılıklarını anlatıyorlar, Türk kahvelerinde birbirlerine nasıl devlet soyulacağı konusunda akıl veriyorlardı.

Sosyal kurumların önünde sahte kağıtlarla devleti dolandıran Türkler’e bakıyordum..İçlerinde en Şeriatçısından, en Komünistine.. Alevi’sinden Sünni’isine, Türk’ünden Kürt’üne hepsi vardı.
İdeolojileri ve kimlikleri ne kadar farklı olursa olsun davranış kültürleri ve düşünme biçimleri hep aynıydı.

Aynı işi yapıp aynı parayı alan  yerlilere, Türkler’in yaptığı gibi yapmasını ve devleti dolandırıp ekstra para almasını söylediğimde çoğunun tepkisi aynıydı:

“Sistemime zarar veremem, çünkü ülkemi seviyorum.”

Orta Doğulular’a bu adamlardan aldığım cevabı söylediğimde, söyledikleri hep aynıydı.

Büyük bir alaycı kahkahanın ardından:

Bunlar aptal

Devletini soymayan yerli halkları aptal gözüyle görüyorlardı

Orta Doğulular’ın anlattığım bu özeliğinin yanında başka bir özellikleri de Güç gösterisi. Yani hava atmak.

Ülkemizde bilirsiniz. Cebine 3 kuruş giren adamın ilk yaptığı şey hemen hava atmaktır. Ya bir lüks araba, ya bir telefon, onu da bulamazsa hava atacak muhakkak birşey bulmaktır.

Var olmanın dayanılmaz hafifliği hava atmaktır.

Güçlü görünmektir.

Kibir ve dokunumazlık duvarları örmektir.

Yükseklerde görünmektir.

Sokakta tesadüfen tanıştığım ve davranışlarından giyimlerinden çıkartmadığım insanların vali, belediye başkanı, milletvekili çıkmasına çok şaşırıyordum.Hemen gözlerimin önüne Orta Doğu geliyordu.
Tabi Orta Doğu’da vali, belediye başkanı, milletvekili olmak…

Türkiye’de yanına bile yaklaştırılmadığımız adamlar, burada yolda yürüyen, ekmek alan, gazete alan, ayaküstü tanıdıklarıyla konuşan, benimle tanıştırılınca memnun olduklarını söyleyen insanlardı…
Anlatacağım bir milyon örnek var bu anlattıklarıma paralel..
Twitter’da anlatıyorum da yeri geldiğinde…

Asıl konuya döneyim tekrar…
Orta Doğuluları yurt dışında tanıdım. Nasıl yalancı, ahlaksız, kendilerinden başka hiçkimseye saygısı olmayan, tek dertlerinin üstünlük, güç ve ego olduğunu başka ülkelerde gördüm.

Türkler, Iraklılar İranlılar, Afganlılar Pakistanlılar, Lübnanlılar…
Aklınıza gelen Orta Doğu’nun bütün halkları…

Aynı kalıptan çıkmış gibi sahtekarlıkta, dolandırıcılıkta, riyakarlıkta muazzam hünerlerini göstermekte yarışıyorlardı.

Birçoğunun bütün derdi devleti, sosyal kurumları kısaca önüne geleni soymaktı.

Bir de, din adına bu soygunları yaptıklarına inanıyorlardı.

Oturma haklarını almak için her türlü yalanı, palavrayı ve üç kağıdı çevirdikleri devletleri rahatladıkları ilk an soymaya başlıyorlardı.

Nicin boyle yaptıklarının cevabını vermeden önce atacakları alaycı kahkaha hep hazırdı:

Bunlar Kafir

Bir ara ticaret yapmıştım. Hem Orta Doğulular’a hem Batılılar’a mal satıyordum.

İş üzerinde ahlaklarını görme fırsatım olmuştu ve çok büyük bir deneyimdi benim için.

Bir Batılı’ya mal satınca söylediği şey “Ayın şu günü benim ödeme günümdür. İsterseniz parayı hesabınıza gönderelim, isterseniz çekinizi o gün gelin alın.”

