Ermeni Sorunsalı 3: Türkiye – Ermenistan İlişkileri

0
Bu yazı, Ermeni Sorunsalı adındaki bir yazı dizisinin parçasıdır.
Daha önce yayımlanan yazıları okumak için yukarıdaki ana menüden DOSYALAR ve ERMENİ SORUNSALI başlığını seçiniz veya
http://turkiye.net/dosyalar/ermeni-sorunsali/
linkine tıklayınız.

TÜRKİYE – ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ

Bir önceki bölümde Ermeni Soykırımı savının gerçek olmadığını, ancak, ustalıkla pazarlanmış ve pazarlanmakta olan büyük bir karalama ve yalan olduğunu açığa çıkarttık. Bu bölümde ise Ermenistan’ın siyasal ve ekonomik yapısına kısaca değindikten sonra soykırım yalanını desteklemek, savunmak ve pazarlamak için içte ve dışta ne gibi propaganda faaliyetlerin yapıldığına bakacağız ve tüm dünyaya bir çağrıda bulunacağız.

ERMENİSTAN’IN SİYASAL VE EKONOMİK DURUMU

Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye, İran, Azerbaycan, Gürcistan ve Nahcivan ile çevrelenmiş, denize çıkışı olmayan, Sivas büyüklüğünde 4 milyon nüfuslu bir ülke. Tarıma uygun çok az alan var. Eski Sovyet döneminden kalma üretim yapısı ihracat için gerekli kaliteyi tutturmakta zorlanıyor.

SSCB dağılınca büyük bir iç pazar kaybedilmiş. Yani SSCB’den bağımsız olmak ekonomi için bir yıkım olmuş. Yollarda lüks cip ve otomobillere karşın, araçların çoğu eski ve bakımsız, halk geçim sıkıntısı çekiyor. Asgari ücret 140 lira düzeyinde. Dış ticaret açığı, diasporanın yardımlarıyla kapatılıyor.

Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan (1954) Erivan Üniversitesi Filoloji mezunu olup SSCB ordusunda görev almış, Ermenistan Komünist Partisi yöneticilerinden; 1979 yılından itibaren Stepanakert Komünist Parti gençlik kolu başkanlığı, Propaganda Bölümü Başkanlığı, Dağlık Karabağ Komünist Partisinde birinci sekreterlik görevlerinde bulunmuştur. 1991-1994 yıllarında, Azerbaycan savaşı sırasında, ayrılıkçı Dağlık Karabağ Ordusunun komutanlığını üstlenmiştir. 1990’dan sonra Cumhuriyetçi Parti kurucuları arasına katılmıştır.

Cumhuriyetçi Partiden aday olan Sarkisyan 2008 seçimlerinde Pan-Ermeni Milliyetçi Hareket Partisinden eski başkan Levon Ter Petrosyan ile yarışmış ve %52 oy alarak cumhurbaşkanı seçilmiştir. Petrosyan taraftarları seçimlerde hile yapıldığı gerekçesiyle 20 Şubat-1 Mart arasında büyük kitle gösterileri düzenlemişlerdir.

 

2013’te yapılan son seçimlerde ise Sarkisyan oy oranını arttırarak % 60’a oyla ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. Ancak, ABD, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gözlemcileri seçim sürecinde ciddi yolsuzluklar yapıldığını saptadılar. 13 Nisan 2014 tarihinden itibaren Paramount Gold Mining Ltd şirketinin sahibi ve Cumhuriyetçi Parti üyesi Hovik Abrahamyan, Sarkisyan tarafından başbakanlığa atanmış bulunmaktadır.

ERMENİSTAN’IN EMELLERİ, MİSYON VE VİZYONU

Önceki bölümlerde gördüğümüz gibi Sarkisyan ’ın Lozan Antlaşmasını tanımayıp, Sèvres’e dayalı   iddiaları ciddi ve ezgin pozlar takınarak dile getirmesi, mağduru oynamaya çalışması hiçbir anlam taşımamakta olup, üstüne üstelik Türkiye’den toprak veya tazminat alacağını umması çok tehlikeli bir beklentidir.   Bu aslında üstü örtük bir casus belli dir. [1]

Yani aslında, Ermenistan Kars Antlaşması’nın Sovyetler Birliği döneminde imzalandığını ve antlaşmada belirlenmiş olan sınırların geçerli olmadığını, zira Sèvres Antlaşmasını esas aldığını beyan etmektedir!

O halde, Türkiye de, aynı koşut mantıkla, Osmanlı döneminde Kafkasya ve Kırıma kadar fethedilmiş toprakları geri mi istesin? Tehcirin 1915 Osmanlı döneminde gerçekleştiğini, o tarihte henüz Türkiye Cumhuriyeti’nin var olmadığını öne sürerek hiç bir sorumluluk kabul etmediğini ve bu sorunsalı tamamen gündemden kaldırdığını mı ilan etsin?

