Köy Enstitülerini İnönü Neden Kapatma Kararı Almıştı?

0

Neden Tekrar Açılmalıdır?

Yurdumuzda köy okulları için öğretmen yetiştirilmesine ilişkin görüş ve tasarıların ortaya atılışı, II. Meşrutiyet dönemine kadar uzanır.

Önce İ. Mahir Efendi, daha sonraları İ. Hakkı Baltacıoğlu ve Ethem Nejat gibi eğitimcilerin bu konudaki düşünce ve önerileri zamanında ilgi uyandırmış, fakat herhangi bir uygulamaya geçilememişti. Cumhuriyetin ilk yıllarında da “köy öğretmeni yetiştirme” konusu gündeme gelmiş, ABD ve Almanya’dan uzmanlar çağrılıp raporlar alınmıştı.
Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, 1926 yılında “ Toplam 4 Köy Muallim Okulunu” açtıktan sonra bunların olumlu sonuçları alınınca, Atatürk’ün emri ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 1935’teki IV. Kurultayı’nda İlköğretimin yaygınlaştırılması amacıyla bir dizi karar alındı. Bunların en önemlisi, askerliğini onbaşı ve çavuş olarak yapan köy gençlerinin kısa bir eğitimden geçirilerek kendi köylerinde eğitmen olarak görevlendirilmesiydi.

koy-enstituleri-muzik 8

İlk uygulama 1936’da başladı ve 84 köylü genç Eskişehir’e bağlı Çifteler’de açılan bir kurstan sonra köy eğitmeni olarak görevlendirildi. Bu uygulamanın da başarılı olması üzerine kursların sayısı artırıldı, eğitmenlere toprak, tohumluk ve tarım araç-gereci de verilerek bulundukları bölgede tarımsal çalışmalara öncülük etmeleri sağlandı.
1937’de konu daha kapsamlı bir biçimde ele alındı ve Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’ın hazırlattığı bir program çerçevesinde Eskişehir Çifteler’de (1937), İzmir Kızılçullu’da (1937), Edirne Kepirtepe’de (1938) ve Kastamonu Gölköy’de (1939) deneme niteliğinde dört Köy Öğretmen Okulu açıldı. Edirne’deki okul önce Karaağaç’ta öğretime başladı, sonra Kepirtepe’ye nakledildi. (Başlangıçta Milli Eğitim ve Tarım Bakanlıklarının ortak denetimi altında birer “Köy öğretmen okulu” açıldı. Bu okullarda 2 yıl ilkokul, 3 yıl ortaokul öğrenimi yanında tarım, demircilik, inşaatçılık ve kooperatifçilik gibi dersleri içeren programlar da uygulanıyordu.)

köyenst

Eğitmen kursu, sonra Köy Muallim Mekteplerinin ihyası, bunlardan alınan iyi sonuçlar ve 3 yıllık deneme sonunda 17 Nisan 1940 Hasan Ali Yücel döneminde de 3803 sayılı kanunla bu defa “Köy Enstitüsü” olarak açılmıştır. 1941 de, 4274 sayılı yasa ile de, köylerde çalışacak sağlık memuru ve ebelerin bu okullarda yetiştirilmelerine karar verildi. 1926 itibaren isimleri ve müfredatı sürekli değişse de 1946’ya kadar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde 21 köy enstitüsü açılmıştı. Anadolu’daki köy enstitülerine hoca yetiştiren Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü de Ankara’da açılmıştı, daha sonra Sağlık Kolu da açıldı.

kızılçullu

Hasanoğlan Köy Enstitüsünden 774 sağlıkçı mezun oldu. Tüm Türkiye’de 1940-1954 arasında köy enstitülerinde 6875 eğitmen, 1398 kadın, 15943 erkek olmak üzere toplam 17341 öğretmen yetişmiş. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde 213 kişi mezun edilmiş. 1599 Sağlık Kolu mezunu vermişti. Aslında her şey çok güzel gidiyordu, düşünün bir sağlık memuru yetiştirilip bir köye gönderiliyordu ve civardaki otuz köye hizmet veriyordu, pansumandan iğneye, veremden tifoya kadar zamanın salgın hastalıkları ile bunlar mücadele ediyordu…

koy-enstituleri-08

Peki neden makas değiştirildi?