Orta Doğulu’ya mal satınca cevap hep aynıydı : “Mal satılınca parayı alırsın”.
Mal satılınca da para verilmez, bahaneler uydurulur ve hep başka günlere ertelenirdi.

İsyan ederdim.

Sabah akşam din diyanet satan, ahlak dersi veren adamların bütün işlerini üç kağıtçılıkla, dolandırıcılıkla, riyakarlıkla yapmalarına isyan ederdim.

Durmadan Ateistler’le dalga geçip, Batılılar’a sonsuz nefret kusan adamların nefret ettikleri, dalga geçtikleri adamların binde biri kadar ahlaka ve dürüstlüğe sahip olmamaları isyan ettirirdi beni…

Kanadalı bir arkadaşım vardı. Amerika’ya et ihraç ediyordu. Bir gün sohbet ediyorduk. Yeni parti canlı hayvanları ihraç etmişti.

“Ödemeyi neyin üzerinden yapıyorlar? Hayvan başına mı yoksa kilo başına mı ödeme yapıyorlar?” diye sordum.
“Kilo başına.” dedi.
“Kaç kilo sattin?” dedim.
“Bilmiyorum” dedi.
Şaşırdım.

“Nasıl öğreneceksin?” dedim.

“Hayvanlar Amerika’ya ulaştığında, Amerikalı alıcı hepsini teker teker tartıp bana bildiriyor.” dedi.

Şok olmuştum. Adam Amerikalı et ithal eden firmadan öğrenecekti ne kadar kilo hayvan sattığını…

Dürüstlüklerinden endişe etmiyordu…

Allah aşkına …
Ortadogu’da hiç böyle bir ornekle karşılaşanınız var mı?

Hemen bin sene öncesinden peri masalına dönmüş örnekleri vermeyin.

Orta Doğu ülkelerinden sadece birisinde böyle bir örnek yaşanıyor mu?

Dürüstçe cevap vermeyin ama dürüstçe bir düşünün lütfen…

Türkiye’de iken Atatürk karşıtı idim.
“Muasır medeniyetler seviyesine çıkmalıyız.” sözü ile dalga geçerdim.

Ancak yurt dışına çıkıp, özellikle medeni ülkelerdeki halkları ve oradaki her türlü imkana ve rahata rağmen kendi ülkelerindeki soygun, vurgun düzenini kuran Orta Doğulular’ı görünce Atatürk’ün değerini anladım.

Türkiye’deki arkadaşlarıma Atatürk’ün değerini anlattığım zaman benden duyduklarına inanamıyorlardı ve nasıl oldu da Atatürkçü oldun diyorlardı.

“Atatürkçü değilim, Atatürk’ü anladım. Daha da önemlisi sizlerin ne mal olduğunuzu anladım.” diyordum.

Sabahtan akşama kadar birbirine ahlak dersi veren Orta Doğu ülkelerine ve halklarına bakın.

Tek uzman oldukları şey içlerine tesadüfen doğdukları yerel, etnik ve dini değerleri mutlak üstünlük ve yücelik olarak görüp, o kimliklerden ve inançlardan gelmeyenlere yeryüzünü zindan etmek.

Dillerinden düşürmedikleri “Hepimiz Kardeşiz” sözü en büyük yalanları.

Bu sözü söyledikten sonra arkanızı dönünce gizliden fısıldadıkları bir söz daha var:
“Hepimiz kardeşiz ama abi benim. Ben ne dersem o olur.”

Bütün hikayeleri bu cümlede özetlenmiştir.

Tüm amentüleri devlet soymak, devlet soyulmazsa birbirini soymak.

Ve gittikleri yerleri geldikleri yerlere benzetmek …

Farklı inançtan, mezhepten, kimlikten gelenlere “kendi yüce ve üstün” değerlerini dayatmak.

Batılı bir Sosyolog arkadaşıma Batı – Doğu kıyaslaması yaparken her Orta Doğulu’nun aspirin gibi her soruna tedavi olarak soylediği sözü söyledim:

“Siz bizi sömürdüğünüz için biz bu haldeyiz.”

“Hayır” dedi.

“Biz sizi sömürdüğümüz için bu halde değilsiniz. Aksine siz bu halde olduğunuz için sömürülüyorsunuz.”

