Ders Alınması Gereken Bir Ülke: Venezüela

0

 International Simon Bolivar Airport, Caracas, Venezuela…

Bugün (25 Şubat 2017), bizzat kendi gözlerimle şahit olduğum ve yaşadığım, zengin kaynaklara sahip bir ülkenin, kişisel hırslar ve çıkarlar yüzünden, zayıf düşürülen talihsiz halkının dramını anlatacağım. Herkese ders olmasını diliyorum.

Yazımı kısaltmak için çok uğraştım ama anlam bütünlüğünün bozulmaması için sabrınıza ihtiyacım var.

Venezuela’nın petrol rezervleri Suudi Arabistan’dan ve hatta Birleşik Devletlerden bile fazla. Ama “corruption” denilen yolsuzluklar nedeni ile tuvalet kağıdına bile muhtaç bir ülke haline gelmiş.

Venezuela petrolu çıkartıyor mu, çıkartıyor. Çıkan petrolü satıyor mu, satıyor. Paralar nerde? Paralar en tepede bu işin kaymağını yiyen 5 kişinin Uruguay ve Panama’daki banka hesaplarına aktarılıyor. Halk açlık ve sefalet sınırının altına çoktan inmiş. Bu ülke, 2005 yılından beri işlenen suç istatistiklerini uluslararası kuruluşlara bildirmiyor. Çünkü dünya ortalamasının kat ve kat üzerinde. Turizm otoriteleri tarafindan 2016 yılının en tehlikeli şehri Venezuela’nin başkenti Caracas’in seçilmis olması tesadüf değil yani.

Biraz size şimdi bulunduğum, Caracas’in Uluslararasi Simon Bolivar Havaalanından bahsedeyim. Günde sadece 30 uçak inip kalkıyor ve burada bulunan tek turist benim. Geri kalanların hepsi buranın vatandaşları. Havaalanı askeri bir kışla gibi, askerler mangalar halinde ellerinde Kalaşnikoflar ile check-in bankolarının önünden geçip duruyorlar. Bir manga geçiyor, hepsinin arkasında “Guardia Nacional Bolivarian” yazıyor. Başka bir gurup asker geçiyor, onlarda sadece jop var, arkalarında “Securitas” yazıyor. Bir de “Police” yazanlar var onlar askerlerden daha az. 20 farklı çeşit asker ve polis uniforması görüyorum. Burası havaalanından çok, askeri garnizon gibi. Askerler her önüne gelene kimlik soruyor. İki saat kimliklere bakılıyor, içeri götürülüyor vesair. Uluslararası bir havaalanına yakışmayan dilenci bolluğundan da bahsedeyim, her on dakikada bir gelip para istemelerine acımak mı gerek, kızmak mı, bilemedim.


Uluslararasi havaalani askeri garnizon gibi degil, ta kendisi…

Havaalanının tuvaletlerine girdiğinizde, size tuvalet kağıdı koparıp uzatan biri duruyor içeride. Garip karşıladım önce, meğerse ülkede tuvalet kağıdı yokmuş ve buradan habire çalınıyormuş. Hırsızlığı engellemek için bu arkadaşa zimmetlemişler, her gelene bir parça vereceksin diye talimat var.

Dolar bozdurma olayını anlatmıştım zaten. Pasaport, parmak izi, fotoğraf cekimi. İnanilir gibi degil. Havaalanında kambiyo ofisinde 1 $ = 700 Bolivianos, kapı önünde bekleyen “abi”de ise 1 $ = 4.700 Bolivianos.

Lima’dan Caracas’a uçarken, Venezuela’lı bir hanımla yanyana oturduk. Kendisi Şili Santiago’da avukatlık yapıyor ve orada yaşıyormuş kocasi ile birlikte. Ülkesinden kaçmak zorunda kaldığını anlatıyor gözleri dolarak. Babası hasta olduğu için ziyaretine geliyormuş ve hemen geri dönecekmiş bir gün sonra. Bavulunda tuvalet kağıdı, diş macunu ve taşıyabildiği kadar yiyecek getirdiğini anlattı.

Bogota havaalanında tanıştığım Los Angeles’ta üniversitede profesör olarak çalışan bir Venezuela’lı beyefendiye, “ülkenizi ziyaret ettim” dediğimde, bana “son bir kaç yıl içinde gidecek kadar çılgın olmadığınızı düşünüyorum. Herhalde 10 yıl önce falan gitmiş olmalısınız” dedi. “Yoo, iki hafta önce oradaydım” dediğimde hayretler içinde kalması tuhafima gitmişti. Uzun yıllardan beri ülkesine gitmiyormuş. Şaşkınlığım her tanıştığım kişide artıyor.

