Kurban ve Kan Kültü

0

Kurban ve kan kültü [1]  paleolitik çağdan bu yana ilkel toplumlara özgü bir tapınma ve günahlardan arınma yoludur.  Kurbanla ilgili bilinen en eski efsanelerden biri Truva Savaşı sırasında kral Agamemnon’un kızı İfigenya’yı tanrılara kurban etmesidir. Rüzgar esmediği için Aka donanması bir türlü Truva’ya karşı hareket edemez. Sonunda tanrıça Artemis’e İfigenya kurban olarak sunulur. Bir başka söylenceye göre de Artemis son anda  bir geyik göndererek kızcağızı ölümden kurtarır.

ifigenya-kurban-ediliyor

Tanrılara “insan kurban eden” ve hatta “insan eti yiyen ” topluluklar evrim geçirip uygarlaştıkça, insan hayatını güvenceye alan yasalar  konmuş, insana ve hayata saygı gibi kavramlar ortaya çıktıkça, bu kere insan yerine artık hayvan kurban edilmeye başlanmıştır.

Buna rağmen, Aztek ve Mayalar gelişmiş bir kültüre sahip oldukları halde insan kurban etmeyi yıkılışlarına kadar sürdürmüşlerdir.  Afrika kabilelerinde de insan kurban edip insan yeme ve yamyamlık kültü XX.ci yüzyıla kadar sürmüştür. Günümüzde bile bu sapkın adetin Güney Amerika ve Afrika’nın bazı yerlerinde hala gizlice sürmekte olduğu bilinmektedir.

kurban-aztek

Kurban ve kan kültüne ne zaman başlandığı tam olarak  belirgin değilse de arkeolojik  bulgular, gömüt,  ölü gömme, adak  ve kurban adetlerinin  Neanderthal Adamının ortaya çıkışıyla başladığını göstermektedir.  O halde, kurban kesmek insanlık tarihi kadar eskidir.

kurban-1

Antik Mısır, Yunan, Hititler, Babilliler, Asurlular   akıtılan  kanın tanrıların öfkesini yatıştıracağına, insanların günahlarını temizleyeceğine inanırlardı.  Eski Türklerde en geçerli kurban attı. Sümerlerde  Zigguratlarda kesilen hayvanlar,  halkın başlıca et kaynağını oluştururdu.   Hayvanların yenilebilmesi için önce tanrılara kurban edilmeleri gerekmekteydi. Rahip,  tanrı heykellerinin önündeki sunakta büyük ateşi yaktıktan  sonra  niyet eder, hayvanın kulağına dua okur, hayvanı keser, kurban eti halka dağıtılırdı. Bu gelenek daha sonra tüm pagan uluslar ve dinler tarafından benimsendi.

egypt-clothing4

YAHUDİLİK, MÜSLÜMANLIK VE HRİSTİYANLIKTA KURBAN

Avcılık ve çobanlıkla geçimlerini sağlayan toplumlarda “yeni doğan” veya “ilk doğan” yavrular tanrılara kurban olarak sunulurdu.  Tevrat’ta anlatılanlara göre Ademin oğlu Habil sürüsünden “ilk doğan” yavruları kurban etmiş, kardeşi Kain ise toprağın “ilk ürünlerinden” sunmuştur. Buna rağmen, sadece Habil’in sunusu kabul edilir, Kain’in sunusu “doğru olmadığından” kabul edilmez:

“Ve günler geçtikten sonra Kain toprağın ürünlerinden Rab’be sunu getirdi. Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. Rab Habil’i ve sunusunu kabul etti.  Kain’i ve sunusunu ise reddetti. Kain çok öfkelendi, suratını astı.  Rab Kain’e “Niçin öfkelendin?” diye sordu, “Niçin surat astın?  Doğru olanı yapsan, seni kabul etmez miydim?” (Tevrat, Yaratılış 4: 3-6).

