Cumhuriyet Öncesi Türk Tarihinde Laiklik

0

Başta RTE olmak üzere, şu AKP taifesi, laikliğin Türkiye Cumhuriyeti ile geldiğini sanıyor ve öyle de savunup propaganda ediyorlar.

“Kartal Gözüyle Laiklik” adlı kitabımdan özet bilgiler aktararak bunun böyle olmadığını, Atatürk’ün yaptığı laiklik uygulamasının tarihimizde de kökleri olduğunu kanıtlamaya çalışacağım.

Evet başlayalım:

İslam’dan önce Türkler teokratik bir toplum nizamı içinde değildi. Teokrasi, Türklere yabancıydı. Eski Türk dini olan Şamanizm ve onu yöneten Şamanlar, toplum hayatında ön planda gelmiyordu, dinî taassup yoktu[1]

Devletler Hukuku yazarlarından Belçikalı Ernest Nys, Devletler Hukuku Kitabı’nın başlangıcında “Laikliğin Turanlı bir kurum olduğunu” yazmaktadır. Ona göre “Laik sistem, Türklerden Hıristiyanlara geçmiştir. Nitekim Cengiz Han her çeşit din adamına saygı gösterirdi. Cengiz Han’dan önceki Orta Asya Türk devletlerinde de laikliğin geçerli bir ilke olduğunu Cengiz Han’ın bu aşamaya varmış olmasından anlayabiliriz. Türkler, tarihin en eski çağlarında din, inanç ve siyaset işlerini birbirinden ayırmışlardı.[2]

Büyük Timur’un yedinci kuşaktan torunu olan Hindistan padişahı Ekber’in (1542-1605), hocalara atıfta bulunarak, “Allah’a tapmak iddiasında bulunanların ekserisi kendi emellerine taparlar” demesi boşuna değildir. Ekber, atalarından kalmış Hindistan’daki Türk devletini ayakta tutabilmek için giriştiği ıslahatlarında en büyük zorluğu bu hırslı hocalardan görmüştür. Türklüğün yetiştirdiği en yüksek uz kişilerden olan Ekber, din ve hocaları iyi anlayan, onlara karşı devrim girişiminde bulunan ilk Türk padişahıdır. Onun amacı, dini temellere dayanan ve dolayısıyla türlü dinlerden, onlar için başka başka olan birçok kanunlar yerine, herkesçe uyulması gereken ve dini esaslardan ayrılan laik özde kanunlar yapıp, halk arasında eşitliği sağlamaktır

Selçuklular’da daha açık ve ciddi anlamda laiklik uygulamasının başladığını görmekteyiz. “1058 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul, Abbasi halifesi ile din işlerinin halife tarafından yürütülmesi ve saltanat işlerine karışmaması gerektiğinde anlaşır. Halife kendi belindeki kılıcı sultanın beline takar.”[3]

Sultan II. Osman, yani Genç Osman… Osmanlı Padişahlarının en atılganı, en devrimcisi ve en talihsizi… Değerli yazar Mevlüt Uluğtekin Yılmaz’ın deyimiyle “Avrupalıların 168 yıl sonra Fransız ihtilali ile görebildikleri millet gerçeğini, O, 1621 yılında dünya gündemine sokmaya çalışıyordu. O sanki ‘Türk Aydınlanması’nı sağlamak istiyordu. Eğer başarsaydı, Osmanlı Devleti, çağın ilerisinde bir zihniyet temsilcisi olabilirdi”[4]

Peki ne yapmak istiyordu bu büyük Türk Hakanı:

“Soysuz yeniçeriyi yok edip, yerine Anadolu Türk’ünü doldurmak.

Dönme ve devşirmelerin kökünü kurutmak.

Fitne kaynağı yabancı kadınlarla dolu Harem’i ortadan kaldırıp, Saray’a Türk’ten başka kadın sokmamak…

Devlet merkezini Türklüğün bağrına; Anadolu’ya taşımak.

Din adamlarını devlet işlerine karıştırmamak.

Saray geleneklerini, kıyafetlerini, eskiyen kanunları değiştirmek”

Genç Osman bütün bunları yapamadı ama onun 1621’de yapmak isteyip de yapamadıklarının tamamını Büyük Atatürk 302 yıl sonra gerçekleştirdi.

1730 yılında bir başka Osmanlı Padişahı I. Mahmut, ülkemizde ilk basımevini kuran İbrahim Müteferrika’yı Avrupa’ya gönderip “Küffarın ekser zamanda galebesine ve ehl-i İslamın mağlubiyetine sebep nedir? Araştır, bildir” buyurmuş. Müteferrika, “Milletlerin Düzeni Üzerine Düşünce Yolları “ adlı eserinde başka nedenlerle birlikte Batı’nın laikleşmesini de önemli bir sebep olarak belirtmiştir: “Günümüzde artık devletler dinden ve gelenekten gelen esaslara göre değil, akıl ve bilim ilkelerine göre yönetilmektedir.”[5]

Cazim Gürbüz, Kocaeli Gazetesi

 

[1] Şevket Süreyya Aydemir-Tek Adam 3. Cilt

[2] Hüsamettin Ünsal-Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi-Sayı 15 Temmuz 1989

[3] Hulki Cevizoğlu/Yeniçağ Gazetesi 30 Haziran 2008

[4] Mevlüt Uluğtekin Yılmaz-Osmanlı’nın Arka Bahçesi

[5] www.inkilap.info/Türk devrim tarihi

 

 

yorum

Yorumlar kapalı.