MANZARA-İ UMUMİYE

0

OdaTV’ye 27.09.2011’de yazdığım yazıda da aynı başlığı kullanmış ve yazıma şu cümlelerle başlamışım:
“Yazılarımda sık sık ‘Manzara-i Umumiye’ başlığını kullanırım. Bu başlıkla yazılmış yazılarımda iki amacım vardır:
1) Resmin tümünü bir arada görmek,
2) Bağımsız gibi gözüken olguları birleştirmek.”
***
17 Aralık sonrası Türkiye’sine bakınca, siyasi arenada muazzam bir kargaşa görüyoruz. Her gün karmakarışık gelişmelerle başlıyor, beter karışık gelişmelerle sona eriyor.
İnsanların kafasında net olan sadece şunlar:
AKP ile Cemaat kavga ediyor! Kavga her geçen gün büyüyor!
Millet kakofoninin detayını ise, haklı olarak yerli yerine koyamıyor.
Ben bugün aklımın erdiği kadarıyla kavgaya biraz daha yakından, adeta elime bir mercek alarak bakmaya çalışacağım.
***
Doğru; AKP ile Cemaat arasında muazzam bir kavga var. İki taraf yakın zamana kadar aynı safta iktidarı paylaşıyordu, iki taraf da muhafazakâr bir sosyolojiye dayanıyor.
Ancak, son dönemde kadro ve sermaye yapısı olarak yeteri kadar palazlandığına inanan AKP artık iktidarı paylaşmak istemiyor, Cemaat de iktidardaki payından vaz geçmek istemiyor.
Bu kavgada:
1) Cemaat saldırıyor,
2) AKP (daha doğrusu RTE) savunma yapıyor.
Ancak, kavganın görünenden daha büyük bir anlamı da var:
Görünürde ulusal unsurlar kapışıyor ama kavga uluslararası boyutta!
Hedef:
RTE’yi (katiyen AKP’yi değil) iktidardan uzaklaştırmak!
Bu nedenle:
1) Cemaat önceden planlanmış, dosyaları önceden hazırlanmış salvolarla planlı ve hedefe yönelik saldırıyor. Amacı bir vuruşta indirmek değil, radikal ama yavaş adımlarla kamuoyunu RTE’den soğutmak.
2) RTE ve şürekâsı ise plansız, programsız, şaşkın, gelişi güzel tepkiler veriyor.
***
Cemaat’e destek veren uluslararası güç(ler) birinci salvoyu 17 Aralık’ta attılar ve o gün itibari ile RTE’ye sorgusuz sualsiz iman eden birinci halka seçmenin bile kulağına suyu kaçırdılar:
“Acaba RTE’nin şürekâsı yolsuzluk mu yapıyor?”
Ardından gelen ‘2. Dalga’ görünüşte savuşturuldu ama o dalga da sorgusuz sualiz RTE’ye biat edenlerde ikinci deliği açtı:
“Yoksa RTE bizzat mı yolsuzlukların içinde?”
‘Babalar ve Oğulları’ mizansenine oturtulan dosyaların gerçek iddialara dayandığı olgusu giderek yerleşiyor ancak bizim gibi ülkelerde ‘yolsuzluklar’ın hiddetle karşılanması için, yanına bir de milleti doğrudan rahatsız edecek ‘ekonomik kriz’ koymak gerekiyor.
Hatırlayalım: Uzmanlara göre, önümüzdeki 6 ayda ekonomik açıdan en kırılgan ülkelerden biri de Türkiye!
Esas hedef: Cumhurbaşkanlığı Seçimi!
***
RTE’ye açılan yaylım ateşi uluslararası arenada da RTE’yi zor duruma düşürmeyi hedefliyor!
Bu amaca yönelik olarak, ‘17 Aralık Operasyonu’ “İran’a kaçırılan altınlar” kavramını gün ışığına çıkardı:
“Türkiye hem İran’a uygulanan ambargoyu deliyor, hem de bu bahaneyle uluslararası boyutta kirli para aklıyor”.
Geçen gün ihbar edilen TIR da, dünyaya:
“Bu kamyon T. C.’nin temin ettiği silahları taşıyordu” inancını yerleştirdi, “RTE Suriye’de terörü destekliyor, insanlık suçu işliyor” mesajını verdi.
Cemaat’in attığı her adım ABD kaynaklı bir hesaba ve detayları dikkatli yazılmış ve gerçeklere dayanan bir plana dayanıyor.
Hocaefendi’nin arada bir yaptığı duygusal çıkışlar sadece kendi saflarını pekiştiriyor.
***
Bu planlı saldırı karşısında ise, RTE tedbirini sessiz çoğunluk üzerinde genellikle etkin olan bir inanca sarılarak almaya çalışıyor:
“Her zaman olduğu gibi dış mihraklar yükselen bir yıldız olan ülkemize bir kez daha saldırıyor”.
Bakalım, bu karşı saldırı ne kadar tutacak?
Bunun dışında RTE’nin hiçbir planı yok.
Kendisinin ve şürekâsının kafası çok karışık vaziyette!
Görevden aldığı emniyet mensupları hakkındaki ‘Cemaatçi’ yaftalamaları en iyi ihtimalle tahmine dayanıyor. Zaten farkında iseniz, görevden almaların ardı arkası gelmiyor. Her gün yeni bir dedikodu bir sürü emniyet yöneticisinin kafasını yiyor. Hâlbuki; RTE aleyhine dosyalar çoktan hazırlanmış, çoktan raflara yerleştirilmiş, sadece gün bekliyorlar.
Şürekânın “Balyoz, Ergenekon, OdaTV, (en son) Şike vb davalarında her türlü sahtekârlığı Cemaat yaptı” minvalli çıkışları ise sadece bir darb-ı meseli hatırlatıyor:
Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söylermiş!
Kerameti kendinden menkul danışman-milletvekili-köşe yazarı Yalçın Akdoğan, davaların başlangıcından 6 sene sonra “Milli orduya kumpas kurdular” diyebiliyor. ‘Necdet Bey’ yine 6 sene sonra, davalar hakkında adeta “Ben de yeni duydum” diyerek suç duyurusunda bulunuyor, Kuzu Burhan “2000 kişiyi fişlediler” buyuruyor (yalanlanınca da koskoca anayasa profesörü “gazetede okudum” diyecek kadar küçülüyor). Şahin Mehmet Ali ise ‘Yargıtay İmamı’ndan dem vurarak, ülkeye ‘zırvalardan zırva beğenin’ çağrısı yapıyor.
Hepsinin kulağına üflemek lazım: “Daha önceleri neredeydiniz?”
Bence esas tüyü Efkan Ala dikti!
Çiçeği burnunda İçişleri Bakanı, Hatay’da ihbar üzerine yakalanan TIR’ı aratmayınca, Türkiye zılgıtı yedi.
“Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Valerie Amos, Hatay’da önceki gece durdurulan TIR’la ile ilgili açıklamasında; ‘BM olarak, sınırı geçecek tüm yardım TIR’larının gümrük kontrolünden geçmesini istiyoruz’ dedi”. (Gazeteler).
***
Yukarıda sadece örneklediğim isimler RTE’ye yardım mı ediyorlar, yoksa kuyusunu mu kazıyorlar, şimdilik belli değil!
Bir taraf sıkı hazırlanmış, diğer taraf şaşkın!

Cüneyt Ülsever

http://www.yurtgazetesi.com.tr/manzara-i-umumiye-makale,6854.html

 

 

yorum

Yorumlar kapalı.