Bir başka tutarsızlık da şudur: 10 Ağustos 1920de Sèvres antlaşması imzalandığında Ermenistan   bağımsız ve resmen tanınmış bir devlet değildi. Taşnaksutyun Devrimci Komitesi tarafından yönetilen korsan bir devletçik görünümündeydi. Sèvres antlaşmasına Müttefiklerin oluru ile imza koymuş olsa bile imzasının devletler hukukunda yaptırım gücü ve geçerliği yoktu.

O halde, resmen taraf olduğu ve imzaladığı tüm antlaşmaları inkar etmesi, fakat, resmen taraf olmadığı ve üstelik Lozan’da geçersiz hale gelmiş olan Sèvres antlaşmasına takılıp kalması gerçekçi olmayan, gülünç ve ikiyüzlü bir tutumdur. Zira Yunanistan dışında hiçbir ülkenin meclisinde onaylanmayan, dolayısıyla bir taslak halinde kalan bu antlaşma, Sèvres’i imzalayan aynı devletlerin Lozan’ı imzalamasıyla kendiliğinden yürürlükten kalkmıştır. İki değişik antlaşma aynı anda yürürlükte olabilir mi?

ermeni ordusu3

 (RESİM: ERMENİSTAN ORDUSU TÖRENE HAZIRLANIRKEN)

 

2014-2015 itibarile Ermenistan-Türkiye ve Ermenistan-Azerbaycan sınırları Ermenistan’ın Dağlık Karabağ ve Laçin Koridoru ‘nu işgal etmiş olması nedeniyle kapalıdır. Sarkisyan gerginlik politikasını sürdürmekte ölümüne kararlı gözükmekte, Türkiye’nin Ortadoğu bölgesinde çıkacak bir savaşa girmesini veya Türkiye’de çıkacak bir iç savaşı beklemekte, tüm plan ve stratejisini buna göre yapılandırmaktadır. Halkın ekonomik sıkıntılarını ve öfkesini Türkler üzerine yönlendirmekte ve en büyük düşman ülke olarak Türkiye’yi göstermektedir.

Sèvres mahkumu Osmanlı’nın adeta ruh ikizine dönüşmüş olan AKP zihniyetinin teslimiyetçi politikalarına aldanıp, küresel güçlere güvenerek soykırım yalanını inatla sürdürmek   Ermenistan’ı yöneten faşist zihniyetin tarihten hala ders almamış, hiç akıllanmamış olduğunu göstermektedir. Osmanlı’yı paylaşmaya kalkışanların da unuttuğu bir ayrıntı vardı: Sessiz sedasız bekleyen Türk ulusu! Ulus, Atatürk ve kurmaylarından aldıkları bilinçle işgal güçlerine direnmiş ve yeni bir cumhuriyet bu bilinçle kurulmuştur.

Burada merak edilen bir soru şu olmalıdır: Avrupa ülkeleri Sèvres antlaşmasından neden vazgeçtiler? Neden Türkiye Cumhuriyeti ile yeni bir antlaşma yapmak zorunda kaldılar? Neden Ermenistan’ın taleplerini dikkate almadılar? Çünkü konjonktür ve statüko umulmadık bir şekilde değişmişti. Şöyle ki:

Bir taraftan Vahdettin’e bağlı Osmanlı kuvvetleri, diğer taraftan Yunan ve Ermeni ordusu, öte yandan Kürt ayrılıkçılar ile İngiliz, İtalyan ve Fransız işgal güçlerine karşı savaşan Ankara Hükümeti Mart 1921den itibaren Osmanlı’dan ayrı ve bağımsız bir ulusal erk ve egemen güç olarak yavaş yavaş tarih sahnesindeki yerini alıyordu.

Türkiye’nin 1922de Yunan işgalini püskürtmesiyle Avrupa ülkeleri fikir değiştirmeye başlamış, 1923 Lozan görüşmeleri sırasında Türkiye’nin Kıbrıs, Oniki Ada, Suriye, Filistin, Ürdün, Irak ve Arabistan’da Müttefiklerin egemenliği tanıması karşılığında, Müttefikler de   özerk Kürdistan’ın kurulmasından ve Ermenistan’a toprak verilmesi dayatmasından o an için vazgeçmişler ve bu istekler Lozan Antlaşmasında yer almamıştır. Ermenistan’ın görmek ve kabul istemediği gerçek budur !

ermeni ordusu

Ancak, Türkiye’de karışıklık çıkması, ya da Kürtlere özerklik verilmesi, ya da herhangi bir şekilde Türkiye’nin Ortadoğu bölgesinde savaşa girmesi durumunda -geçmişte yaptığı gibi- Ermenistan’ın doğrudan Türkiye’ye saldırması göz ardı edilmemesi gereken güçlü bir olasılıktır. Türkiye bu olasılığı göz önünde bulundurarak Rusya Federasyonu, Azerbaycan, Ortadoğu ve Kafkas ülkeleriyle iyi ilişkiler geliştirmek zorundadır.

Özellikle 1994’te Azerbaycan’a karşı kazanmış olduğu Dağlık Karabağ ve Laçin zaferlerinden sonra büyük moral kazanmış olan Ermenistan, ordusunu modernize etmek için büyük askeri atılımlar yapmakta ve Türkiye’deki ayrılıkçı Kürtler ile açık dayanışma içindedir.