Doğu toplumunu Batı’da tanıdım.

Türkiye’deyken “Kahrolsun Batı, Kahrolsun Doğu sömürüsü” der dururdum.

Ancak yaşadıkça şunu gördüm ki, Doğu’nun büyük bir “Doğulu” sorunu var.

 

NOT: BU YAZIYA GELEN ELEŞTİRİLER GENELDE “ORTADOGULULAR’IN EZİLDİĞİ İÇİN BÖYLE OLDUĞU”…
SADECE EZİLMEYLE AÇIKLANAMAYACAĞINA DAİR BAŞKA YAŞAMSAL ÖRNEKLERLE YENİ YAZIDA KONUYA DEVAM EDECEĞİM

SAYGILAR

Twitter:

@KILICSIZ


 

yorum

Yorumlar17 yorum

  1. Görüşlerinize katılmamak elde değil. Cumhuriyet dönemine kadar bizim de Arap ülkeleri vatandaşlarından pek bir farkımız yoktu. Atatürk’ün son derece akıllıca ama aslında pek te gerçek olmayan “Türk milleti asildir, Türk milleti neciptir….” türünden moral verici, motive edici yaklaşımlarıyla ve devrimleriyle onlardan ayrışmaya başladık. Aslında bu gün de asil ve necip(!) değiliz. Ne yazık ki genlerimizde ki Orta Doğulukla özümüze dönme eğilimi ve gayreti içersindeyiz. Yani aptal ama kurnaz olmaya çalışan, saf ama hin, gusül abdesti olayı olmasa neredeyse banyo yapmamakla övünecek derecede pis, okumaktan nefret eden, Arabistan ve Arap hayranı ama buralarla ilgili sadece hacdan dönenlerin getirdiği yalan yanlış gözlemlerden ibaret bilgiye sahip,…. Yazmanın sonu yok bu konuda. Özetle, biz Cumhuriyet döneminde Atattürk sayesinde duraklatılan Araplaşma eğilimi ve mücadelesini son yıllarda başarıyla yürüten bir ülke haline geldik, ne yazık ki.

    • Dogru soze ne denir. Turkler ve orta dogulularda bu bahsedilen ozellikler yok degil. Fakat yinede genelleme yapmamaktan yanayim. Bu halklar arasinda cok harika, serefli insanlarda var. Sorun sizinde dediginiz gibi okumamaktan kaynaklaniyor. Okumayan insan o kadar cahillesiyorki cehaletinin dahi farkinda olmuyor. Bizim kara cahil dedigimiz bu zumre orta doguda ve turkiyede fazlasiyla bulunuyor. Su an amerikada yasayan birisi olarak burada gordugum durustlugu, samimiyeti, kibarligi, turkiyede gorememem. Bunu turklerle paylastigimda genelde vatan haini ilan etmeye kadar goturuyorlar isi. Orta dogu halklari, cogunlugu musluman oldugu icin soyluyor, inandiklari dinin kitabini dahi okuyamayacak kadar tembeller. Sonrada ezilmekten, somurulmekten dem vururlar. Inanin Turkler ve diger orta dogulular kendi halklarini ezdikleri, somurdukleri kadar batililar onlari ezmemis somurmemislerdir.

  2. Doğu toplumlarında insana, hayvana, bitkiye değer verilmiyor. Çocukken ve gençken ezilen, adam yerine konulmayan bireyler sıranın kendine gelmesini bekleyerek büyüyor. saygı görmediği için saygı duymayı da bilmiyor. tamamen benmerkezli, ilkel güdülerine göre var olmaya çalışan bireyleriz. yabancıların ne kadar saygılı olduğunu görünce ben de şaşırmıştım. çocuklarına nasıl davrandıklarını, nasıl yetiştirdiklerini görmek farkın kaynağını açıklıyor aslında.