Demek ki “doğru olan”  eylem kurban keserek kan akıtmaktı ! Peki neden illa kan akıtılması gerekiyordu?  Tevrat teolojisine göre bunun nedeni kanın “can” ve “hayat” ile aynı değerde görülmesiydi  :

“Tanrınız Rabbin sizi kutsadığı ölçüde, yaşadığınız kentlerde dilediğiniz kadar hayvan kesip etini yiyebilirsiniz.  Ancak kan yemeyeceksiniz. Kanı su gibi toprağa akıtacaksınız. (…)  Çünkü ete can veren kandır. Etle birlikte canı yememelisiniz. (…) Yakmalık sunularınızı, eti ve kanı Tanrınız Rabbin sunağında sunacaksınız. Kurbanınızın kanı Tanrınız Rabbin sunağına akacak.”   (Tevrat, Tesniye 12: 15-16, 23, 27)

 

Görüldüğü gibi kurbanın sunağa akıtılan kanı, bir canın ölümden ya da günahtan kurtuluşu için  başka bir canın kefaret, fidye, bedel veya karşılık olarak sunuluşudur. Yani birinin hayatta kalması için bir başka canlının hayatı (kanı) feda edilmekte ve bu şekilde güya günahlar bağışlanmaktadır.

Daha sonra, Tanrı İbrahim’den oğlu İshak’ı  “yakmalık sunu” olarak kurban etmesini isteyecektir. Yani İshak önce babası tarafından boğazı kesilip kanı akıtılarak öldürülecek, daha sonra da ateşte yakılacaktır ! Ama bilindiği gibi   bu vahşi eylem son anda engellenecek, oğlu yerine İbrahim’den bir koç kurban etmesi istenecektir. (Tevrat, Yaratılış 22: 1-13). Yahudilikte kurban kesimi Yeruşalim (Kudüs) Tapınağının Roma ordularınca 70 yılında yıkılmasından sonra sona ermiştir.  İnanca göre Maşiyah  (Mesih) gelip Tapınak yeniden inşa edildikten sonra kurban kesimi yeniden başlayacaktır.

ibr_1

Araplar İslamiyet öncesinde   Hubal, Uzza, Menat, Lat gibi tanrıçalara Kabe’de kurban keserlerdi.  İslamiyet’in gelişinden sonra kurban ve adak geleneği bu kere Allah adı anılarak aynen devam etmiştir. İbrahim’in dinini izleyen Muhammet kurbanın  günahla ilgili teolojik boyutunu dikkate almamış kurbanı sadece yoksulları ve fakiri doyurmak için yapılan bir tapınma  ve sevap olarak görmüştür. Kuran’da bir çok surede Hac sırasında ve belli günlerde kurban kesme için açık emirler vardır:

“Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde  (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin. (…) Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin..” ( Hac Suresi: 28, 36)

“Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. O hâlde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.”  (Kevser Suresi, 1-2)  [2]

Hristiyanlık kurban kültüne çok değişik bir boyut getirmiştir. Bu yeni  anlayışa göre  kurban tanrıya sunulacağına, tam tersi  söz konusu olmakta, Tanrı kurbanı sağlamakta ve İbrahim örneğindeki gibi oğlu İsa’yı kurban etmektedir. İncil teolojisinde tüm insanlığa Tanrı tarafından sunulan  son kurban  İsa’dır:

“Sizi, Oğlu Rabbimiz İsa Mesih’le paydaşlığa çağırmış olan Tanrı güvenilirdir. (…) Kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen Mesih’i, Tanrı kurban olarak sundu. Çünkü fısıh (paskalya) kuzumuz olan Mesih kurban edilmiştir.  (…)Kendisi günahlarımızı ve yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan kurbandır.” (İncil, I Kor. 1:9; 5:7; Romalılar 3:25-26; I Yuhanna: 2.2)

O halde, Hristiyan inancına göre İsa’nın son kurban olarak sunulmasıyla  kurban kesmenin gereği artık kalmamaktadır. Pavlus bu nedenle kesilen kurbanların Tanrıya değil ancak cinlere kurban edildiğine vurgu yapar:

“Fakat diyorum ki milletler kurban ettikleri şeyleri Tanrıya değil, cinlere kurban ediyorlar; ve cinlerle iştirak etmenizi istemem.”  ( İncil, I. Kor 10: 20)

 

KURBAN KESMEK ETİK MİDİR?

Etik ile ahlak sözcükleri eşanlamlı gibi görünse de  farklı kavramlara işaret ederler.   Etik veya törebilim  toplumun benimsediği ya da topluma dayatılan ahlak ve dinsel kuralların, ya da, örneğin, İslam ilahiyatçılarınca savunulan “güzel ahlakın”  gerçekten ahlaki ya da güzel olup olmadığını akılcı bir bakışla felsefi, tüzel ve insancıl yönlerden sorgular. O halde, etik, ahlakın daha bir üst tüzel ve felsefi  boyutudur.