Biz askerliği paralı hale getirip oradan gelecek parayla bütçe açığını kapatmak için tepişirken, Şah-Fırat operasyonuyla toprak kaybetmeye, Ege denizindeki adaları Yunanistan’a kaptırmaya, hava kuvvetlerinin uçakları patır patır düşmeye ve birbirimizi yemeye devam ederken Sarkisyan tarafından 2014 yılında onaylanan   “Silah Geliştirme ve Askeri Donanım Programı’ hızla uygulanmaktadır.   [2] İyi uykular Türkiye!

ERMENİSTAN’IN SOYKIRIM DEKLARASYONU 29 OCAK 2015

Türkiye ile Ermenistan arasında 3 Aralık 1920de imzalanan Gümrü Antlaşmasıyla sözde “Batı Ermenistan” olarak etiketlenen toprakların Türk egemenliğinde kalacağı kararlaştırılmıştı. Ancak, buna rağmen, Ermenistan kendi Bağımsızlık Bildirgesinin 11’inci maddesine “Ermenistan Cumhuriyeti 1915 yılında Batı Ermenistan’da düzenlenen soykırımın uluslararası alanda tanınmasına çalışmaktadır” şeklinde bir tümce koymakta hiç bir sakınca görmemiştir.

Oysa, bu çifte standart ve çelişkili tutum, Ermenistan’ın hem soykırım palavrasını, hem de toprak talebi saplantısını aymazca sürdüreceğini, bunları kendi varoluş nedeni ve ulusal hedefleri için kullanacağını açıkça göstermektedir. Bu bağlamda, artık tamamen Ermenistan devletinin borazanı haline dönüşmüş bulunan Agos gazetesinde 4 Şubat 2015de çıkan haberde 29 Ocak 2015 günü Ermenistan’ın “Ermeni Soykırımı 100. Yılı Etkinlikleri” kapsamında yayınladığı deklarasyon Doğu cephesinde hiçbir şeyin değişmediğinin, değişmeyeceğinin göstergesidir.

Söz konusu deklarasyon Başkan Sarkisyan ile Ermeni Katolikosu Karekin II ve Kilikya (Adana) Katolikosu Aram I in katıldığı komisyon toplantısında mecliste okunmuş ve deklarasyonun dünya genelindeki tüm Ermenilerin iradesini ortaya koyduğu belirtilmiştir. Bildirge BM Genel Sekreterliğine de verilmiştir.

Deklarasyonda1894-1923 yılları arasında, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’deki çeşitli hükümetlerin uyguladığı “planlı ve sürekli soykırım” ile Ermeni mirasının yok edildiğine, 10 Ağustos 1920 Sèvres Antlaşması ile 22 Kasım 1920 ABD Başkanı Wilson’un Tahkim Kararına işaret edilmektedir.. Dikkat edersek Ermenistan bu son deklarasyon ile yalana yeni yalanlar eklemekte, soykırım savını 1894-1923 arası 29 senelik bir döneme yaymakla aklı sıra olayların perspektifini genişletmekte ve “planlı ve sürekli” (!) soykırım yapıldığını ileri sürmektedir. Deklarasyondaki diğer bildirimler özetle şu şekildedir:

  • Ermeni Soykırımı 100. Yıl Komisyonu, diasporadaki komiteleriyle beraber,       soykırıma kurban giden 1,5 milyon insanı ve kurtulanları anıyor;
  • Soykırımların önlenmesi, soykırıma uğrayanların haklarının iadesini yineliyor;  
  • Ermeni Soykırımını tanıma ve kınama cesaretini gösteren ve inkarcılığı önlemek için önlemler alan devletlere ve kurumlara teşekkür ediyor;
  • Türkiye’nin Ermeni karşıtı duruşunu, normalleşme sürecine koyduğu ön koşulları ve Ermenistan’a uygulanan engellemeyi kınıyor ve bunları cezasız kalmaya devam eden soykırım suçlarını sonuçları olarak değerlendiriyor;
  • Türkiye Cumhuriyetini soykırımı tanımaya ve kendi tarihiyle yüzleşmeye çağırıyor; bunun Ermeni ve Türk halkları arasında oluşabilecek yeni bir tarihsel uzlaşının başlangıç noktası olabileceğini umuyor,

denmektedir.

Görüldüğü gibi Türk dış politikasının zayıflığı ve beceriksizliğini fırsat bilen Ermenistan Sèvres antlaşmasına takılıp kalmış, ve eski yalanlarına yeni ürettiği yalanları da ekleyerek ve geliştirerek geçmişin sanrılarıyla varoluşunu sürdürmekte ve açıkça meydan okuyarak Türkiye’nin cezalandırılmasını istemektedir.

Sınırlarının ABD başkanı tarafından belirlenmesini kabul eden ve hala bu sınırlara dönülmesi gerektiğini savunan bir ülkenin bağımsızlık, türe (adalet) ve özgürlükten söz edecek hali olabilir mi? [3] Böyle bir ülkenin deklarasyonu ciddiye alınabilir mi?