  3. orta dogudaki insanlar sevmek zaten zordur,insanların yaşam tarzı ve kultürlerine öfke kusan bir cahil paralı halktan insanlık beklenemz yobazlık kanlarında var.23 yılda 1 arkadaş bile edünemedim.cunku adqma denk gelmedim

  4. Eline saglik. Yazdiklarinin cogu dogru maalesef,.. Ama bunu gördügümuz yetmez, diger vatandaslarimizizada bunlari anlatmamiz GEREKiYOR!!! Onun icin bir seyler yapmak gerek!!! Diger gazetelerde de köşe yazarligi yapmak istemezmisin?!.. Evet der, gazete bulamazsan, belki ben Almanya’da bizim Frankfurt’ta yerel bir türk gazetesinde sana bir köşe ayarlayabilirim. Mehmet Canbolat Toplum Gazetesi gazetesi sahibi dostumuzdur.
    Selamlar

  5. Geçmişini bilmeyen geleceğinide inşa edemez . Oysaki daha dün O bu gün beğenmediği niz orta doğudan çıkmamış gibi harezmiler farabiler el biruni ler maturidiler ali kuscular ibni sinalar daha ismini Sayamadigim birçok alim bilgin ulema hemde tam avrupa denilen yerde kitaplar yakilirken insanlar canlı canlı yakilirken ışık saciyorlardi dünyaya gelelim bu güne siz hiç aç kaldınız mi tüm kasaba sizin hiç tamamınızi sıraya dizdilermi ve sizin çocuğunuz sadece yaşayabilmek için olmadık numarayı entrikayi öğrenmek zorunda kaldımi ne güzel insanların elinden kültürlerini aldınız sonra onlar insanliklarini kaybetti şimdi geçmiş karşılarına konuşuyorsunuz onlar şöyle böyle diye acaba hiç dusundunuzmu onları yeniden eğitmek zorunda olduğunuzu ve o kaybettikleri kültürü onlara geri vermek zorunda olduğunuzu . Birde yok ezildiklerinden yok bilmem ne diye yorum yazmışsınız o yorumu yazan senin hiç sülalen aç kaldımi sadece can derdine dustunuzmu ve böylece insanlığı nizi yitirip düşman kesildinizmi dünyanın geri kalanına neyse anlayana artık.

  6. Çok güzel makale olmuş yüreğinize sağlık özellikle filistinin osmanlıyı yıkma projesi olan bayraklarını bilmeyenler okusun bu yazıyı..

  7. nihal muradoglu

    Bir insanin kendisininkendisine yaptigii kotulugu baska birisi ona yapamaz…devletler yoreler de oyle .

    kisa vadeli yasam planinda kalmak
    uzun vadeliyi gecmis ile var saymak.
    orta doguda imamlara birakilan motivational speaker calismasi din elinde kalmasi
    batida sosyal bilimler ile yapilmasi
    TR de Ataturkten sonra bu konu militaristik konusmacilarin elinde kalmasi
    (su anda Davutoglu oyle konusmaya basladi ve bu stil onun stili olmadigi acikca cikiyor ortaya)

    self development motivational speaker lar ile orta dogu top corporates nefes aldirilmakta..
    ama problem global .. see Ms louse shelly- …entengelment kitap book tv de yayinlandi yakinda interview olarak .. kanunlarin eksikligi ,kullanilmalarinin eksikligi avukatlarin once haksiz rekabet icin bir sey yapmamasi para icin kendini dusunmesi ..tetkik edilmeli… technoloji kulturler arasi iletisim tekniklerini ogretemeden herkezi birbirine tanistirdi.. iyi ve kotu hersey de var ve hersey bu ikisi icinde kullanilabiliniyor ..% desinin degismesi ne sebeb olan sebebler i iyice tetkik etmemiz lazim hizla degisen dunyamizda ..mindfullness… farkinda olarak hareket etme becerilerinin gelistirilmesi… belki yardim edecek

    sevkat
    saygi
    ile
    olan sevgi ile..

  8. Nevres Ozduzenciler

    25 yıl Almanya da bulundum, yazdıklarımızı aynı şekilde bende yaşadım ve suan İzmir de yaşıyorum ve aynı kafa devam ediyor. Kuranı kerim ve Nutuk u okuyup ozemsenmeden bu toplum değişmez diye düşünüyorum. Genç nesilde ümitliyim ve çocuklarımı bu yolda yetiştiriyoruz.