Caracas-İstanbul uçuşum için check-in bankosunun önündeyim. Gülümseyerek “abi hoşgeldin, uçuş listesine baktım, buradan binecek 41 yolcu içinde tek Türk yolcu sensin” dedi THY Caracas ofis müdürü Kaptan Özdemir. “Hadi birlikte kahve içelim, Türkçe konuşmayı unuttum valla” deyince, oturduk sohbete. İki aydır burada imiş. Şehir çok tehlikeli olduğu için otelde kalıyormuş. “Ev kiralasam 10 defa soyulmuştu” diyor. “Uçuşu beklerken akşam havaalanında kaldım” diyorum. “En doğrusunu yapmışsın, şehre güvenli diye taksi ile gitsen yolda taksici, arkadaşlarını da çağırır, yüzüne doğrultulmuş silahın eşliğinde şehirdeki bütün bankamatiklerden kredi kartlarının limiti doluncaya kadar para çektirirlerdi. Şanslı isen öldürmeyip kenar mahallenin birinde bırakırlardı” diyor.
Geçen gün şehir içinde, iki istasyon arasında treni durdurup yolcuları soymuşlar. Belediye otobüsünün soyulması haber niteliği bile taşımıyormuş. Polis veya asker kimlik sorarsa, insanlar pasaport veya kimliklerinin fotokopisini gösteriyorlarmış. Özellikle “polise verdiğiniz pasaportunuzu geri alabilmek için küçük bir servet ödemeniz gerekebilir” diye de ekledi. Diyecek bir şey bulamıyorum.

Çok değil 20 yıl önce Dubai gibi bir yermiş Caracas. Kıtanın en çok et tüketilen şehri olduğu için, burada yaşayan Türkler yemekle birlikte ekmek de yediklerinde şaşkınlıkla bakıp, “et varken ekmek yemek tuhaf doğrusu” derlermiş Venezuela’lılar. Şimdi ise sadece ekmek alabilmek için fırının önünde sabahın 3’ünde insanlar kuyruğa girip, aynı bizim ülkede 1970’li yillarda araba almak için sıraya yazılıp, tarihi yaklaşan araçlarının sırasını sattıkları gibi, burada da acelesi olanlara ekmek sırasını satıyorlarmış artık. Çalışanların aylık aldıkları para 40.000 Bolivianos, yani 10 $ bile değil. Artı 100.000 Bolivianosluk yemek çeki. Toplamı 30 $’dan az. Yemek çeki ile sadece devlete ait yerlerde yemek yenebiliyor, paraya çevrilemiyor. Bu ülkenin genç insanlarının en büyük hedefi yaklaşık 700 $ biriktirip, kapağı yurt dışına atabilecekleri bir uçak bileti satın alabilmek.

Market raflarının bomboş olduğundan ve o gün ne bulurlarsa onu sattıklarından söz ediyor Kaptan Özdemir. Geçen gün eczane benzeri bir yerde, diş macunu sormuş, “dalga mı geçiyorsun, son beş yıldan beri ne olduğunu unuttuk” demiş eczacı. Caracas Türk Büyükelçiliğinin ihtiyacı olan çocuk bezi ve tuvalet kağıdını Colombia’nın başkenti Bogota’dan uçakla rica ile getirttiklerini anlatıyor (Tuvalet kağıdı fenomen oldu farkındaysanız). Bir zamanlar Colombia’dan sonra en büyük kahve üreticisi olan bu ülkede kahve kaçak yollarla geliyor komşu ülkelerden.


Chavez

Peki ne oldu Venezuela’ya son 15-20 senede bu hale geldi?

Uçaktaki avukat hanımefendi özetledi hap gibi:

2013 yılına kadar başkan olan halk kahramanı eski asker Chavez, %50’nin biraz üzerinde oy oranı ile seçilmiş. Bir ara darbe ile düşürülen Chavez, 48 saat sonra orduyu ikna ederek ve arkasındaki halk desteğini arttırarak tekrar iktidar olmuş. Özellikle petrol şirketlerinin devletleştirilmesi ve Amerikan petrol şirketlerinin ülkeden çıkarılması, uluslararası desteğin kesilmesine yol açmış Chavez’e karşı. İzlediği populist politikalar ile halkı elitist ve emekçi sınıfı diye ikiye bölmüş. Kendini destekleyen fakir alt sınıfa mensup insanların kişisel silahlanmalarının önünü açan Chavez, bu kadar cinayetin ve soygunun da alt yapısını o zamandan hazırlamış.