SOYKIRIM PROPAGANDASI – HALKIN VE AYDINLARIN KIŞ UYKUSU

2000’li yıllardan bu yana, siyasal İslam afyonuyla dumura uğrayan kitlelerin oylarıyla seçilen hükümetlerin iktidara geldiği ülkemizde, ABD’nin eşgüdümüyle tezgahlanan Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında mevcut sınırların küresel güçlerin çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gündemdedir.

ermeni5

Laikliğin tamamen rafa kalktığı ve muhalefetin adeta iktidarın gizli stepnesi yapıldığı bu ülkede, artık ulus-devlet yapısının federasyona dönüştürülmesi ve yamalı bohça örneği özerk eyaletlerden oluşacak güdümlü bir başkanlık sistemi düzenine geçilmesi gerektiği öforik [i] bir coşkuyla savunulmaya başlanmıştır. Federasyona dönüştükten sonra Türkiye’nin Yugoslavya gibi darmadağın olup küçük devletçiklere dönüşmesinin planlandığı açıktır. En başta Ermenistan olmak üzere, AB ülkeleri ve ABD bunu beklemektedirler.

18 Şubat 2015 te Serj Sarkisyan ‘ın Türkiye ile Ermenistan arasında 6 yıl önce imzalanan uzlaşma protokollarını parlamentodan geri çekmesinin altında yatan cüret işte bu beklentidir. Türkiye-Ermenistan yakınlaşması Sarkisyan ’ın umurunda değildir.

Günümüzde AKP hükümetinin eş başkanı konuma gelmiş bulunan tutuklu PKK liderinin, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından “Büyük Ermenistan” fikrine olan katkılarından dolayı onur üyeliğine seçilmesine de kimsenin şaşırmaması gerekir. Ermenistan’daki tüm eğitim-öğretim sistemi, siyasal, dinsel, kültürel, sanatsal söylem, eylem ve etkinlikler Türkiye ve Türklerden nefret üzerine yapılandırılmıştır.

Emperyalizm, Avrupa Holokost Endüstrisi ve Ermenistan, soykırıma uğradıklarına gerçekten inanan, Türklerden tiksinti derecesinde nefret eden bir Ermeni kuşağı yetiştirmeyi başarmışlardır. Üstelik bizim aydınlarımızın da bu psikolojik propagandanın etkisinde kalarak, ya hiç yorumda bulunmamak, ya da soykırım savını apriori kabul edip bunu destekleyen yapıtlar ortaya koymak gibi bir açmazları var! Aslında tarihle yüzleşmekten kaçan, kendi halkını Sèvres antlaşmasının tefessüh etmiş sanrılarıyla avutmayı sürdüren biz değil, küresel güçlerin güdümündeki saldırganlar ve iktidardaki Sarkisyan yönetimidir.

Hal böyle iken, 21 Aralık 2008’de Prof. Ahmet İnsel, Prof. Baskın Oran, Dr. Cengiz Aktar ve gazeteci Ali Bayramoğlu gibi isimlerin 1915 olayları hakkında internette bir özür kampanyası başlatmaları doğrusu çok manidar ve göz yaşartıcıdır. İmzaya açılan özür kampanyasında   kişisel olarak Ermenilerden özür dilenmekte olup imza sayısı 5000i geçmiş durumdadır. Özür metni ise aynen şöyle:

“1915’te Osmanlı Ermenileri ‘nin maruz kaldığı Büyük Felakete duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”

İmdi, sanmayın ki söz konusu metinde “Ermeni Soykırımı” yerine -ABD Başkanı Obama gibi-   “Büyük Felaket” denmesi soykırım yapıldığını yadsımak anlamına geliyor: Tam tersi, bu eşanlamlı söylem ile soykırım yapıldığı kabul ediliyor.

Ayrıca bu ağzı açık şaşkın aydınlarımız “Büyük Felaket” söylemini soykırımla eşanlamlı bir söyleme dönüştürerek, Holokost (Yahudi Soykırımı) örneğinde olduğu gibi, Ermenilerin de uluslararası kamuoyu nezdinde kendilerine özgü bir soykırım adı oluşturmasına farkına varmadan destek vermiş oluyorlar.

Güdülen diğer bir amaç da, konu hakkında hiç bir bilgisi olmayan, soykırım sözcüğünün ne anlama geldiğini bile bilmeyen Türk halkını ketempereye getirmek, olayı masum, janjanlı ve insancıl bir özür kampanyası kamuflajı altında, duygu sömürüsü yaparak pazarlamaya çalışmaktır.

Kuşkusuz herkes düşüncesini açıklamakta özgürdür. İyi de ben de eleştirmekte özgürüm. Ben bu girişimleri nedense “benim başörtülü bacımın önünü kestiler, üstü çıplak elleri eldivenli adamlar saldırdı” türünden mağduru oynama taktikleri olarak görüyorum.