  9. Elinize sağlık. Sonuna kadar doğru, olabilecek en anlaşılabilir şekilde ve olabilecek en kibar dil ile yazmışsınız.. Ortadoğu’yu eşimle aylarca gezmiş, turist olarak değil! yollarında otostop çekerek, sokaklarında müzik yapmaya çalışarak(!) hane hane görmüş bir insan olarak söylediklerinizin tümüne katılmamamın imkanı yok.

  10. BU yazi bi harika!!! Doguldugum ilcede ve ay ilde, yashadigim shehirdeki “insanligin” ta kendisi… Katilmamak mumkun degilidir… Sizde Ataturk demishse,Azerbaycanda da Sabir, Mirze Celil, M.F Axundov ve bashka mutefekkirler bunlari bize19cu yuzyilin sonu 20ci asrin ilk yillarinda bunlari bizimkilere anlatmish ama nafile… Hepisin ateist damgasi vurarak fiziken degil de maanen bi hayvan gibi katledip tarihe gommushler….

  11. Niye hiç bağdatta ölen çocuklardan bahsetmiyorsun ya da tecavüz edilen bütün ortadoğuyu iliğine kadar sömürmüş kendi toprakları olmayan kızılderilileri öldürmüş yüzyıl önce dünyanın en büyük ırkçı devleti olan insana hayvan muamelesi yapan ülkeyi göklere çıkarmışsın birkaç tane de yok lübnanı insan olmayan adamları örnek vererek bütün ortadoğuyu aynı amerikanın siyahlara yaptığı gibi hayvan muamelesi yapmışsın yazıklar olsun biraz insan ol.

    • Ahmet bey,

      Sorduğun soru güzel. Taa, 1500-1600 lü yıllara geri gidip Amerikaya hesap sorabilmek te güzel.
      Ancak atalarımız “kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz” derler.
      Bu ne demektir bilir misin?

      Önce kendine bak demektir.
      Senin ABD yi, Fransayı, Almanyayı filan suçlayabilmen için en azından aynı konularda kendi tarihinin temiz olması lazımdır.
      Yoo, Ermeni sorunundan bahsetmeyeceğim.
      Daha gerilere, 1500, 1600 lü devirlere gittiğimiz zaman (ki sen ABD-Kızılderili işini o zaman için dile getirmişsin) Osmanlı ecdadımız İstanbul’u fethetmiş, oradan Macarıstan yoluyla Belgrat fethedilmiş, Vıyana kapılarına dayanmış.
      Bu adamlar oraya neden gitmişler?
      Oraları fethetmek için.
      Fetih nedir?
      Askeri yenip oraları ele geçirmek, halkı kırıp geçirmek, onları zorla vergiye bağlamak ki Osmanlının kasası dolsun.
      Osmanlı bir savaş ve ganimet ile geçinirdi.
      Sonra gittiği yerlerdeki insanlara öyle bir vergi koyardı ki, vermezsen kılıçtan geçirir, karısını kızın cariye olarak alır, ortalığı talan ederdi.
      Avrupa az çekmemiş Osmanlıdan!
      Biraz o konuları okuman lazım.
      Bizim tarihimiz de kan ve zülümle dolu. Hiç kimse temiz değil. Tabii onlar da yapmış, Osmanlı da yapmış, o zaman bize barbar derlermiş, boşuna değil. Neyse fazla konuşup senin moralini bozmayayım, ama Osmanlı oralara elinde çıçekle gitmemiş, herkesi, çoluk çocuk kılıçtan geçırmiş.
      Üstelik küçük çocukları ailelerinden alıp getirmiş, onları yeniçeri yapmış, dedelerine karşı savaşa da surmüş!

      Yani bu konuda bence fazla deşme, borçlu çıkarsın, benden söylemesi.
      Senin “Şanlı Tarih” diye bildiğin, aslında barbarlık. ABD liler de kendi Şanlı Tarihlerini öyle anlatırlardı, hiç süphen olmasın, şimdi şimdi biraz pişman gibi duruyorlar.

      Neyse, umarım bundan sonra başkalarını eleştirmeden önce kendi kendine bazı sorular sorarsın.

      Hoşçakal.

