1 Suriye Vizyonsuzluğu

Suriye Vizyonsuzluğu

0

Türkiye Suriyeli doldu taştı, bütçeye korkunç bir yük, bu insanların çoğu artık kalıcı ve bunun yarattığı huzursuzluk ister istemez gittikçe büyüyecek.

Erdoğan’ın çok kötü bir huyu var. Yaptığı hata, aldığı yanlış karar ne olursa olsun milletin gözünün içine baka baka çok rahat yalan söyleyerek suçu başkasının üzerine atıp zeytinyağı gibi hemen suyun üstüne çıkıveriyor.

Bu konum kaçınılmaz bir şey miydi, önüne geçilemez miydi? Tam tersine, doğru kararlar o zaman alınsaydı hem bu Suriyeli sorununu yaşamaz, hem de Türkiye’nin pozisyonunu güçlendirirdik.

Hatırlayalım, Eylül 2014’de DAEŞ sınırımızın hemen karşısındaki Kobane’ye saldırıyordu. Erdoğan burada oturan Suriyelilerin bir kısmının karşı köylerdeki Türklerin akrabası olduğunu bilmesine rağmen buraya müdahele etmedi. Nedeni basit: buradakiler onun gözünde Türk değil, Kürt! Bunu bize açıklarken Suriye’nin bağımsızlığından başlayıp Birleşmiş Milletler’in izni olmadığına kadar gerekçeler gösteriyordu. Sanki biz El Bab’a girerken bu ayni gerekçeler yokmuş gibi. Esas neden başkaydı tabii : sınırımızda Kürt köyü olacağına DAEŞ’ciler olsun!

Ama bilhassa Amerika’dan gelen baskılara dayanamadı, bir ay sonra peşmergeleri bizim ordunun koruması altında Suriye’ye geçirdi. Ama ikili oynamaya devam edip DAEŞ’e de lojistik desteğine devam etti. Sonuç? DAEŞ 300’den fazla Kürt köyünü aldı, ilk dalga olarak 300.000 Suriyeli Türkiye’ye iltica etti.

2015 yılında ise YPG bu bölgeyi DAEŞ’den geri alıp buraya yerleşti. Amaç YPG’nin bizim sınırın güneyine yerleşmemesiydi, evdeki hesap çarşıya uymadı, tam tersi oldu. Hem de taa Irak sınırından Cerablus’a kadar olan 500 km’lik uzunluğa.

Erdoğan hâlâ kırmızı çizgi mavallarını anlatıyor, Fırat’ın batısı yasakmış. Bahsettiği yer topu topu 50 km’lik sınır, 500 km’yi hediye etti, şimdi 50 km için efelik taslıyor. O da Türkiye’de haa, yurtdışında takan yok… Emevi Camii’nde namaz kılacaktık, Suriyeliler namazı bizde kılıyor. Rakka’yı kurtaracaktık, uzaktan bile göstermediler. Musul’a girecektik, ancak televizyondan seyrettik. Ama Erdoğan’ı dinlersek her yaptığımız kendi başına bir eser!

3 milyon Suriyeli, Türk halkı fedakardııııııır. Boşu boşuna o kadar şehit, ordumuz kahramandıııır…

Erdoğan istediği kadar tersini söylesin, istediği kadar gerçekleri çarpıtsın, sonuç ortada. 3 küsür milyon Suriyeli Türkiye’de. Bir kısmına, ama bilhassa arap kökenlilere, Türk vatandaşlığı verilmiş, bunların oy deposu olmasını ümit ediyor. Suriyeliler işyerleri açmış, çoğu kayıtlı bile değil, kayıtlı olana da zaten denetim yok, vergisini bıraktım, adam KDV’sini bile ödemiyor, namusu ile çalışan bizim bakkal, manav veya marketler bunlarla rekabet edecek! Ben üniversite sınavlarında ter dökerken Suriyelilere ayrıcalık tanınmış, sınavsız olarak kayıt yaptırabiliyorlar. Ben 30 yıl işçi veya memur olarak çalışmışım, elime üç kuruş emekli maaşı geçiyor, bu Suriyelilere daha fazlası yardım olarak ödeniyor.

Ve Erdoğan bu başımıza sardığı belanın sonuçlarını bize başarıymış gibi göstermeye çalışıyor!

Ne mi yapılması lazımdı?

2014’te DAEŞ Kobane’ye saldırmaya başladığında, hemen, hiç vakit kaybetmeden burayı Türkiye koruması altına alıp, merkezi Kobane olan, 50 km eninde, 20-30 km derinliğinde, bizim sınıra paralel bir alani “korumalı bölge” ilan etseydik, bu bölgeye mülteciler için 2-3 çadır kent kursaydık bir taşla üç kuş vurmuş olurduk.

İmkansız mıydı? Hiç de değil. DAEŞ’i orada bertaraf etmek kolaydı. O coğrafyada Suriye dümdüz alan, tank bile göndermeye gerek yok, bizim toplar ve uçaklar Suriye’ye girmeden bile bunlari etkisiz hale getirebilirdi.

Amerika mı, Rusya mı karşı çıkacaktı? Tamamen insani nedenlerle kurulmuş bir mülteci kampı, koruma altına alınmış bir bölge; itiraz edene ilk baştan kendi kamuoyu isyan ederdi.

Maliyet? Bugüne kadar Suriyeliler için 25 milyar doların dörtte biri bile tutmazdı. Türkiye de bu kadar huzursuzluk yaşamaz, tam tersine yaptıklarımızla göğsümüz kabarırdı.

Üstelik PYD, Irak sınırı ile Carablus arasındaki 500 km’ye yerleşmemiş olur, bizim de El Bab macerasına atılmamız gerekmezdi.

O kadar kolaydı da niye mi yapılmadı?

Uzun uzun Erdoğan’ın planlarını, kafasındaki tilkileri anlatmak, 2014’te hâlâ DAEŞ’e destek verdiğini söylemek mümkün, ama kısadan gidersek vizyonsuzluk, dış politikadan anlamamak ve bir koyup üç alma sevdası. Önüne konan rapor ve analizleri elinin tersi ile itip herşeyin en iyisini bildiğini sanması.

Hikaye öyle demiyor ama kılavuz kargaya bir şey olmuyor, bedel ödeyenler hep karganın peşine düşenler ve işin acı tarafı, kurunun yanındaki yaş örneği, kargadan kılavuz olmayacağını bilenler.

 

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.