1938’de Gazi’nin ölümünden hemen sonra Fevzi Çakmak ile İnönü ikilisi işbirliği yaparak, tam bağımsızlık ve Ulus Devlet Projesinden aniden vazgeçtikleri için önce, CHP içindeki ‘’yurtsever’’ Komünistleri susturup hapse attılar (Nazım Hikmet ve arkadaşları 12 yıl boyunca hapislerde süründükten sonra ancak 1950 deki Menderes affı ile ve hasta olarak hapisten çıkabilmişlerdi).

1942’ye gelindiğinde ise, bu defa hedefte CHP içindeki Milliyetçilik İlkesinin sembolü olan Türkçüler ve Turancılar vardı. (İsmet Paşa, meclisteki meşhur konuşması ile, Gazi’nin Türkistan’dan davet edip getirdiği Prof. Dr. Zeki Velidi Togan dahil, Edebiyatçı Hüseyin Nihal Atsız, şarkıcı Tarkan’ın dedesi Fethi Tevetoğlu, Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan gibi… tanınmış siyasetçileri ve bilim adamlarını Türkçülük ile suçladığı için 10-15’ er yıl ceza yerler.)

3 Mayıs 1944 de Yargıtay bu cezaları bozduğu için Türkçüler 3 Mayıs’ı bu yüzden Türkçülük günü olarak kutluyorlar. Türkiye, 1 nisan 1939’da ABD ile ilk ekonomik imtiyaz anlaşmasını yaparak Atlantik ötesine yakınlaşıyor ve yavaş yavaş da Rusya’dan uzaklaşıyordu ki, ‘’Kruşçev’in 1954’deki meşhur parti kongresinde dediği gibi Dünya’nın da Rusya’nın da başına bela olan’ Stalin ’ bu durumdan çok rahatsız olup, devreye girerek Türkiye’yi tehdit edecekti…

2. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru 1945 yılında Sovyetler Birliği lideri Stalin’in Türkiye’den Kars, Artvin ve Ardahan’ı ve Boğazlarda askeri üs istemesi üzerine, Milli Şef de ABD’den askeri destek istemişti. Bu desteği vermeye hazır olduğunu belirten ABD, Truman Doktrini ile yardıma başlamıştı ama karşılığında Türkiye’de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini ve “5 yıllık kalkınma planları” ve “Köy Enstitüleri” leri gibi Sovyet sistemine benzer uygulamaların kaldırılmasını talep etti.

Dünyanın en büyük katili Stalin’in tehditleri ciddi boyutlara ulaşınca Truman Doktrini hayata geçirilerek önce imam hatipler ve kuran kursları aniden açılacaktı ve akabinde Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ne öğrenci alımını yasaklanacaktı (1946). Bu arada gizli eller Doğu da ağaların üzerinden siyaset yürütüp köy enstitülerinin komünist yetiştirdiğini yayarak hükumete baskı oluşturunca da ne yazık ki köy enstitülerine öğretmen yetiştiren Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü 27 Kasım 1947 de kapatılacak ve Anadolu’daki 21 köy enstitüsü işlevsiz hale getirilecekti…

köy enstitüleri TR

5 Ağustos 1946’da İsmet Paşa, Hasan Ali Yücel’ in yerine Milli Eğitim Bakanlığı’na Reşat Şemsettin Sirer’i getirir. Gerici bir kafaya sahip vizyonsuz Sirer, meşhur Truman Doktrini gereği bakanlığa gelir gelmez İmam Hatip ve Kur’an kurslarını ivedilikle açar, Truman’a göre; Komünizm’in panzehri İslam’dır ve Türkiye’nin Komünizm’e kaymaması için de Siyasal İslam şiddetle desteklenmelidir. Aynı Şemsettin Sirer, Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü de kapattıktan sonra misyonunu tamamlamış, son yıllarında da dini eğitim üstüne kitaplar yazmıştır…

1952’de Anadolu’da ki Köy Enstitülerinin müfredatı lise müfredatına yükseltilip, 1954’te o zamanın ihtiyaçları göz önünde bulundurulup Öğretmen Okuluna ”ilkokul öğretmeni” yetiştirmek için dönüştürülmüştür. Bu 21 okuldan bir tanesinin binası da ABD büyükelçiliğine tahsis edilmiştir. Gerçekte, Cumhuriyetin büyük bir aydınlanma Projesi’ydi, ama Stalin’den korkan İnönü, ABD’ye yanaşınca bu güzelim projeyi de çöpe atmak zorunda kalıyordu.

