Diplomasız Diplomasi

0

Züccaciye dükkanı!

Hollanda’ya giden Aile ve Sosyal Politikalar bakanımız Fatma Betül Sayan Kaya sınırdışı edildi, dışişleri bakanımız ve cumhurbaşkanımız mangalda kül bırakmayıp Avrupa ülkelerini yaptırımlarla tehdit edip bedelinin ödeneceğini belirttiler.

Hukukda bir dava usul ve esasdan incelenir. Usul, dava konusu incelenmeden önce yapılanların şekli. Örneğin basit bir boşanma davası için ağır ceza mahkemesine müracaat edilirse o mahkeme kimin haklı olduğuna bakmadan davayı reddeder. Veya doğru mahkemeye gidildiğinde dava dilekçesinin hazırlanmış olması lazım, sekreteryaya sözlü olarak boşanmak istiyorum demek yeterli değil.

Yöneticilerimiz ne diyor? Bakan diplomatik pasaportlu biri, konsolosluk Türk toprağı, dolayısı ile konsolosluğa girişinin yasaklanması uluslararası anlaşmalara aykırı. Ya cehalet, ya da insanları yanlış veya eksik bilgilendirme çabası.

Diplomatik pasaport, bir ülke görevlilerinin vize almadan başka bir ülkeye gidebilmesi, tutuklanmaması için öngörülmüş. Ama bu istediğini yapar, kimse dokunamaz anlamında değil. Hollanda ise elini çabuk tutmuş, bu bakanı persona non grata, yani ülkede istenilmeyen kişi ilan etmiş. Viyana Konvansiyonuna göre persona non grata ilan edilen kişinin o ülkeyi terketmesi gerekiyor. Bizim bakan bundan habersiz, gitmeyeceğim diye tutturmuş. O zaman söz konusu ülkenin bu kişiyi, gerekirse zor kullanarak, sınırdışı etme hakkı var.

Bakanın konsolosluğa girmesine izin verilmemesi bu konumda çok doğal, çünkü Hollanda kolluk güçleri yabancı ülke konsolosluk veya büyükelçiliklerine giremiyor. İzin verseler sınırdışı etme olanaklari kalmayacak, daha büyük bir diplomatik sorun yaşanacak.

Gelelim esasa. 2009 yılında AK Partinin çıkardığı kanuna göre siyasi parti ve yöneticilerinin yurtdışında ve yurtdışındaki temsilciliklerimizde propaganda yapılmasının yasaklanmış olmasını, bu şekilde kendi koydukları yasakları kendilerinin çiğnemelerini; 2004 yılında kardeş ülke KKTC cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Türkiye’ye gelip konuşma yapma talebine Erdoğan’ın “propogandanı git kendi ülkende yap, buralara gelme” demesini bir yana koyalım. Ne de olsa AK Partiden tutarlı olmasını bekleme vakti çoktan geçti.

Diplomasi, soğukkanlılık isteyen, pragmatik yaklaşımlar üzerine kurulmuş ve her konumda önceliğin ülke çıkarlarına verilmesini gerektiren bir saha. Tribünlere oynayan daima kaybediyor. Hiçbir ülke kendisine yapılanı unutmuyor, karşılıksız bırakmıyor. Biz ise kafa tutacağız ya, Almanlara “yaptığınız nazi uygulamasıdır”, Hollanda’ya “siz ne lalesiniz bilmiyorum” diyoruz. Diplomasi bu külhanbeyi ağızlarının yeri olmayan, böyle konuşanın saygınlığının eridiği bir alan. Üstelik o bakan gidince bile yapılanların, söylenenlerin lekesi ülke üzerinde kalıyor.

15 gün sonra Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinde bu olay haber olmaktan çıkacak. Geriye kalacakları sıralayalım.

Turizm bizde zaten can çekişiyordu, şimdi Avrupa ülkelerini de kaybettik. Hatırlatayım, Türkiye’ye en fazla turist gönderen ülke Almanya. İşçilerimizi bu sayıdan düşsek de yine Almanya. 2017 zaten bitmişti, şimdi 2018’i de kaybetme yolunda önemli bir adım atmış olduk.

Türkiye zaten güvenilmeyen müttefik olmaktan uzak durulması gereken ülke sınıfına terfi etmiş ama bu daha yabancı ülkelerde çalışan vatandaşlarımıza direkt olarak yansımamıştı. Hükümet bu gurbetçileri sokaklara dökülmeye çağırdı, bununla Avrupa ülkelerini tehdit etti. Bindirilmiş kıtalar olarak aile bakanının etrafına doluşanların yaptıkları ise bayrak sallayıp tekbir getirmek!

Örneğin Esad “Türkiye’de, bazıları Türk vatandaşı olmuş 3 milyon Suriyeli var. Bakanımı yolluyorum, onları bilgilendirecek. İzin verilmezse hepsini sokaklara dökerim” dese ne kadar kabul edersiniz? Bunlardan bazıları Suriye bayrakları ile ana caddelerimizde tekbir getirse tepkiniz ne olur?

Hollandali olsanız ve karşınıza eş değerde bir Türk ve bir Faslı aday gelse hangisini işe alırsınız? Bir AB ülkesi olsanız vize isteyen her Türkün dosyasını biraz daha dikkatle incelemez, biraz daha zorluk çıkartmaz mısınız?

Tribüne oynamak için yapılan yaptırım tehditleri yine havada kalacak. Mavi Marmara veya Rus uçağı olayları birer örnek. Ama Türkiye Avrupa’dan biraz daha uzaklaşmış, zaten yarı diktatör olarak tanımlanan Erdoğan bir de Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkleri tehdit unsuru olarak kullanmaktan çekinmeyecek kadar kontrolünü kaybetmiş biri sayılacak.

AB ile olan ilişkilerin yara almaması artık kaçınılmaz. Ekonomik olarak Avrupa Türkiye’ye bağımlı değil ama Türkiye Avrupa’ya bağımlı. Yarın Türk tekstil ürünlerine çeşitli zorluklar çıkartılsa alın size birkaç yüzbin işsiz daha. Yarın Türk bankalarına verilen kredilerde ülke riski bir basamak daha üste çekilse birkaç bin iflas daha.

Neresinden bakılırsa bakılsın, zarar üstüne zarar. Yanlış anlama olmasın, diplomasi başını eğme, alttan alma sanatı değil. Tam tersine, hakları çatır çatır savunma meydanı. Rakipler siyah kuşak judocular, karşılarına panayır güreşçisi olarak çıkmanın alemi yok. Bakanını mı attı, sen de onun büyükelçisini persona non grata ilan edersin. Ne yaptırım yapacağına, diğer Avrupa ülkelerini ürkütmeden, hatta onları ne şekilde yanına çekebileceğini de düşünerek karar verirsin. Satın alımlarını başka ülkelere yönlendirirsin. İhalelerine kabul etmezsin.

Türkiye’yi bu hallere düşürmezsin.

Diplomasi diplomasız olmuyor. Kafa yormadan hiç olmuyor. Yalnız tribünlere oynayarak hiç mi hiç olmuyor.

 

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.