      • Mehmet Bey,
        Osmanlının da her devlette olduğu gibi hataları yanlışları olmuştur ama hiçbir zaman ne amerika ne de avrupa ile karşılaştırılabilir.Osmanlı çocuk öldürmedi çocukları asker olarak yetiştirdi.Kadınlara tecavüz etmedi inandığı değerlere göre onları yetiştirdi. Siz kendi tarihinizi barbarlık olarak görüyorsanız o sizin kendi düşüncenizdir.Osmanlının savaş ganimet ile geçindi diyorsunuz nasıl ticareti es geçersiniz hiç mi ipek yolunu duymadınız kıtaları birbirine bağlayan istanbul’a ne oldu? bunlara sahip bir devletten bahsediyoruz. Ayrıca Osmanlının içinde ırk ayrımı olmadı bir insan siyah diye kaldırımda yürümesi yasaklanmadı.Avrupa ve Amerikada tek kişi rejimi devreye girdiğinde dünyayı ne hale getirdikleri ortadadır.Bana söyler misiniz Türk devletlerinden hangisi batılının yaptığı zulmü yaptı.Biz insanları astık ama sabun yapmadık.Kimsenin tarihi pür apak değildir. Ama böyle diye de ben kimseyi eleştirmeyeceğim o zaman kimse birbirini eleştiremez hiç kimse temiz değildir.Kusara bakmayın ama ben ortadoğu da patlayan bombaların sorumlusu olan abd ve buna sessiz kalan batıyı sonuna kadar eleştireceğim.

        Sizde Hoşcakalın.

      • tam aksine fatih sultan mehmet istanbulu fethettiğinde halk çiçeklerle karşılamıştır.çünkü kendi imparatorlarından gördükleri zulümden sonra kurtuluşu osmanlıda aramışlardır.neden diyecek olursan osmanlının adaleti avrupada yoktu.

  12. Mustafa SÖZERİ

    Söylediklerin kısmen doğru ancak bu genelleme yapmanı haklı göstermez.Yazar arkadaşım tarafsız olmak diye bir kavram vardır. Hani bir laf vardır ben bardağın hep dolu tarafından bak demiyorum sana…Eleştirel kişiliksen iyi yönden de ele almalısın… Ben de Avrupa ülkelerinin bir çoğuna gittim. Almanya örneğini verelim birçok kişi çalışmaya gitti birçok yerde Türk mahallesi var ancak sen orada Türklerin baskıya zulme maruz kaldığını bilir misin? Ortadoğu demişsin durmuşsun 3 tane Sırp çocuğu Türk kızını öldürdü o zaman biz Slav halkına komple sapık tacizci diyelim… Yeri gelmişken söyleyim olay Almanya’da bar da gerçekleşiyor ve o ölen Türk kızı Alman kız arkadaşlarını koruyor.
    Ya İspanyaya giden İngilizlerden, markete çırılçıplak gidiyorlar ve her sene Barselona halkı protesto ediyor. Çok sevilen Amerika masum mu heryere savaş açıyor? Amerika’da her sene polis siyahi insanlara şiddet uyguluyor. Rusyaya dur diyemedi söz de süper güç! Rusya kendi etnik kökenini öldürüyor. Bu devirde kimin gücü varsa o ülke kalkınmış oluyor zaten. Amerika niye İran’ın nükleer füzelerini aldırdı sorarım o halde Amerika’da, Rusya’da, İsrail’de yok mu? Neden çünkü İran, Suriye’ye ya da Irak’a benzemedi. Bana sömürgeciliği savunmuşsun eğer dünya savaşsız acısız biryer olsaydı ben görürdüm senin o övdüğün ülkeleri… Şimdi gelelim Türklere evet o dediğin yapıya sahip Türkler yok mu elbette var… Bunlar genelde Türkiye’den kaçan askerlik yapmak istemeyen Türkler ya da 80 döneminde sağ sol olaylarına karışanlar, Avrupa’nın birçok yerinde Türk insanını seviyorlar ve ellerinden gelen hertürlü iyiliği, yardımı yapıyorlar. Bunu ben değil onlar söylüyorlar çok sıcakkanlı, dürüst, paylaşımcı ve misafirperverliğimizden, aile bağlarımızın kuvvetli oluşundan bahsediyorlar. Çok güzel arkadaşlarım oldu hatta bir İtalyan ailem bile var bizi oğulları gibi gören… Her sene davet ediyorlar bize evlerini açıyorlar. Evet soyum Türk ama ben bir insanım Yani yazar arkadaşım iki üç deneyimle olacak iş değil bunlar elbetteki insanlar farklıdır ancak sen 10 bin insanla 80 milyona genelleme yapamazsın…Yeri gelmişken söyleyim ben insanı insan diye severim senin gibi ayrım yapmam.Lübnanlı böyle Türk böyle Çinli böyle Amerikalı böyle bunlar böyle bunlarla böyle konuşulmaz. Karşına birisi çıkar seni utandırır söylediklerine. Buraya sayfalar dolusu yazabilirim ama fazla da uzatmak istemedim…

