ABD’den Ölümcül YES!

0

Amerika referandumdan evet çıkmasını istiyor.

Çünkü…

Bir yap-boz’un parçalarını teker teker yerlerine koymadan önce tablonun ne olduğunu bilmek lazım ki ne nereye konacak, belli olsun. Küçücük ve dalgalı kesilmiş parçalara odaklanılırsa, mavi deniz de olabilir gök de; kırmızı kan da olabilir bayrak da. Burada büyük tablo ise Amerika’nın orta vadeli hedefi.

O zaman işe Amerika’nın Irak savaşını niçin başlattığı ile başlayalım ve ilk önce yanlış bir inancı çöpe atalım. Genelde bu soru sorulduğunda hazır ve kolay cevap “tabii ki petrol için”.

Hiç de değil.

Irak savaşi başladığında Irak’in petrol ihracatı yıllık 30 milyar dolar civarındaydı. Olacak şey değil ya, Amerika’nın bu petrolü sıfır maliyetle çıkartıp Irak’a beş kuruş bırakmadan kendine aldığını, petrol fiyatlarının ikiye katlandığını varsayalım. Elde edilecek gelir yılda maksimum 50-60 milyar dolar.

Irak savaşı nedeni ile orduya verilen maaşlar ve Amerika içinde yapılan harcamalar göz önüne alınmadan Amerika’nın şimdiye kadar Amerika dışında yaptığı harcamalar ise 3.000 milyar dolar civarında. Yalnızca bu parayı amorti etmek için 50 yıl boyunca Irak petrolünün üzerine oturması lazım.

İleride Katar gazının geçiş yolu olması? Harita öyle demiyor ama Suriye’yi de göze alıp bunu da inceleyelim. Katar’ın gazı niye Amerika’nın derdi olsun? Bu, bizim Moritanya ile Fas arasındaki gaz sorunu için oralara asker yollamamız kadar anlamsız. Amerika artık enerjide bağımsız, petrol veya gaz ithal etmeyen, kendine yeterli kaynakları olan bir ülke.

Amerika’nın Irak savaşını başlatmasının ana nedeni İsrail’in güvenliği. Hatırlayalım, o tarihe kadar İsrail birçok kez arap ülkelerinin ortak saldırısına uğramış bir ülke. Bu saldırıların sonuç vermemiş olması bir şey değiştirmiyor, çünkü on kez kazansa da ilk kaybettiğinde geleceği meçhul.

O tarihte İsrail için en büyük tehlike oluşturan ülkeler hangileri? Suriye, Irak ve Mısır yakın komşular olarak ve uzaktan verdiği destek nedeniyle Libya.

İsrail’i güvenceye almanın çaresi ne? Bu ülkeleri yıkmak, düzenlerini değiştirmek. Şimdiye kadar yapılanlara bir göz atalım : Kaddafi öldürüldü, Libya tehlike olmaktan çıktı. Saddam öldü, Irak’ın hali belli. Suriye alt üst edildi, durumu daha iyi değil. Birkaç yıl sonra Fırat’ın doğusu Amerika’nın, batısı ise Rusya’nın kontrolünde olacak.

Şöyle bir geriye dönüp bakalım. Irak savaşı başlatıldığından beri olan süreç, İsrail’in askeri olarak en rahat olduğu süreç değil mi? Demek ki Amerika bu planında başarılı oldu sayılır.

İşte Türkiye burada devreye giriyor. Çünkü bugüne kadar alınmış sonuçlar İsrail’in geleceği için yeterli değil. Burada coğrafya değişmezse 10-15 yıl sonra arap ülkelerinin tekrar İsrail’e yüklenmemelerinin garantisi yok. Bunun tek çaresi, bu ülkeleri bölmek ve İsrail ile bir sorunu olmayan, arkasını Amerika ve Avrupa’ya dayamış bir Kürdistan kurabilmek. Büyük Kürdistan’ın kurulması yalnızca Irak ve Suriye’nin olanaklarını minimuma indirmek anlamında değil, daha sonra da uzun yıllar enerjilerini Kürdistan sorununa harcamak anlamında. İsrail için onlarca yıl askeri tehlikenin uzaklaşması anlamında.

