Bir Kalem – Bir Yürek

0

Ben, okur – yazar değilim.

Ben, ya okurum ya yazarım.

İkisi hiç bir zaman aynı döneme denk gelmez.

Okumaya başladığım  zaman yazmaktan; yazmaya başladığımda da okumaktan uzaklaşırım.

Hani bazı kadınlar; ayakkabı, çanta, mücevher düşkünüdür.  Ellerine geçen her fırsatı değerlendirir, maymun iştahlarıyla alırlar. Kızmıyorum. O nasıl bir iştahtır; ben kitaplardan biliyorum.

Yatak odamda yerden başlayarak yukarıya doğru yükselen; yükseldikçe  yan yatmaya başlayan bir iki kitap kulesi var. Bir başka yığın hemen başucumdaki komodinin üzerinde oluşuyor.  Gece uyurken başıma düşmeye başladıklarında, onları topluyor; ertesi sabah üst kattaki çalışma odama çıkarmak üzere merdiven basamaklarına diziyorum.  Aralarında okuduklarım var, okumadıklarım var; okumaya başlarken beşinci sayfada beni kaybedenler var; onuncu sayfada elimde ölenler var, yazarını “keşke bu kitabı o değil; ben yazsaydım” diye kıskandıklarım var. Bir de; okumaya kıyamadıklarım oluyor; okursam; bitecek diye korktuklarım ve sırf bu yüzden son sayfasını hiç okumadıklarım. Böylece benim için “henüz bitmemiş” kitap özelliğini koruyanlar. Ama hepsi benim iştahımın kitapları.

Bir kitapçıdan içeri girdiğim anda kaybederim ben kendimi. Kitap koridorları efsanevi yerlerdir benim için. Nereye, hangi rafa, hangi yayıncıya, yazara saldıracağımı bilemem. Deli bir kıskançlığın içinde; oradan oraya dolaşırım. Bazen satın alıp eve götürmeye sabrım olmayan bir kitapla karşılaştığımda o koridorda yere oturur; bağdaşımı kurar; kitabımı kucağıma alırım.  Belki tanımadan yanımdan gelip; geçmişsinizdir.  Başım öne eğiktir muhtemelen, kitaba dalmışımdır. Ben başımı bir tek kitap okurken eğerim, ondandır beni tanımamış olmanız.

Sonra bir dolu kitapla dönerim eve. Ve kitap kuleme başlarım. Kitap kalemimi elime alana kadar sürer bu saldırı halim.  Kule yükselir; kule yıkılır; kule toplanır; kaldırılır. Sonra itinayla yenisi yapılır.

Kabul maymun iştahlıyım bir anlamda. Ama mücevhere, çantaya,  ayakkabıya değil; kitaba.

Sudan kitaplarım da var benim; suya sabuna dokunanlarım da. Hangisinin benim elimden geçtiğini anlarsınız; kolaydır. Okudukça altını çizerim ben sevdiğim cümlelerin.

***

Okuma krizim bittiğinde; bir telaş başlar bende.. Yeniden yazmaya nasıl başlayacağımı bilemem. Yazamıyormuşum gibi, o yetenek bende hiç yokmuş gibi; ya da yazı yeteneğimi kaybetmişim gibi gelir.

“ya ben yazamıyorum, galiba benden bu kadarmış” demeye başlarım etrafımdaki yakın dostlara. Yakın dost diyorum ya; onlar benim bu sancıdan sancıya geçiş halimi çok yaşadıklarından,  gerçekten yakın dost olduklarından; bu dönemin sonunda “nasıl yazmaya başlayacağımı” bilirler. Beni korkumun içinde keyifle taşırlar.

Kısacık ama kıpkısacık bir dönem elime kitap almam. Ne okuma yeteneğim ne de yazma isteğim kalır. Sıfır olurum. Koskoca bir sıfır. Moron. Yazar demeye BİN şahit ister.

Ve sonra……… ve sonra…

Bir gece uykumdan fırlarım. Uyuyan herkesi uyandıra uyandıra evin içinde koşturur kağıt kalem ararım. Doğum başlamıştır.  Kaybettiğim bütün kelimeler; birbirini iteleyerek aynı anda gelirler. Yazıyla benim arama giren olursa; pişman ederim. Hikaye, rüyamda kendi kendine yazılmış; tamamlanmıştır hem de son noktasına kadar. Tek yapmam gereken; hepsini kağıda dökmektir. Bunu yapana kadar da kendime gelemem.

Sonraki günler daha sakin geçer… İlk krizim geçmiştir.  Kızdırmadan, kendinizi kollayarak araya girebilirsiniz.

Konuşmacı olarak gittiğim okullarda; öğrenciler en çok  “bu kadar yazılacak şeyi nereden bulduğumu” sorarlar. Topluyorum derim. Ben bir toplayıcıyım. Nereden? Sokaklardan. Hayattan. Evlerden. İnsanlardan. Havadan. Sudan. Ofisten. Okuldan. Eskilerden. Yenilerden. Gerçeklerden. Hayallerden. Nereye gitsem; gözüme çarpanı; dikkatimi çekeni özenle toplarım ben. Hepsini cebimde biriktiririm. Sırası geldiğinde yazmak için. Çok iyi bir gözlemciyim. Ama bunun  ötesinde; gözlemin yetmediği yere 6. Hissim karışır.

Yazıp bitirene kadar; hikaye ortaya çıkana kadar; içindeki malzemeleri nereden topladığımı bilmem. Yazarken kullandığım malzemenin farkına varmam. Arkama yaslanıp; okumaya başladığım zaman hepsi ortaya çıkar. Kumbaramda biriktirdiklerim artık önümdedir.

En son 25 yıl önce gördüğüm biri; kitapta bir karakterde canlanır. Son noktayı koyup arkanıza yaslanırsınız. Bir okuyayım derken;  bir hafta önce karşılaştığınız eski bir sıra arkadaşınızı görüyorsunuz.

Yani biz gözümüzle kulağımızla; yüreğimizle; detaylar biriktiririz aslında hayatımız boyunca. Biriktirirken de; hiç farkına varmayız… Ancak; içimizdeki kumbarayı kırıp; yazmaya başladığımızda; yıllardır biriktirdiğimiz karakterlerle tanışırız. Sonra da sizi tanıştırırız.

Nasıl yazıyorsun diyorlar; yazı nasıl doğar? Bunu görmek için, arkamda duracaksın. Hem beni hem yazdığım yazıyı görebileceğin ama benim seni hiç görmeyeceğim ve duymayacağım bir yerde… Susup izleyeceksin; hem yüzümü; hem yazımı… O doğumu benimle yaşarsın.

Nasıl huysuz, nasıl gergin, nasıl şımarık, nasıl çocuk olurum ben yazarken; öğrenirsin.

Okur yazar değilim ben.

Ya okurum, ya yazarım.

İkisini aynı anda yapabilecek kadar iyi değilim.

Ama; yaŞamak için,

“Bir kalem bir yürek yeter bana”.

 

Dilara Akıncı

yorum

Yorumlar kapalı.