İnanmakta hala zorlanıyorum ama Ermenistan’ın Türkiye’den toprak ve tazminat talep etme arzusu hastalıklı bir saplantı haline dönüştüğünün en somut örneklerinden biri 5 Temmuz 2013 günü “Ermenistan Diaspora Bakanlığı” tarafından Erivan’da düzenlenen “Ermeni Avukatlar Forumu” nda konuşan Ermenistan Genel Savcısı Agvan Hovsepyan’ın sözleridir:

 

“Her ne olursa olsun Ermenistan Cumhuriyeti yitirdiği topraklarına kavuşmalı ve Ermeni Soykırım mağdurları maddi tazminat almalıdırlar. Fakat tüm bu isteklerin hepsi yasal temellere dayandırılmalıdır. Soykırıma uğrayanların yakınlarının mutlaka parasal tazminat alması gerektiğine, mucizevi şekilde Türkiye topraklarında muhafaza edilmiş bulunan kiliseler ile kiliselere ait arazilerin Ermeni Kilisesi’ne iade edilmesi gerektiğine ve Ermenistan Cumhuriyeti’nin yitirdiği topraklarını geri alması gerektiğine kesinlikle inanıyorum.”

Bu bağlamda 25 Şubat 2015 Agos gazetesinin internet sayfasında yayımlanan Türkiye Ermenileri Patrik Genel Vekili Başepiskopos Aram Ateşyan’ın Ermenistan vatandaşı olmak isteyen Ermeniler ile ilgili yönergesi de ürkütücüdür:

“Kimin kanını taşıyorsun sen? Ermenice konuşarak vatandaşlık alamazsın. Vaftiz kâğıdını getir, Ermeni olduğunu ispatla ki sana vatandaşlık vereyim. Ermeni, diniyle ayrılmaz bir bütündür. Eğer Ermeni olmak istiyorsan, gelir vaftiz olursun, Ermeni Kilisesi mensubu olursun, ve o zaman dersin ‘Ben Ermeni’yim’ diye”

Naziler de insanları Yahudi olmadıklarını kanıtlamaya zorlamıyorlar mıydı? Bir ülke vatandaşı olmak için illa devlet kilisesinde vaftiz olma koşulu aranması nasıl ve ne biçim bir devlet anlayışıdır? Ermeni olduğunu kanıtlayamayan Ermenistan vatandaşı olamıyor mu yani? Kan kültüne dayalı böyle bir dinsel ırkçılık ve kafatasçılık uygulaması dünyanın başka hangi ülkesinde var?

ermeni ordusu 2

AVRUPA PARLAMENTOSUNUN SOYKIRIMI TANIYIN ÇAĞRISI

12 Mart 2015 tarihinde Avrupa Parlamentosu, “Dünyada İnsan Hakları ve Demokrasi” başlıklı yıllık raporunda bütün Avrupa ülkelerine “Ermeni Soykırımını” kabul etmeleri için çağrıda bulundu. Ancak, Avrupa Parlamentosu kararında Birinci Dünya Savaşı yıllarından Ermenileri saldırıları sonucunda öldürülen yüzbinlerce Türk’ten tek kelimeyle bile söz edilmiyor!

Bu ikiyüzlülüğe ve çifte standarta doğru dürüst tek somut tepki eski Büyükelçi Onur Öymen’den geldi. Öymen’in resmi web sitesindeki 15 Mart 2015 tarihli tepkisi özetle şöyle:

Avrupa Parlamentosunun bu çağrısı Türkiye ve Türk milletinin geçmişine ağır bir hakaret anlamı taşımaktadır.

Özellikle Doğu Perinçek’in bir İsviçre mahkemesinin soykırım iddiasını onaylaması üzerine açtığı davada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Perinçek’i haklı bulan ve soykırım iddiasını kabul etmeyen kararından sonra Avrupa Parlamentosunun aldığı bu karar hukuka da açık bir saygısızlık anlamı taşımaktadır.

Bu kadar haksız ve Türk milletini rencide edici bir karar karşısında ne yazık ki, TBMM’den, Hükümetten, siyasi liderlerden ve basından gerekli tepkiyi duyamadık. Oysa siyasetçilerin de basının da en önemli görevlerinden biri milletimizin haysiyetini korumak ve ülkemizin geçmişine sahip çıkmaktır.

Öte yandan, bazı Ermeni örgütleri de sözde soykırımın 100. Yıldönümünü 24 Nisan’da İstanbul’da anmak için bir kampanya başlatmışlar. Fransa’nın eski Dışişleri Bakanı Bernard Koucher ile Avrupa Parlamentosu milletvekili Daniel Cohn Bendit ve şarkıcı Charles Aznavour bu kampanyaya destek olanlar arasında. İşin daha da hazin olan tarafı bazı Türk öğretim üyeleriyle gazetecilerinin de bu kampanyaya destek vermeleri.

Acaba bu kampanyaya destek olanlar Birinci Dünya Savaşında Ermenilerin öldürdüğü Türkleri veya Hocali’de Ermenilerce insafsızca katleden Azeri kardeşlerimizi veya Ermeni terör örgütü ASALA’nın katlettiği diplomatlarımızı anmak için Erivan’da bir tören düzenlemeyi önermişler midir?

