Düşünme, Yazma, Eleştirme!

0

Katolik Kilisesi tarafından 13. yüzyılda kurulan ve dine aykırı olarak görülen, sapkınlık olarak değerlendirilen her sözün ve fiilin sahibini yargılayan, işkence eden, ettiği işkence ile elde ettiği iftiralarla insanları yakan, dilini kesen, hapse atan bir “yargı kurumu” olan engizisyon elinde bilim adamları, düşünürler, sanatçılar ve onların insanlığı daha iyiye taşıyan ve güzele götüren aydınlığı yüzyıllar boyunca kurban oldu.

Batısıyla, doğusuyla tüm insanlığın hatırlamak dahi istemediği o yargı ve hukuk kurumu bugün post-modern araçlar ve uygulamalarla Türkiye’de hortladı.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yetkisini tanıyan, kendi anayasasının  kalbine insanlık onurunun, temel hak ve hürriyetlerin güvencesini nakşeden, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları ile de aslında bunlara çok uygun ve doğru kararları da azımsanmayacak kadar alabilmiş olan Türkiye, tüm bu kazanımlarını son beş yılda sıfırladı.

Bugün Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen ifade hürriyeti ihlali davalarının neredeyse yüzde 50’sinin suçlusu (ikinci Avusturya ile aramızda 200 adet dava farkıyla) olarak birinci sırada, sayısı tam bilinmiyor olmakla birlikte 100 bine yakın web sitesinin yasaklanmış olduğu, her devlet zafiyetinde, her yolsuzluk iddiasında Twitter, YouTube gibi haber alma, basın ve ifade hürriyetlerinin yaşandığı dijital platformların dibine baltanın vurulduğu, medya kurumlarına ve gazetecilere saldırıların, baskıların, kapatmaların yapıldığı, dünyada en kötü gazeteci gardiyanı seçilen bir ülke haline geldi.

2014 yılından beri dört defa kapatılan ve son üç kapatılması Anayasa Mahkemesi kararına rağmen ve ona aykırı olarak yapılan Twitter’ın ağustosta yayınladığı en son altı aylık Şeffaflık Raporu’na göre 2015’in ilk 6 ayında 37 farklı ülkeden toplam 1003 adet içerik kaldırma talebi aldı. Bu taleplerden 718’i Türkiye’den geldi. İkinci en fazla içerik kaldırma talebi ise 68 taleple Rusya’ya ait. İçerik kaldırma taleplerinin 442’si mahkeme kararlarıyla yapılırken bunlardan 408 başvuruyu Türkiye yaptı. Türkiye’den son 6 ayda, geçen yıla göre 241 daha fazla kaldırma talebi iletilirken Twitter geçtiğimiz son 6 ayda bu taleplerin sadece yüzde 50’sine uydu.

Göreceksiniz ki bu tablo, 2015’in ikinci altı ayında çok daha korkunç bir hal alacak.

Bütün bunlar engizisyon ve sahibi kiliseden farklı olarak, demokratik hukuk devleti olduğunu ileri süren, tüm bu uygulamayı yasaklayan kanunları ve içtihatları olan ülkemizde yaşanıyor.

En son örnekte olduğu gibi Bülent Keneş gibi gazeteciler ile Fazıl Say gibi sanatçılar, attıkları tweetlerinden ötürü tutuklanıyorlar, hapis cezası alıyorlar, gazeteler ve televizyonlar basılıyor, Ahmet Hakan gibi gazeteciler şehrin ortasında öldüresiye dövülüyor, hatta öldürülüyor.

Gazetecileri öldüresiye dövenler serbest kalırken, tweet atan Bülent Keneş, makale yazan Uğur Dündar, Gültekin Avcı gibi gazeteciler tweet attığı ve yazı yazdığı için tutuklanıyor, hapse atılıyor.

Yönetenleri yönetim biçimleri, uygulamaları, tercihleri hakkında bu halkın haber alma hakkı vardır, basının da bu haberleri verme görevi vardır. Bu hakların ve görevlerin sınırlanması anayasal suçtur.

Siyasî liderlerin kaba, rahatsız edici hatta bedduaya varan eleştirileri tolere etmeleri ve çok daha kısıtlı bir özel hayatı kabul etmeleri Türkiye’de anayasal bir gerekliliktir ve kendi mahkeme içtihatlarımızla tespit edilmiştir.

Başkent’in ortasında neredeyse100 vatandaşımızın hayatına mal olan zafiyeti yazma, eleştirme; Suriye politikasını yazma, eleştirme; Kıbrıs politikasını yazma, eleştirme; AB politikasını yazma, eleştirme; ekonomiyi yazma, eleştirme; şehit savcımız Kiraz’ı yazma, eleştirme; Suruç katliamını yazma, eleştirme; hakkında yargılama kararı verilmeyen dört bakan olayını yazma, eleştirme; Soma maden faciasını yazma, eleştirme; Reyhanlı faciasını yazma, eleştirme; 17 Aralık’ı yazma, eleştirme…

Bu gazeteler ne yazacak, haberciler ne haber verecek, insanlar neye göre kanaat oluşturacak, kendisinin ve ailesinin vücut bütünlüğünü, dokunulmazlığını, hürriyetini, rızkını emanet ettikleri siyasetçiler hakkında ne soracak?

Tweet atmayı suç saymak, retweet etmeyi suç saymak, Twitter’ı kapatmak, her makul haberi, eleştiriyi, yorumu, soruyu birilerine hakaret kabul edip takip yapmak, insanları bu yüzden hapse tıkmak Türk hukukuna aykırıdır.

Bunları yaparken aslında içinde hakimler, savcılar olduğu ortaya çıkan troller beslemek, robotlar kullanmak, onlar üzerinden halkı sürekli etnik kimlik, siyasî, dinî, politik inanç ve görüşler üzerinden kışkırtmak, birbirine düşürmek, insanları tehdit etmek, hedef göstermek, küfürler, hakaretler etmek suçtur.

Bu gerçek suçluları ve suçu kovuşturmamak, yargı önüne çıkarmamak ise ayrıca suçtur. Bunu yapmamak, gerçek suçun ve suçlunun önünü açmaktır.

Hiçbir zaman belli siyasî görüş veya grup için yazmamış, her zaman sadece ve sadece hukukun üstünlüğü ve adaletin tecellisi için fikir beyan etmiş bir hukukçu olarak açıkça ifade ediyorum, anayasal koruma garantisi altında olan eleştirileri, yorumları, içerikleri, haberleri ve bunların sahiplerini içeri atmak, onları hedef göstermek, küfür etmek, tehdit etmek post-modern engizisyon uygulamalarıdır. Ne ülkemizde, ne de dünyada hoş görülmeyecektir.

Diğer yandan insanların hayatlarını tehlikeye ciddi, yakın ve gerçek şekilde tehdit etmek, özgürlüğünü kısıtlamak, küfretmek, hayatını idame edemez hale getirmek, bunları yapmak için Twitter’ı kullanmak, troll kullanmak, bot kullanmak bu post-modern engizisyon uygulamasının diğer bir yüzüdür.

Şunu kabul edebilir ve hoş görebiliriz: kimse kimseyi nazikçe eleştirmek zorunda değildir ve saygı duymak zorunda da değildir. Ancak herkes hukukun çizdiği sınırlar içinde kalmak mecburiyetindedir. En başta idareciler olmak üzere.

 

Burçak Ünsal
New York ve İstanbul Baroları Avukatı

 

 

yorum

Yorumlar kapalı.