Tek adam olarak uzun yıllar iktidarı kimseyle paylaşmayan ve demokratikleşme yolunda hiç bir adım atmayan, tüm yetkileri kendinde toplayan Chavez bir şeyi hesap edememiş: 2013 yılında 59 yaşında hayata gözlerini yumacağını.

Şimdiki başkan Nicolas Maduro Moros, rahmetli başkanın çocukluk arkadaşı ve Chavez’in koyduğu kanunlar ile başa gelmiş eski bir kamyon şoförü. Aynı zamanda uyuşturucu kartelleri ile bağlantısı olan karanlık bir kişilik. Yargının başında bulunan kişi, bir katil. Ordunun başındaki generaller uyuşturucu trafiğinin yöneticileri aynı zamanda. Bir zamanlar uyuşturucunun merkezi kabul edilen Colombia’nın Medellin şehrinin ünvanını şimdi Caracas taşıyor. Her kirli işin altında taşaron asker ve polis çıkıyor.

Kanunlar, Chavezin hep yaşayacağı varsayımı ile kendisi tarafından yapılmış. Tüm yetkiler başkanda toplandığından, mevcut durumu iyileştirmek için öneri dahi getirecek mevki, makam yok. Devletin işleyiş sistemini denetleme yetkisine sahip hiç bir kurum ve mekanizma mevcut degil. Chavez ölmeden önce, “kasalarımız Amerikan Dolari ile dolu, rezervlerimiz bize 10 yıl yeter” diye demeç vermiş. Vefat ettikten sadece 1 yıl sonra devletin kasası tamtakır ve hırsızlar iktidarda olduğu için hesap sorulamıyor, soracak kimse de yok zaten.

Mevcut durumdan şikayetçi olanlar, karanlık güçler tarafından ortadan kaldırılıyor veya aileleri, çocukları kaçırılıyor. Ülkenin aydın kesimi Şili, Arjantin ve Colombia’ya göç etmiş çoktan. Tv kanallari 24 saat Brezilya ve Türk dizilerine tahsis edilmiş.

İlginç bir örnek; seçimlerde Chavez’e az oy çıktı diye, Caracas’in elit bir semti, alt gelir guruplarının iskanına açılıp gecekondu yapılmasına göz yumuluyor. Sonuç; elit semtin sakinleri artik yeni komşularının tehditleri ile susturulmuş ve çoktan göç ettirilmiş bile.

Bu işin kaymağını yiyen parti yöneticilerinin, küçük bir yandaş gurubun ve ordu generallerinin aileleri ise Miami ve Florida’da ültra lüks bir hayat yaşıyor. Generallerin on milyon dolarlık yazlıkları ise Uruguay Punta del Este’de.

Dünyanın en güzel sahillerine, en güzel ormanlarına, en zengin doğal kaynaklarına sahip bu ülkenin insanları açlığın ve adaletsizliğin pençesinde can çekişiyor. Hem de 2017’de, ne acı… Oysa ki ben de Chavez’e sempati duyardım ve özellikle Amerikaya kafa tutması da hoşumuza giderdi. Bunu da İstanbul’da yaşayan ve iki sene önce rahmetli olan Venezuela’lı arkadaşım, hocam Sasha’yla tartışırdık. Sasha’nin Chavez ve avanesinden nefret etmesinin nedenini şimdi anlayabiliyorum. Gözümle görünce maalesef… Davulun sesi uzaktan rahatsız etmiyor.

Havaalanının duvarları “Sonsuza kadar lider Chavez”, “Halk devriminin kahramanı”, ” Dünya’yı sallayan başkan Chavez” bilboardları ile dolu. Güney Amerikanın 13 ülkesinden edindiğim derslerden biri de, medyada, tv kanallarında, bilboardlarda sürekli liderlerinin reklamı olan ülkelerin hepsi sorunlu. Bunun tam tersi ülkelerden biri de Uruguay, kimse şu anda başkan kim bilmiyor bile. Bilboardlarda, tv’de sadece ülkenin reklamlarını görüyorsunuz. İlginç bir tespit daha.

Venezüela çarpıcı bir örnek; bir ülkenin iyi yönetilmesi için öncelikle zenginliğe değil, kişilerden bağımsız, nesiller boyu devam ettirilebilir sistemlere ihtiyacı olduğunu daha net anlıyorum. Tuvalet kağıdına muhtaç olmadan herkes kısa sürede anlar diye umuyorum…

 

Fırat Şahin

25 Şubat 2017 International Simon Bolivar Airport, Caracas, Venezuela…

(Fırat Şahin, geçen yıl yelkenli tekne ile yaptığı Güney Amerika yolculuğuna bu yıl karadan devam ediyor)

yorum

Yorumlar kapalı.