Günümüzde yediğimiz sebzelerin tohumunu bile İsrail’den, Brezilya’dan Ukrayna’dan ithal ettiğimiz düşünüldüğünde geleceğin yine tarımdan geçtiğini kabul etmeli ve bu güzide projeyi güncelleyerek geri getirmeliyiz…

Bahtiyar AYDIN

 

Editörün notu:

İsmet İnönü’nün resmi sitesi

http://www.ismetinonu.org.tr/index.php/cumhurbaskanligi-yillari/ilkogretim-seferberligi-ve-koy-enstituleri/ismet-inonu-ve-koy-enstituleri

den alıntı:

Ne yazık ki, Türk devriminin yenilikleri henüz özümsenmeden, Köy Enstitülerinin kuruluş aşamasıyla da eş zamanlı patlak veren II. Dünya Savaşı’nın getirdiği bunalım, CHP ve yaptırımlarına mal edildi ve bunun ilk faturası Köy Enstitüleri’ne çıkarıldı. İktidarı ve Halk Partisi ile özdeşleştirilen devrim hareketlerini desteklemeyenler bir araya gelerek Enstitüler aleyhine bilinen eleştirileri tekrarlayan bir akım oluşturdular. Siyasiler kadar kimi çevrelerce aydın sayılanların ve her türlü halk kesimlerinin de katıldığı bu akımla insanlar öylesine bölündü ki, bir yazar, duygularını “Köy Enstitüleri hakkında ne düşündüğünü söyle kim olduğunu söyleyeyim” sözleriyle yansıttı. Daha sonra CHP den ayrılacak olan milletvekillerini de içeren bu akımın sesi, hele Demokrat Parti’nin kurulmasından sonra Büyük Millet Meclisi’nde de duyuldu. Türkiye’de laik, ezbercilikten uzak, bilimsel eğitimi, öğrencilerin de yönetime katıldığı demokratik sistemiyle iyice yaygınlaştıran enstitüler, çok partili rejime geçiş aşamasında muhalefet tarafından ulusal eğitimin bir parçası değil, iktidar partisinin bir organıymışçasına eleştirildiler. Tıpkı kuruluş aşamasında olduğu gibi, bu okullara sadece köy çocuklarının alınmasının eşitlik ilkesine uymadığı, özünde de zaten halkçılıkla çelişen bir kurum olduğu, bu okullarda komünizm propagandası yapıldığı, kız ve erkek çocuklarının bir arada okumalarının Türk ahlak ve geleneklerine aykırı olduğu gibi savlar Meclis kürsüsünden öne sürüldü. Ne acıdır ki bu görüşler, Meclis içinden ve dışından özellikle de CHP’yi yıpratmak isteyenlerden beklenmeyen ölçüde katılım gördü. öğrenci ailelerinin maddi yükümlülükle karşılaşmamaları için devlet tarafından verilen tek tip elbiseler bile kimi çevrelerde eleştiri konusu oldu.

Bir çok batı ülkesinde faşizan yönetimlerin egemen olduğu o günlerde en büyük kaygısı rejimi korumak olan İsmet Paşa’nın, 1945’te çok partili sistemin de getirilmesiyle iyice yerleşmekte olan demokrasinin örselenmesini engellemek için yeğlediği sıkıntılı sessizliği, Meclis’te ve hükümette bunalımları tırmandırdı. Bu ara boy hedefi yapılan Köy Enstitülerini korumak umuduyla sistemden ilk ödünler verildi: Enstitülerde kültür dersleriyle uygulamalı teknik derslerin özenle saptanmış oranları değiştirildi. 1946 seçimlerinden sonra kurulan Recep Peker Hükümeti’nde Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanı görevine son verilerek yerine Reşat Şemsettin Sirer’in atanmasını Köy Enstitüleri hakkında çok ağır dil kullanan bu bakanın, İsmail Hakkı Tonguç’u ağır suçlamalarla görevinden alması izledi. Sonraki adımlar, bu okullardaki derslerin niteliğinin de değiştirilmesi, 1949 yılında bu okullara sadece köy çocuklarının alınmasından vaz geçilmesi ve karma eğitime son verilmesi, oldu.. Demokrat Parti iktidarının ilk yılında Milli Eğitim Bakanı olan Tevfik İleri, enstitülerle mücadelenin komünizmle mücadele sorunu olduğunu bile dile getirdi. Ve sonunda, 27 Ocak 1954 tarihinde 6234 No.lu yasa ile enstitüler, öğretmen okullarına dönüştürüldü.

Uğur Mumcu’nun Kuvayi Milliye ve Köy Enstitüleri hakkında konuşması

 

yorum

Yorumlar kapalı.