Büyük Kürdistan ise yalnızca Irak ve Suriye’yi bölmekle olamıyor, Türkiye de mecburen bu soruna dahil. Amerika ilk baştan bu sorunu AK Parti’yi iktidara taşıyarak çözümleyebileceğini düşünüyordu, ama olmadı. Irak savaşi öncesi, Erdoğan’ın onayı ile Meclis’e sunulan ve Amerikan ordusunun Irak’a Türkiye’den geçerek girmesini amaçlayan tezkere reddedildi. Bu olay Amerika için iyi yağlanmış olduğuna inandığı çarklarda ilk kum tanesi olarak algılandı. Tekrarının önüne mutlaka geçilmeliydi.

Tezkerenin geçmemesi, Erdoğan’ın parti içindeki ağırlığının diğer kurucu üyeler tarafından dengelenmesi ve Silahlı Kuvvetlerin Irak savaşına müdahil olmaya karşı çıkmasına bağlandı. Bu analiz doğruydu.

Amerika ilk kum tanesinde yol değiştirecek bir ülke değil. Daha tezkereye izin vermeyen bu doku Türkiye içinde Kürdistan eyaletine hiç izin vermezdi. O zaman yapılması gereken neydi? Erdoğan’ı tek adam haline getirmek ve orduyu çökertmek.

Hazırlık safhası 7-8 yıl aldı, sonra uygulamaya konuldu. Bugünkü konuma bir bakalım. Ak Parti kurucularından hangilerinin hâlâ sözü geçiyor? Kurucu 74 üyeden hangilerinin adını hatırlıyorsunuz? Arınç, Davutoğlu ve Gül itibarsızlaştırıldı. Babacan uzaklaştırıldı. Yıldırım, Kuzu, Çavuşoğlu veya Ramazanoğlu hâlâ bakan ama “sahibinin sesi” şekliyle. Türkiye’de parlementer sistem var, en güçlü kişi güya başbakan ama herkes biliyor ki AK Parti’de tek adam Erdoğan.

İkinci ayak ordu idi. Gülen maşa olarak kullanıldı; casusluk davaları, Ergenekon, Balyoz dosyaları ile çökertme operasyonu başlatıldı, vatansever subaylar uzaklaştırıldı. Ama ordu zayıflamış olsa da bu yeterli değildi, ordunun halk gözünde de itibarsızlaştırılması, prestijinin, verdiği güvenin elinden alınması gerekiyordu.

15 Temmuz tezgahlandı, başarısız olması hedeflenerek darbe girişimi tetiklendi. Sonuç, ordudan ve bürokrasiden tutuklanan, uzaklaştırılan, işinden edilen on binlerce kişi… Bugün anayasada böyle bir düzenleme olmasa da Genelkurmay Erdoğan’ın emir subayı haline geldi; yurt dışında caydırıcılığını, yurt içinde verdiği güveni kaybetti.

Kala kala işin son ayağı kaldı. Mutlak yetkilerin Erdoğan’a verilmesi ve halkın bastırılmış, korkutulmuş olması, normal bir ortamda herkesi isyan ettirecek kararlarda bile tepki veremeyecek konuma getirilmesi.

Bundan sonraki hedef Türkiye’nin eyalet sistemine geçmesi, bugünkü Güney-Doğu’muzun adı konulmasa da Kürdistan eyaleti haline getirilmesi. Bunu yapabilecek tek kişi ise Erdoğan. Bugünkü durumda birçok milletvekilinin “bu kadar da olmaz, memleketime döndüğümde sokağa çıkamam, sülaleme vatan hainligi lekesi bulaşır” korkusu ile böyle bir teklifi onaylamama riski var. Halbuki yeni anayasa değişikliği ile Meclis’i de fonksiyonsuz hale getirilmiş bir Türkiye’de Amerika bu kararı Erdoğan’a aldıracak. Amerika Erdoğan’ın o kadar çok açığını yakalamış ki ya yapacak, ya gidecek.

Barzani’nin bayrağının göndere çekilmesi, “Fırat’ın doğusunda bir Kürt devletini tolere edebiliriz” beyanları hep milleti yavaş yavaş bu karara hazırlamak, alıştırmak, bu fikri sıradanlaştırmak için.

Yap-boz’un parçaları yerlerine oturdu mu, tabloyu daha net görebiliyor musunuz? Hiç yoktan ortaya çıkartılan bu referandumun ana nedenini anladınız mı? Ve daha da önemlisi, Türkiye için mi oy vereceksiniz, yoksa Amerika ve İsrail için mi?

 

İbrahim Çakıroğlu

 

yorum

Yorumlar kapalı.