İmdi, Yahudilerin kurban kesmedikleri ve İsa’nın sunulan son kurban olduğu İncil’de açıkça vurgulandığına göre konunun teolojik etik boyutu üzerinde durulması gerektiği kanısındayım. Bu konuda dinler arasında bir uyum yoktur. Üstelik, günümüzde bir tek İslam dinince kabul gören bu pagan geleneği sürdürmenin ne kadar doğru, etik ve ahlaki olduğu üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Kuşkusuz,  yaşamak için insanlar  hayvansal protein kaynaklarını tüketmek zorundadır. Ancak, bir canlının kanını akıtmayı dinsel bir emir veya yükümlülük olarak görmek, üstelik hayvanları kesmeyi ve öldürmeyi bayram olarak kutlamak  ne kadar ahlâkîdir?

GÜNÜMÜZDEKİ MAHKEME KARARI

Bu bağlamda, 2015 yılında İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, kurban konusundaki bir kararı sorunsala bir de hukuksal boyut kazandırmıştır. Birgün gazetesinin haberine göre mahkeme kurbanın ibadet değil, bir gelenek olduğuna karar vermiştir. [3]

Anımsanacağı üzere sanatçı Leman Sam,  2015 yılında sosyal medya üzerinden, “Benim için IŞİD ile bıçağını masum bir hayvanın boğazına dayayan aynı duygudadır. IŞİD beni şaşırtmıyor” şeklinde bir mesaj paylaşmış,  bu paylaşım nedeniyle sanatçı hakkında  ‘halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama’ suçundan 1 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.

Kurbanın tarihin ilk dönemlerinden bu yana çeşitli toplumlar tarafından kullanıldığını hatırlatan mahkeme, kurban için ‘dini yaşam tarzları içerisinde yer edinmiş gelenek’ nitelemesi yaparak karar metninde şu ifadelere yer vermiştir:

  “Dolayısıyla kurban geleneğinin bir dini değer olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle Emine Leman Şenkan hakkındaki suçlama oluşmadığı için beraatine karar verilmiştir.”

Davacı taraf ise

“Mahkeme kurban ibadetini, ibadet olarak görmemiş,  kararında ‘ilkçağlardan beri var olan bir şeydir, dini değer değildir’ ifadesini kullanmış. En ilginci hakimin, ‘kurban dini bir değer değildir’ gerekçesi. Bu hakim içinde yaşadığı toplumun sanırım farkında değil”

diyerek karara tepki göstermiştir.

Mahkeme kararı ve yapılan itirazlar tartışmaya açıktır. Ancak, Türkiye şeriata göre yönetilen bir İslam devleti değildir. O nedenle “hakimin içinde yaşadığı toplum” diyerek sanki Türkiye’de herkes Müslümanmış gibi bir genellemeye gidilmesi doğru değildir. Öte yandan dini değer olup olmama bir inanç ya da geleneğin doğru olduğunu göstermez. Eğer, dini değerlerin mutlaka korunması gerekiyorsa, o zaman, bütün putperest dinlerin de dini değerleri dinsel özgürlükler kapsamında koruma altına alınmalıdır !  Bu durumda  dini değerlere ilk karşı çıkan Galile’nin yeniden yargılanmasıyla işe başlamak gerekir ! Güldürü ötesi bir durum !

Son olarak, benim burada özellikle dikkat çekmek istediğim nokta şu: İnsanlığın ve özellikle İslam coğrafyasında yaşayanların, artık hayvan kurban etmek gibi ahlak ve etikle hiç bir şekilde ilgisi olmayan, köleci-feodal düzene ve  bedevi aşiretlerine  özgü eski pagan gelenekler yerine, bunları aşan, çok yüksek evrensel ve insancıl değerlere, bambaşka yörüngelere, görüngelere gereksinimi  vardır. Yüzyıllar öncesinin kanlı adetleriyle uygar ve insancıl değerlere sahip ileri bir toplum yaratılmasının mümkün olamayacağı açıktır.

 

Erol İrdelmen

_____________________________________________

 

[1] Kült: İbadet, tapınma, tapınış, dinsel tören

[2] Kuran’da alıntılar Diyanet çevirisindendir. Kevser: Bereket demektir. Diyanet  çevirisinde, Muhammet’in yüzeceği özel havuzun  adının Kevser olduğu açıklanmaktadır: “Cennette Hz. Peygambere mahsus bir havuzun da adıdır.”

[3] Birgün gazetesi, 16.8.2015

 

yorum

Yorumlar kapalı.