Gerek Avrupa Parlamento’sunun kararı gerek İstanbul’da yapılması öngörülen sözde soykırım toplantısı girişimi karşısında sessiz ve tepkisiz kalmak mümkün müdür? Sessiz kalanları içimize sindirebilir miyiz? Unutulmasın ki, haksız suçlamalara ve saldırılara karşı ülkesini ve milletini savunamayanların yeri tarihin karanlık sayfalarıdır.

 

Öte yandan, Türkiye’nin 2013 yılından beri Eurovision yarışmasına katılamamasını fırsat bilen Ermenistan’ın, 19 Mayıs 2015te yapılacak Eurovision şarkı yarışmasına 1915 Olaylarına göndermede bulunan “İnkar Etme” (Don’t Deny) isimli parçayla katılmayı planlamasıdır. Böylece dünyaya ve Türkiye’ye “soykırımı inkar etme” çağrısı yapmanın coşkulu hazırlıkları içindedirler.

 

PSEUDOLOGIA FANTASTICA SENDROMU !

Ermenistan, soykırımı tanıyan ülkeler ve Avrupa Parlamentosu bu soykırım yalanına yeni gelin gibi öyle bir tutku ve saplantıyla sarılmıştır ki durum artık klinik bir tablo arz etmektedir.

Kuşkusuz her bireyde olağan koşullarda az veya çok, önemli veya önemsiz, küçük veya büyük yalan söyleme eğilimi vardır. Siyasetçiler, din adamları, doktorlar yalana çok sık başvururlar. Ancak, sürekli yalan söyleme ve bundan çıkar sağlama saplantısı olan “mitomani” psikolojik bir bozukluk olup kişisel olduğu gibi toplumsal ölçekte de görülür.

Mitoman kişi yalan söyleme dürtüsünü denetleyemez, o dürtünün önüne geçemez. Karşısındaki onun yalanıyla ilgilenmeyecek olsa bile o bu yalanı söylemekten, savunmaktan, hatta daha da abartarak, eklemeler yaparak yalanın büyük bir kuyruklu yalan haline dönüşmesinden kendisini alamaz.

Ancak, Ermenistan’ın durumu çok daha vahimdir. Zira Ermenistan vakasında yalanın görüngesi çok geniş olup bunun bir silah, bir koz gibi kullanılıp bundan siyasal, finansal ve dinsel çıkar sağlama, yandaşlar bloku oluşturma, karşı tarafa zarar verme, ezme, sindirme, suçlama yapılması söz konusudur.

Yunan mitolojisinde Psödologos (Pseudologos) denen yalan tanrıları vardı. Bunlardan Eris (çatışmalar), Ponos (ağır iş), Lethe (duyarsızlık), Algea (acılar), Limos (açlık), Hismine (dövüşler), Make (savaşlar) Fonoi (cinayetler), Androktasi (katliamlar), Nekea (kavgalar), Amfilogi (uzlaşmazlık), Disnomiya (kargaşa), Ate (yıkımlar), Horkos (sövgüler) tanrısıydı. Bu özelliklerini kullanarak insanlar arasına karşılıklı suçlamalara neden olacak nifak, anlaşmazlık, uzlaşmazlık tohumları ekerlerdi!

Mitomaniye psikiyatride “pseudologia fantastica” (fantastik psödoloji) da denilmektedir. Ancak, ben sayın psikiyatrların izni ile bu terimin “toplumsal mitomani” yi ve bunun yol açtığı sendromları belirlemek için kullanılmasını öneriyorum.  O halde, “Psödologos Sendromu” olarak tanımlayabileceğim bu ruhsal sapkınlıkta toplum, grup veya topluluk adeta tek parça bir blok halinde, bilinçli olarak sürekli yalan üretme-yalanı pazarlama ve yalanı kullanarak saldırma üçlemi içindedir. Söylenen yalanlar doyurulmamış, tatmin edilmemiş hezeyanların, tutkuların ve öç alma duygusunun dışa vurumu gibidir.

Amaç, düşman olarak belirlenen kişi, kişiler, gruplar ya da toplumları her ne pahasına olursa olsun karalama ve yalan bombardımanıyla suçlayarak ezmek, sindirmek ve pes ettirmektir. Kendisini duruma göre mağdur veya en kahraman pozuna getirirken karşısındakini en suçlu, en aşağılık taraf konumuna getirmeyi hedefler.

Pazarlanan yalanlar kapsamında anlatılan öyküler, olaylar etkileyici, çarpıcı ve fantastik çerçevede sunulmakla birlikte gerçeğin saptırılmış, ya da, başkalaştırılmış bir yansıması olduğundan gerçeklikle dolaylı bir bağı vardır. Gerçek olma olasılığı – çok düşük de olsa- yalanı söyleyen için en güçlü silahtır. Bu nedenle, önyargıların da yardımıyla kendilerine hızla taraftar bulabilirler.

Tuğla gibi kalın tek bir blok olarak hareket eden Ermenistan ve Avrupa Parlamentosunun tavrı bu kapsama girmekte olup Birleşmiş Milletlerce atanacak özel psikiyatristler ve tıbbi kuruluşlarca tedavi edilmelerine acil gereksinim var diye düşünüyorum. Dünya tükenir, yalan tükenmez !

