Yasal Soygun

0

Veya yap-işlet-malı götür modeli…

Yap-işlet-devret, aslında, yani ekonomik kurallara uygun olarak yapıldığında hiç de fena bir işlem değil. Devlet yol, köprü, havaalanı gibi kamu yükümlülüğündeki gereksinimleri belirliyor, bunları borçlanarak veya bütçe harcamaları ile kendisi yapacağına bir özel şirkete yaptırıyor, bu şirket de belirli bir süre sonra bu altyapıyı devlete devrediyor.

Bu şekilde bir taşla birkaç kuş… Borçlanmadığı için devlet borçları artmıyor, bütçeden ödemediği için de açık minimum seviyede. Üstelik birçok altyapıyı aynı zamanda bu sisteme sokup kamu harcamalarını zora sokmadan hizmete geçirme imkanı…

Ama bunun olmazsa olmaz bir şartı var: devlet para işlerine burnunu sokmayacak. Otoyol mu? Şartnamesini hazırlayacak, teknik özelliklerini belirleyecek, yolda ödenecek maksimum geçiş ücretini koyacak vs. Gerisi projeyi üstlenenin işi. Bu kişiler maliyet hesaplarını yapacaklar, makul bir kâr koyup yatırımlarını kaç yılda amorti edeceklerini hesaplayacaklar ve buna göre “biz yapıp işletip şu kadar yıl sonra da bunu devrederiz” diyecekler.

Bizde olan ise bu değil. Devlet bu yatırımcılara, örneğin otoyol veya köprülerde “minimum geçiş garantisi” veriyor! Havaalanında bu da yetmiyor, yatırımcının aldığı krediye devlet güvencesi getiriyor!

Tam danışıklı dövüş. Devletin verdiği aslında yıllık ciro garantisi. Yeme de yanında yat! Yatırımcının riski sıfır! Yolu, köprüyü yap, yıllar boyu rant elde et! Geçişler ümit edilen rakamda mı, kâr yatırımcının. Daha altında mı kaldı, zarar devletin… İşte Osmangazi Köprüsü, işte üçüncü köprü, işte Avrasya tüneli. Osmangazi Köprüsünün maliyeti 2,4 milyar TL; bu üç altyapıya iki yıl içinde devlet tarafından ödenecek “zarar” da 2,4 milyar!

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Bu modelin ana amacı devlete yük olmadan altyapı sağlamak değil miydi? E-ee, ne oldu o zaman? Devleti bu kadar ahmak ekonomistler mi yönetiyor? Biri gidip otomotive, beyaz eşyaya yatırım yaptığında devletten satın alma garantisi mi istiyor? Doğru yatırım yapmışsa kâr da kendisinin, evdeki hesap çarşıya uymadıysa zarar da. Ama bu sistemde öyle değil, kâr yatırımcının, zarar devletin!

Bu ana prensibe uyulmayacaksa söz konusu altyapıları devletin kendi imkanları ile yapması çok daha uygun olurdu. Hiç değilse, zarar zaten aynı zarar, ama kâra geçildiğinde bu dengelenir, başkasına peşkeş çekilmemiş olunurdu.

Bu sistemin nedeni tamamen başka. Bile bile lades. Bunları devlet kendisi yapsa daha avantajlı ama avantasız olacak! Bütçeye konulan para, yapılan harcamalar, artısı eksisi, ama hepsi o. Ne de olsa maliyet hesapları hemen hemen belli, zaten ihale açılacak, işi alandan avanta alınsa da ancak bir kez.

Bu sistem ise tükenmeyen musluk… İşi alanlar hep yandaşlar, çünkü ihale birine verildikten sonra diğerlerinin haberi olmayan kıyaklar ortaya çıkıyor. Yeni havaalanında ne oldu? Güya herkes finansmanını kendi bulacaktı, sonra birilerinden emir geldi, devlet bu krediye kefil oluverdi…

Yandaş gruba iş verildi mi, gerisi kolay. Şuraya şu kadar para lazım, toplayıp gazete, televizyon alacaksınız. Emriniz olur efendim. Bizim vakıfa yardım, ama elinizi cimri alıştırmayın. Yapıldı bilin efendim..

Yeni yöntem, yasal olarak Hazine’den yandaş gruplara kaynak yaratmak, başka bir deyimle devlet denetim mekanizması dışına para hortumlamak anlamında…

Yalnızca bu da değil. Balı tutan parmağını yalamaya devam için seçimlerde çalışanlarına “buradan başka partiye oy çıkarsa” baskısı yapıyor, bazıları daha da ileri gidip sandıklardan % 100 eveti ayarlıyor… Ne de olsa kaz gelecek yerden tavuk esirgenmezmiş.

Çalıyorlar ama yapıyorlar! Geleceğimizi çalıyorlar, geleceğimizin içine yapıyorlar.

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.