Ölümün Temsilcisi Yanan Ağaçlar

0

Ciğerimden bir parça kopuyordu, yanan tepeleri gördükçe…

Hayatımda ilk defa bir orman yangını gördüm. Kilometrelerce öteden dumanlar yükseliyordu, gökyüzü kararmış, her yer grileşmiş, ağaçlar yanıyordu.  Ciğerimden bir parça kopuyordu, yanan tepeleri gördükçe. bilinmeyen nedenlerle özellikle tatil beldelerinde çıkar bu yangınlar. “Bu nasıl bir insan dışılık, doğa düşmanlığıdır?” diyecek laf bulamıyorum. Öyle büyük bir ıstırap ki; Siz hiç, yanıp kül olmamış ama ayakta kalmış simsiyah ağaçların gövdelerini gördünüz mü? Resmen ölümün temsilcisi gibi. “Ağaçlar geceleri çok derinden uğulduyor.” derdi annem. Hele de gündüz, rüzgârın hangi köşede olursanız olun burnunuza getirdiği yanık kokusu. Karadan ve havadan söndürme çalışmaları başlasa da rüzgar, yangına körükle gidiyor, insanoğlunun hatasını desteklercesine.  Dur,  rüzgar Dur!  Şehirlere sıçramayan yangın tesellimiz oluyor.

Tozu dumanı, toplama kamplarındaki insanları hatırlatıyor bana. Her yangın sonrası,” Hepimizin gerçekten başı sağ olsun.”

Bir ormanın yanması, çok, çok korkunç bir durum. Eski bir Anadolu deyiş-inanışıyla “Ocak söndürenin ocağı söner.” Acı,  tarif edilebilecek bir acı değil.

Uzaktan bakıldığında sadece yeşil alan, her şey mükemmel bir uyum içerisinde görünür. Ormanın içerisine girdiğimizde, kimi ağaçların diplerindeki taşlar yosun tutmuş, kimi ağaç kabukları soyulmuş ve parçalanmıştır. Canlı olduklarının kanıtıdır, biz insanlar gibi. Ağacın kökünden aldığı suyu hiç bir mekanizma olmadan en yukarıdaki tek yaprağa ulaştırması da düşündürür beni.

Nice ormanların katili; mangalın közünü tam söndürmeden bırakan ve arkasına dönüp bakmadan keyifle ayrılanları düşünüyorum da,  bu insanlar “Başını yastığa nasıl koyar?”  Ormanlarda sadece ağaçlar yaşamaz ki. Ormanlar, şehirlerimiz gibi birçok canlının şehridir, yaşam alanıdır.  Kuşları, geyikleri, sincapları, mantarları, kelebekleri, uğur böcekleri,  yarasaları, yılanları, hamamböcekleri, parazit organizmaları, ayrıkotları, sarmaşıkları, çiçekleri ile bir bütün.  Ve “Yaşam Dengesi”.  Ormanlarda,  50-60 yaşlarında ve binyıllardır aynı yerde yaşamış ağaç kolonileri vardır.      Düşündükçe uykularım kaçıyor. Alevler yaklaştıkça kaçacak yer bulamayan sincaplar, kuşlar, yılanlar, sarmaşıklar ve mikroorganizmaların acı çekişlerini duyumsayarak sıçrarım yataktan.   İçini,  gönlünü ferah tutanlar nasıl kıyarsınız bu orman şehrine. Ormanlar, yalnızca kendi içlerine değil, çevrelerine de hayat sağlarlar. Yoğun bitki örtüsünün ve yeşil yaprakların atmosfere saldığı oksijeni azımsanır mı?  Ormanın dışında dağ yamacına, deniz kıyısına yuvasını yapıp ormandan beslenen kuşlardan tutun da, orman çileği toplayan insanlara kadar. 300- 500 bazen 4000 hektardan bahsediliyor. Yanan alana baktığımız zaman,  hektarlarca cennet mekanı birkaç saatte cehenneme çeviren; otuyla, ağacıyla, ceylanı, kirpisi, sincabıyla bir dünya dolusu varlığı yok eden, durdurulması çok güç bir katliam sergisi. Vahşi Hayat’ın da sürebildiği bölgeleri hangi vahşi yürek yok eder anlamıyorum.

Orman Genel Müdürlüğü’nün istatistik bilgilerine göre, 1937’den günümüze kadar 70 bine yakın yangın çıkmış. Yaklaşık 1 milyar 600 bin hektar yani 16 milyon dönüm orman alanı yanmış.

 % 3’ü yıldırımdan, % 12’si kasten,(kundaklama, tarla açma…)

% 38’i ihmal ve dikkatsizlikten,(piknik ateşi, ot, çayır, anız yakma, sigara…)

% 47’si ise bilinmeyen sebeplerden kaynaklanan yangınlarmış,  güzel ülkemde.

Aşırı sıcak havalar yüzünden kendiliğinden de oluşabildiği gibi, çoğunlukla dikkatsiz piknikçilerin, getirimci zihniyetin neden olduğu yangınlar.

Dünyanın neresinde olsun bir yangın haberi almak ciğerimi yakar. Kendi kendine sönünceye kadar yanan ağaçlar, nasıl acı çekiyor kimse bilemez. Yok oluşun  simgesi.

Hiç şeftali veya portakal bahçesinin yandığını gördünüz mü?  Demek ki insanlar yakıyor ormanları veya göz yumuyor. Bu yangınlar neden en gözde turistik bölgelerde çıkıyor ve aynı anda 4-5 farklı noktada çıkıyor. Düşündürücü! “Bu arazilerden elde edilecek bir “getirim” olduğu sürece daha çok yanar ciğerlerimiz.”

Yangın yerinde çekilen fotoğraflar yangının boyutunu gözler önüne sererken, alevlerden kaçamayan kaplumbağa, yılan, sincap, tilki, arı gibi çok sayıda canlıda yanarak telef oluyor.

Dünyamız, güzel bir gezegen. Doğa sessizce izliyor.

Yanan ormanları nasıl mı yansıyor sana bana? Çöl oluyoruz, dünyanın en bereketli topraklarının üstünde tarım yapılamıyor. Beton yığınları konuluyor her yere, sonra derelerimiz akmaz oluyor sıcaktan, yazın kuruyor.  Nefes alamıyoruz şehirlerimizde.

Yakmayın ormanları! Yaktırmayın,  günahtır… Dünyanın neresinde olursa olsun bütün orman yangınları ciğerimizi yakar.

Yetkililer, lütfen önlem alın, peş peşe gelen yangın haberleri son bulsun. Nasıl yapacaksanız yapın ama engelleyin bu lanet olası yangınları. Yazık, her sene o kadar ağaç ve bitki yanıyor, binlerce hayvan ölüyor. Bu tablo ile karşı karşıya kalmayalım.

 

Nezahat Göçmen

yorum

Yorumlar kapalı.