KARŞI DEKLARASYON !

İmdi, gerek Ermenistan hükümetince yayınlanmış bulunan söz konusu deklarasyona, gerek Avrupa Parlamentosunun çağrısına yanıt olarak ben de kendi çapımda bir karşı deklarasyon yayınlayarak bu çakma Bremen Mızıkacılarını kınamayı gerekli ve uygun görüyor ve dünya insanlığını destek vermeye çağırıyorum:

 

 

Bir yeryüzü yurttaşı olarak

  • Ermenistan yöneticilerinin 29 Ocak 2015te yayınladığı deklarasyonu şiddetle reddediyor, bu deklarasyonu yayınlamakla yapmış oldukları saygısızlık ve densizliği kesinlikle hoş görmüyorum;
  • Ermenistan’ın artık bu psödologos sendromundan kurtulmasını, bu soykırım saplantısını ve yalanını terk etmesini bekliyor; tamamen açığa çıkmış olan tarihte eşi benzeri görülmemiş bu büyük iftirayı ve yalanı gerçek olarak kabul edenleri, bunu düzmece belgelerle desteklemeye çalışanları, bunun araştırılmasını, tartışılmasını, yadsınmasını yasalar çıkartarak engellemeye, koruma kalkanları altına almaya çalışanları, bu ortaçağ kafasını şiddetle kınıyorum;
  • Türkiye’nin olumlu ve sevecen politikalarına karşın Ermenistan’ın Türkler ve Türkiye’ye karşı nihilizme varan nefret, kin dolu, sert ve düşmanca eylem ve söylemlerini büyük üzüntüyle karşılıyorum;
  • Ermenistan’ı Türkiye’den tazminat ve toprak talebi gibi patolojik tutkular peşinden koşmaktan vazgeçmeye, entrika, isyan ve terörle dolu kendi gerçek tarihiyle yüzleşmeye çağırıyorum,
  • Neredeyse yüzyıl boyunca sürdürdükleri bu soykırım yalanı için Ermenistan yöneticilerini Türkiye Cumhuriyetinden, Ermeni terörüne kurban gidenlerin ailelerinden, Türk yurttaşlarından, Ermenistan halkından, Ermeni diasporası ve tüm dünyadan özür dilemeye davet ediyorum,
  • Ermenistan’ın Türkiye ve insanlığa karşıtı nefret suçu oluşturan bu karalama kampanyasının, etkinliklerin ve düşmanca söylemlerinin cezalandırılması gerektiğine inanıyor, bu tutum sürdürdüğü sürece bu ülkeye Birleşmiş Milletler kararı ile ambargo dahil gerekli yaptırımların uygulanmasını bekliyorum,
  • Ermenistan yöneticilerinin gerginlik politikasına rağmen yüzlerce yıldır birlikte yaşamış, komşu olan Ermeni ve Türk halkları arasında er geç bir tarihsel uzlaşmanın sağlanacağını umut etmek istiyorum.

 

 

EPİLOG

Soykırım savına nihilizme varan bir tavırla ölümüne sarılıp bu konuda sürekli psikolojik propaganda yapmak, küllenmiş acıları yeniden siyaset arenasına taşımak çok daha derin nefretlere ve düşmanlıklara yol açmasının yanı sıra halklar arasındaki kin, öfke ve karşılıklı suçlamaları tırmandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Hepsinden kötüsü iki tarafta da bir takım şoven kuruluş ve derneklerin faaliyete geçerek iki toplum arasındaki düşmanlıkları yeniden körüklemesi olasıdır. Ve maalesef gidişat o yöndedir. Rüzgar eken fırtına biçer, fırtına eken de kasırga biçer.

Soykırım yalanının açığa çıkması ve çıkarılması salt Türklerin ve Ermenilerin değil, tüm insanlığın sorunudur. Türk toplumu bu ağır ve asılsız karalamanın altında kendini ezik ve suçlu hissetmektedir. Soykırım yalanını pazarlayanlar bu suçluluk kompleksini ve bu algıyı Türk toplumuna şırıngalamayı, yerleştirmeyi başarmışlardır.

Bir ülkeyi ve toplumu tepeden tırnağa soykırım yalanıyla suçlamak en azından soykırım kadar ağır bir suçtur. Ve bu düzmece suçlamayı yapanlar, pazarlayanlar, bundan nemalananlar bunun hesabını adalet önünde vermelidirler.

Kim ne derse desin, benim insanlık vicdanına çağrım şudur: Bir sürü belge, bilgi, bilim insanının karşı çıktığı, ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı kapsamında bu amansız yalanı ve iftirayı kesinlikle, hiçbir zaman kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz. Bu çağrı Türk halkının uyanması, üzerindeki ölü toprağını atması için yapılan adalet ve demokrasinin güçlendirilmesini amaçlayan, geleceğe dönük bir çağrıdır. Soykırım yalanına karşı direnmek nefret söylemine, ırkçılığa karşı savaşmak, barış, sevgi, eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve insanlık için savaşmak demektir.

