Dünya Bir Gün Bile Değil

0

İleri saat uygulaması gibi dünya yılını, bir yıl ileriye alalım. İzleyelim, yaşanmışlıkları.  Kutlar mıyız? Kutlamaz mıyız?  Bilmiyorum yeni yılı. Nasıl ve nerede yaşanırsa yaşansın,  dünyanın rengine kanıyoruz.   Dün yolda giderken bir seyyar satıcının sesi ile irkildim. Satıcı önünde birkaç mendil, birkaç yara bandı satıyordu. “Yeni yıla yara bandı, mendil, yara bandı, mendiiiiil…”diye bağırıyordu.  Giden yılların özünü yakalamış gibiydi. Yeni yılda ihtiyacımız olacaktı mendil ve yara bandına. Giden yılları öyle ya da böyle geçiriyoruz.

Zamanın,  ömrümüzün çalanı,  yalancısı, talancısı olduğunun farkında değiliz. Kutluyoruz çalınan anları. Keyif alıyorsak varsın olsun. “Nasıl mutluysan öyle yaşa, ilerlerken gerileyen ömründe”  diyorum kendime. Hayatımın her saatinin, mazidekilere bağlı olsa da yeni olmasını istiyorum.

Yeni bir yılı karşılamaya, yine bir yılı uğurlamaya az kaldı…  Tükenmeyen umutlarla,  yeniliklere hazırlanmanın keyfi, saati ve takvimleri unutturuyor insana.  Her yenilenme sürecinde, her yolculuğa çıktığımızda olduğu gibi yeni bir yılı karşılama da yeni umutlar demek biz insanlar için.  Yeni yılın gelişi, içinde saklanan gizlerle dolu. Bir gün yerine bile geçmeyen dünya ömrümüzde.

 Kurgusal bir diyalogda, gerçeğe yakın olarak şöyle demiş, Nietzsch:

“Düşününki varoluşun ebedi kum saati defalarca tersine, bir daha tersine çevrilip duruyor. Her seferinde siz de, ben de, içindeki her zerrede sürekli tersine çevriliyoruz

Zaman ezeli; zaman sonsuza dek uzanıyorsa, olabilecek her şey, zaten daha önce olmuş değil midir?”

Yaşadıklarımızla ilk değiliz, son olmayacağız. O halde bu telaş niye? Yeryüzünde neler yaşanıyorsa, gökyüzünde de aynı canlılığın var olduğuna inanıyorum. Yeni yılda ve gelecek yıllarda biz olsak da olmasak da hiçbir şey fark etmeyecek. Geçmişte büyük savaşlar çıkmış, toplu mezarlar var, açlık var, aşklar var… Akıl tutulması gibi. Hiçbir yer boş kalmayacak bu akış içinde.   Hastalıklar yine olacak, ölümler, kazananlar, kaybedenler olacak. Aşklar, acılar yine yaşanacak, Küçücük mutlulukların büyük acılarda denge kurduğunu göreceğiz.

Zincirli kuyu mezarlığına takıldı gözlerim. Her gün bir değil, birkaç cenaze aracı yanaşıyor. Oradan çıkanı, yaşama geri döneni görmedim. Yeniden yaşama dönüleceğine inansak bile, nerede nasıl dönüleceğini de bilmiyoruz. Sırlar içinde yaşıyoruz.

O halde bize sunulmuş bu yaşamda, sevgi, coşku, heyecan ve yepyeni değerler yaratarak, yaşamımıza renk katacak; paylaşmanın o dayanılmaz hazzını doyasıya tattıracak ve paylaşıldıkça çoğalacak; yaşamayı anlamlı ve zevkli kılarak, “İşte bu!” dedirtecek güzellikler, neden olmasın?

Bu sabah, balkonuma bir güvercin konmuştu. Sardunyanın toprağını değiştirdim. Kaktüs yaklaştırmadı dikenlerinden, bulutlar gökyüzünden geçerken. Hızını düşündüğüm ve sonsuz algıladığım zaman içinde tek dileğim var.

Çocuklar ağlamasın. Canları yanmasın. Huzur, barış mutluluk, sağlık hepsi çocukların huzurunda gizli.

Her gün ufukta bir kızıllıkla, sessizce doğan ve batan güneş umutlarımıza gebedir. Gün olur,  eteklerini savura savura gelir ufuktan.

Geçmişte büyük savaşlar çıkmış, toplu mezarlar var, açlık var, aşklar var… Akıl tutulması gibi.

Bitmek bilmeyen umut tohumlarını yeşertmek, yeni dilekler dilemek, acısıyla tatlısıyla geride kalan yılların olgunluğu ile yeni bir sayfa açmak için yılbaşı gecesi en ideal gün…

Gündemimiz hep aynı: İnsanca özgür bir yaşam, koşulsuz sevgi, hoşgörü, huzuru, birliği ve doyumsuz güzelliklere ulaşma çabası. Her şeye karşın yaşama hep gülümseten açılardan bakmaya çalışmak.

Yolumuz,  olmazsa olmazımız ‘Sevgi’den geçer. Her anın ayrı bir değeri olan dünya yılımızda, değerin hak edilmesinden yanayım.

Yaz akşamlarının karanfil kokuları gibi baş döndürücü, yıldızları gibi pırıl pırıl, yakamozları gibi ışıl ışıl,  denizlerden esen meltemler gibi ferahlatıcı, insan duyarlılığında, içten bir “Merhaba” ile uyanalım, yeni yılın her sabahına. Gülümseyerek, samimi ve sıcak olan, dokunduğu hayatlara ruhunu katan, hayata hep gülümseyerek bakanlara ve gülümseterek yaşatanlarla birlikte olalım.

“Belki de en güzel günlerimiz,  henüz yaşamadıklarımız olabilir.” diyerek yol alıyoruz sonsuzluk gemisinde. Sevdiklerimizi doyasıya sarıp sarmalama isteği sarar ya kimi zaman tüm benliğimizi,  işte o zaman “Yaşamak güzel şey ” diye, avazımız çıktığı kadar bağırmak isteriz.  Gözlerimizde yaşama sevincinin pırıltısı, yüzümüzde gülücüklerle, yepyeni bir yaşam bizi bekliyor.  Ve dünya sahnesi bizim.  Hep birlikte, gür bir sesle yalnızlık senfonisi değil,   birlik şarkılarını seslendirelim. Hayatın renksiz yanlarını boyayalım.

Canların canını acıtmayacağımız, canlara can katacağımız şeffaf bir yıl olsun.

Karlar ayaklarımızın altında erisin,

Dallarından meyveleri koparalım,

Şarkılar yükselsin evlerden

Her kapı açıldığında şarkı söyleyen bir insan çıksın sokağa.

Bir insan beş insan on yüz bin milyonlar

Tek ses olsun yürekler, dilekler satırlarda kalmasın. Yüreğimizin” git” dediği yere sevgiyle kucak açalım.

Harf harf dağılsın hayatlara g ü z e l l i k l e r, elimizden kayıp giden zamanın peşinden giderken; Edebiyattan futbola, müzikten felsefeye, sinemadan hayata, insan duyarlılığında ve yaşama sevinci kıvamında güzel günler için;

Hadi yüreğim sarıl seni sevenlere, evrenselce gülümseme dileğiyle…

Nezahat Göçmen

yorum

Yorumlar kapalı.