Bab Yoluna Gitmek

0

Bir tiyatroda önde seyircilerin gördüğü oyun vardır, ama sahne arkasını bilmezler. Halbuki senaryoyu yazan, rolleri dağıtan, oyuncuları idare edenler sahneye çıkmazlar, perde arkasında kalırlar.

Bizim ordunun Suriye’ye girişi, El-Bab savaşı, öndeki sahne. Perde arkası ise bize anlatılanlardan çok, ama çok farklı. Bu konuda ne Genelkurmay, ne de Dışişleri doğruları söylemeye bir türlü cesaret edemiyor.

İlk soru, Türk ordusu niçin Suriye’ye girdi? Güney sınırımızda Kürt çemberinin oluşmaması tamamen afişteki reklam. Kürt unsurları Irak sınırı ile Fırat arasındaki hemen hemen 500 km’lik bölgeye yerleşmiş, Ak Parti hükümeti, itiraz etmeyi bırakın, peşmergeleri bizim topraklardan geçirip Suriye’ye yolcu etmiş, sonraları da lojistik destek sağlamış. Taa ki 15 Temmuz sonrasına kadar. O zaman kırmızı çizgiler akla gelmiş, 500 km’lik sınırı Kürtlere bırakmışken ek 90 km’lik bölüm için çember, kuşak laflarını piyasaya sürmüşüz.

Haritaya bakın, bu ek 90 km’nin ötesi zaten yok. Akdeniz’e çıkmak için Kürtlerin ya Türkiye’ye girip Hataydan geçmesi, ya da Rusya’nin Suriye’deki üslerini alması lazım! Üstelik bir tek Kürt köyü bile olmayan topraklarda! Yani bizim sınırda Akdeniz’e uzanan bir çember veya kuşak mümkün değil. Zaten böyle bir iddianın pek fazla bir anlamı da yok. 500 km’lik çemberi kabullendik de ek 90 km için mi dellenmeye başladık?

Biz Suriye’ye Amerika öyle istedi diye girdik. Rusya devreye girdikten sonra Amerika’nın hedefleri değişti. Artık amaç, Suriye’nin, Rusya’nın arka bahçesi olmasını kabul edip Irak’ın kontrolünü elinde tutmak. Ama bunun için elini güçlendirmek amacıyla ilk baştan IŞİD tehlikesini iki ülkede de bertaraf etmek gerekiyor. Bu ise 20.000 feet’den atılan bombalarla mümkün değil, sahada adam lazım. Amerika bunu PYD ile denedi ama PYD’de ne yeterli sayıda insan, ne de tank gibi ağır silahlar var. Amerika da buraya kendi askerini göndermek istemeyince kala kala Türk ordusu kalıyor.

Taşaronluk yapıyoruz denilemeyeceği için ortaya Kürt çemberi, Fırat’ın doğusu kırmızı çizgi laflarını çıkardık ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Amerika’nın birilerine verdiği koltuk güvencesi karşılığında ordumuzu Suriye’ye soktuk.

Tayyip Erdoğan bunu yapınca Amerika’nın PYD’yi terorist örgüt ilan etmesini bekliyordu, ama Amerika bunun söz konusu olmadığını belirtmekle kalmadı, PYD’ye o güne kadar elinde olmayan silahlardan bile verdi.

Bunun üzerine Ankara Rusya’ya yanaşmayı denedi. Eskiden “Esed gidecek” denilirken ara yollar bulunmaya çalışıldı, Rusya’nın da canına minet, düşürülen uçak unutulup ilişkiler ısınıverdi.

Ankara’nin ikili oyunu Amerika’yı kızdırdı, PYD’ye zırhlı araç vermeye başladılar. Türkiye’nin Amerika ile olan ilişkilerinin gerildiğini gören Rusya ise kıs kıs gülüp, PYD’yi terorist ilan etmek bir yana, Moskova’da kendilerine büro açmasına bile izin verdi.

Ankara burada da afalladı. Yine Amerika’ya şirin görünmeyi denedi. Incirlik’de iki genelkurmay başkanı görüşüp, El-Bab’dan sonra bizim orduyu Rakka’ya gönderme planlarını konuştular.

Ankara hiç değilse El-Bab’a girip “işte kurtardık” mesajını Türkiye’de pazarlamayı düşünürken hem Rusya, hem de Amerika böyle bir şeyin söz konusu bile olamayacağını anlattı.

Daha sonraki etap daha da vahim. Rusya Ankara’nın durmadan ikili oynamasını zaten kabul etmiyordu, bir de Amerika’nın bizim orduyu Rakka’ya gönderme planlarını frenlemek için El-Bab’daki bizim geçici komuta merkezini vuruverdi. Daha Rusya “kusura bakmayın” demeden Ankara panik içinde “Rusya bizi yanlışlıkla vurdu” diye ortaya çıktı. Rusya’dan cevap gecikmedi : “biz, bize koordinatları verilen yeri vurduk”. Diplomatik dilde bunun anlamı “hata veya kusur yok, bile bile vurduk”. Askeri dilde anlamı “bizim izin verdiğimiz yerlerin dışına çıkarsanız canınıza okuruz”.

Türkiye, Suriye’ye Amerika’nın taşaronu olarak girdi. Üstelik alınan sonuçlar söylenildiği gibi parlak da değil. Bir haftada Şam’da namaz kılacaktık, 6 ayda ancak 20 km gidebildik. Rusya izin vermediği sürece bizim jetler Suriye üzerinde uçamıyor bile. Allahtan El-Bab’a girmemizi kimse istemedi, çünkü bizim askerlerin eğitiminin şehir gerillası ile alakası yok, bugüne kadar verdiğimizden daha fazla şehidi burada verirdik.

Şimdi esas tehlike Rakka. Buraya gidilmeye kalkılırsa bizim ordu kendi lojistiğini bile sağlayamayacak duruma düşecek, başkasının ipiyle kuyuya inmiş olacağız. Ankara aklını başına almazsa, Suriye’ye Amerika’nın maşası olarak giren ordumuzun bir de şamar oğlanı olarak çıkma tehlikesi oluşacak.

En iyi konumda bile Türkiye’nin Suriye’de kalması söz konusu değil. En iyi şartlarda bile Esad’lı Suriye biraz sakinleşince ordumuza “haydi kendi kışlana” diyecekler. O zaman biz niye girdik, niye çıktık, niye bu kadar şehit verdik, milyarlarca kaynağımızı buralarda heba ettik diye sormayacak mısınız?

Ankara o kadar tutarsızlaştı ki sizi şimdiden hazırlamaya başladılar. İşte Cumhurbaşkanlığı danışmanı İlnur Çevik’in beyanı : “Fırat’ın doğusunda otonom bir Kürt devletini tolere edebiliriz!”
– Esed’i devirmek için yola çık, Esad’ı ayakta tutmak için yüzlerce şehit ver.
– Kürt çemberine hayır diye savaş, otonom Kürt devletini kabul et.
– Amerika’ya maşalık yap, Rusya’dan şamar ye.
– Rusya’ya yanaş, Amerika’dan tokat ye!

Türkiye bu kadar mı sahipsiz? Ankara bu kadar mı şaşkın? Ak Parti seçmenleri bu kadar mı kör? Hepimiz bu kadar mı duyarsızız?

Bir şey değil, bu kadar can, bu kadar evlat Bab yoluna gitmiş olacak, ona yanarım.

 

İbrahim Çakıroğlu

yorum

Yorumlar kapalı.