 

Kuşkusuz, tüm bu olan bitenler ne Türklerin ne de Ermenilerinin yaşamış olduğu kayıp ve acılara göz yummak anlamına gelmez. Türk, Ermeni, Kürt, Arap, Müslüman, Hristiyan – milyonlarcası öldü, yaralandı, göç etmek zorunda kaldı, evlerini kaybetti, hayatları yıkıma uğradı. Geçmiş acıları anlamsız ve ölümcül bir yarışmaya sokmak yerine tüm halkların kardeşliğini, barış ve sevecenliği geliştirmeye özen göstermeliyiz diye düşünüyorum. Bu empati ve erki oluşturmak için -bir zamanlar faaliyette olan- Türk-Ermeni dostluk derneğinin yeniden kurulmasını öneriyorum!

Ama kime söylüyorum? Karşımda muhatap kim var? İşte bakıyorum: Karşıma sadece –kimsenin okumadığı, aldırmadığı, belki de hiç bilmediği- Birleşmiş Milletler binasının duvarında yazan tümce çıkıyor: “…ve artık ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, ve savaşı öğrenmeyecekler…”. Bu söz taş duvara kazınabiliyor, yazılıyor, ama, tuğla gibi kalın, taştan daha sert olduğu anlaşılan, beyinlere ve yüreklere bu söz işlemiyor!

Her fırsatta karşılıklı olarak, etnik ve dinsel ayırımcılık ve nefret söylemleriyle toplumlar arasına düşmanlık tohumları ekmekten, gözdağı vermekten, karşılıklı aşağılamalardan, üstü kapalı tehditlerden vazgeçmemiz, hepimizin bu kan davası ve misilleme zihniyetini terk ederek karşılıklı kayıpların acısını istismar etmeyi bırakmamız, işbirliğinde uzlaşmamız, barış ve sevgide gelişmemiz gerekir demeyi umut etmek istiyorum. Ama, ne yazık ki, elim havada kalıyor, sanki yeli kavramağa çalışıyorum, karşı tarafta en küçük bir umut ışığı görünmüyor. Ve o zaman ben de böyle bir sözü söylemekten vazgeçiyorum ahbarik!

Duvar Anit

 

Erdağ Duru

 

Bu yazı, ERMENİ SORUNSALI yazının dizisinin son yazısı.

Bu dizide yer alan bütün yazıları görmek için şu linke tıklayınız:
http://turkiye.net/dosyalar/ermeni-sorunsali/
veya sitenin menü sisteminden DOSYALAR – ERMENİ SORUNSALI yı seçiniz.)

 

 

KAYNAKÇA

  1. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, 1992,
  2. Davranışlarımızı Kökeni, Dr. Erol Teber, Sorun Yayınları, 1975
  3. Din Devletleri, Prof. Dr. Aysel Ekşi, Ümit Yayıncılık, 1995
  4. Emperyalizm Kıskacında Türkler Ermeniler Kürtler, Yazıcı Yayınevi, 2003, Ersal Yavi
  5. History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Stanford J. Shaw, Cambridge    University Press, 1987
  6. History of the Western Civizilation, Bertrand Russell, Unwin University Books, 1971
  7. İnternet kaynakları: Timeturk Haber, Vikipedia, Agos Gazetesi, Al Jazeera ve Ermenistan ile ilgili çeşitli web siteleri
  8. Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş Tarihi, Dimitri Kantemir, Cumhuriyet Yayınları, 1998
  9. The Encyclopedia Americana International Edition, Americana Corp., I-XXX Volumes, New York, 1977
  10. The Reader’s Digest Great Encyclopeadic Dictionary, Oxford University Press, 1964
  11. The Turkish Labyrinth, James Pettifer, Viking Penguin Group, 1997
  12. Théma Larousse, Tematik Ansiklopedi, Cilt 1-2, Larousse 1993 Milliyet 1993-1994
  13. Türk Devrimini Temelleri ve Gelişimi, Doç. Dr. Ahmet Mumcu, A.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1976
  14. Türkiye Cumhuriyeti Çökerken, Vural Savaş, Bilgi Yayınevi, 2004
  15. Türkiye’de Etnik Gruplar, P. Alford Andrews, Ant Yayınları, 1997
  16. Türkiye Neden Feda Edildi? Merdan Yanardağ, Destek Yayınevi, 2013
  17. Türklerin Tarihi, Doğan Avcıoğlu, Tekin Yayınevi, 1985
  18. Ulusal Kültür Savaşı, Atilla İlhan, Bilgi Yayınevi, 1998

[1] Savaş nedeni.

[2] Ermenistan’da askerlik zorunlu olup 24 aydır.

[3] Aslında bu olgu, Ermenistan’ın emperyal güçlerin dayatmasıyla oluşturulmuş -Kürdistan gibi- yapay ve kukla bir devlet olduğunu göstergesidir.

[i] Öfori (euphoria): Delilik veya cinnete varan aşırı seviç ve mutluluk durumu.

 

 

yorum

Yorumlar kapalı.