  13. Genel olarak doğru tespitler var. Devleti sömürme mantığı hala Türkiye de devam ediyor ama çürük elmaların yaptığı şeyleri bütün halkların üstüne yıkmak doğru değildir. Dünyada bütün halkların geçmişinde savaşlar vardır. Yanlışlar vardır. Ne Amerika ne de Osmanlı ne de diğer ülkeler sütten çıkmış ak kaşık değil hangimiz mükemmel insanlar olduğumuzu söyleyebiliriz ki. maalesef Osmanlı döneminde dini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyenler yönetimin içine sızdı. Dört halife döneminde de aynı durum oldu. Atatürkken sonra ağır militarist kesimin ülke yönetiminde baskın gelmesi gibi ve yine maalesef tarihin her yerinde iyiliğin yanında kötülükte her zaman vardı belki de insanlığın gelişmesini sağlayan en büyük etken kötülük çoğunuzun bildiği gibi günümüzdeki genetik mühendislik bilgisi hitlerin canice deneylerinden geliyor. Kullandığımız teknolojilerin çoğu savaş teknolojilerinden elde edildi. Demek istediğim herkes geçmişte bir şeyler yaptı iyi veya kötü sonuçta hepsi insandı zaafları vardı. Ayrıca orta doğuyu karıştırma derdinde olanlar Amerikan halkı değil yönetimi ele almış kişiler 1 dünya savaşından beri devam eden büyük bir oyun var zaten.
    Ama gerçek şu ki Avrupalılar ve dünyanın geri kalanı kendini düzeltmeye çalışıyor. Orta doğu halkları ise dini görüş ayrılığı mezhep çatışmaları sahtekârlıklar İŞİD sözde halife ama hitler den en ufak farkı yok. Türk – Kürt çatışması alevi – Sünni çatışması kız çocuklarının okutulması kadınları damızlık gibi gören kesimler daha aklıma gelmeyen pek çok bir yığın saçmalık uğruna kendi kendimizi tüketiyoruz.

    Kimse kalkıp ta yok Amerika yok şu ülke yaptı demesin eğer biz dünden razı olmasaydık bunların hiç biri olmazdı. İlk ayette dediği gibi yaratan rabbinin adıyla oku. Yapılması gerek belli eğitim sistemi bozuk bahanesine sığınmak yerine çocukların gerekirse düzgün olarak eğitim almasını sağlamak, çocukları ahlakı, tevazu, sevgi, saygı, doğada yaşayan bitkilere insanlara ve hayvanlara merhametin öğretilmesi, kendimizi değiştirmemiz. Daha çok kitap okumamız. Her şeyden önce televizyon ve bilgisayar oyunları zombiliğinden kurtulmamız. Spor yapılması beden eğitimi ve vücut sağlına önem verilmesi, bunun gibi daha pek çok şey var. Eğer gerçeğin farkına varanlar el ele verirse inanın bu değişimler kendi hayatımıza gelecek nesillere ve diğer insanlara yayılacaktır. Bunu sağlayacak en büyük etken iletişim bu durumda internet. Televizyon. Kitaplar. Mesele imkân olmaması değil imkân var hem de tarihin hiç bir devrinde olmadığı kadar. Asıl mesele bu imkânların nasıl kullanıldığı.