Dinlemelerin arkasında kim var?

0

Türkiye’de AKP hükumetine yönelik bir dizi operasyon başladı. Önce 17 Aralık 2013 te birinci dalga ile 3 bakan istifa etmek zorunda kaldı. Daha sonra 24 Şubat 2014 te ikinci dalga operasyon ile 17 Aralık günü yapılan telefon görüşmeleri ve Erdoğan’ın içine düştüğü panik hali ile yaptığı konuşmalar internette yayımlandı.

Hemen herkes söz birliği etmişcesine bunu Fettullah Gülen’in devlet içine sızmış cemaatine mensup bazı ajanların (ki buna paralel devlet demeye başladılar) yaptıklarını konuşmaya başladı.

Bunun tam olarak ne kadar doğru olduğunu şimdilik bilmiyoruz. Ancak düğmeye basan elin Gülen Cemaatine mi, yoksa başka bir yere mi ait olduğunu olayları biraz irdelersek tahmin edebiliriz.

Erdoğan takımı ile Gülen Cemaati arasında bir süredir devam eden, dersanelere de yansıyan bir anlaşmazlık vardı. Ancak bu anlaşmazlık Gülen’in var gücüyle Erdoğan’a saldırması, bütün hükümeti sarsması ve devirmeye çalışması için yeterli bir sebep mi? Gerekli mi?

Bir kere unutmayalım ki, Gülen ABD de yaşıyorsa ABD ye bir çıkar sağladığı için ona izin veriliyor. Nedir bu çıkar? Bilinen tarafıyla Gülen’in özellikle Turki cumhuriyetlerine yayılmış okullarının bünyesinde o ülkelerde CIA ajanlarını barındırdığı herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bu kadar mı? Muhtemelen hayır, çok daha değişik ‘hizmetler’ verildiği kanısındayız. Konuyu fazla dağıtmadan ABD nin dış politikasına bir bakalım:

– İran ambargosu devam ediyor. Fakat sınır komşusu Türkiye, bu ambargoyu delerek hem İran’ın işine yarayacak ticareti geliştiriyor, hem de hükumete yakın bazı kimselerin milyarlara varan haksız kazanç sağlamasına neden oluyor.

– Bu durum Obama Yönetimi ile limoni ilişkiler içinde olan İsrail’i hem kızdırıyor, hem de güvenliğini tehlikeye sokuyor.

– Ayrıca İsrail’in Erdoğan ile de ilişkileri bozuk, ve bu da güvenlik sorunu yaratıyor.

– Suriye konusunda görüş ayrılığı, Rusya ile ilişkiler.

– Türkiye’yi örnek olarak gösteren ‘Ilımlı İslam’ modelinin Mısır ve diğer Müslüman ülkeler tarafından kabul edilmemesi.

– Erdoğan, Türkiye’de birkaç banka dahil olmak üzere birçok yatırım sahibi olan ve ABD tarafından hakkında yakalanma kararı bulunan El Kaide terör örgütü finansörü El-Kadı ile çok yakın ilişkiler içinde.

– Ana konu olan ABD nin Asya’dan Avrupa’ya giden enerji yollarını kontrol etmesi tehlikeye giriyor. Bu noktayı hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın, ABD nin bütün Ortadoğu stratejisinin temelinde bu konu yatıyor. Kürt’leri kullanmanın asıl nedeni de bu.

Bütün bu dinamikler çerçevesinde ABD Erdoğan’a söz geçiremiyor, artık iyice diktatörleşen ve başına buyruk olan Erdoğan kontroldan çıkıyor, Çin’e bile savunma sistemi sipariş ederek ABD yi fazla takmadığını, bölgesel liderliğe soyunduğunu açık açık beyan ediyor, üstelik Şanghay Birliğine başvurarak CIA ile gerçek savaşın başlamasına neden oluyor.

Bu arada ABD’nin gerek elçilik gerekse de CIA tarafından dolaylı yoldan Erdoğan’ı uyarıp ona bazı çıkış yolları sunduğu biliniyor. Ancak gözleri iyice dönen Erdoğan, bir de üstüne Gezi olayları patlayınca ABD ye iyice tavır aldı ve basın yoluyla ABD ye yüklenerek köprüleri atmaya başladı.

Operasyona karar veren CIA, Gülen’den Erdoğan konusunda yardım istedi. Önceleri biraz ayağını sürüyen Fettullah Gülen’e iki ufak ultimatom verildi ve neler olabileceği hatırlatıldı:

– Önce Texas’ta, daha sonra 11 Aralık 2013 günü Lousiana’da Gülen’in ikinci okulu FBI tarafından baskına uğradı ( http://turkiye.net/haber/alternatif-bakis-haber/bir-f-gulen-okulu-daha-fbi-tarafindan-baskina-ugradi/ ). ABD de diyet ödemeden rahat edemeyeceğini anlayan Gülen, Türkiye’deki Cemaate operasyon için yeşil ışık yaktı.

17 Aralık’tan hemen önce neler oldu?

İran ile yapılan kaçak petrol ve doğalgaz ticaretinde uluslararası para dengelerini bozmamak için altın ve nakit para kullanılıyordu. Ayakkabı kutusu veya kamyon dolusu nakit para ile altın kaçakçısı İranlı genç milyoner Rıza Sarraf’ın hikayesini hepimiz biliyoruz. Bu olay ABD nin kulağına kar suyu kaçırdı. Enerji konusunda bir olay daha var ki ABD’nin dış politikasını çok etkiledi.

Burasını Hürriyet gazetesi ABD muhabiri Tolga Tanış’tan dinleyelim:

Gözden kaçmış olabilir…
17 Aralık Büyük Rüşvet Operasyonu başlamadan bir gün önce, 16 Aralık’ta Türk Hükümeti Cumhuriyet tarihinin en büyük ikinci yatırım teşviğini verdi.
Ve 11.5 milyar liraya İran doğalgazını Almanya’ya taşıyacak bir petrol boru hattı inşa etmeye hazırlanan Som Petrol’e destek sağladı.
2016’da Cumhuriyetçilerin Başkan adayı olacağı konuşulan New Jersey Valisi Chris Christie’nin eyaletinde İran ticareti nedeniyle geçen sene karalisteye alınan Som Petrol.

Bu Som Petrol ki, sahibi Sıtkı Ayan’ın ödemesi gereken ve Erdoğan’ın oğlu Bilal ile ’10 milyon dolar para tahsilatı’ konuşmaları çok yakın geçmişte internete düştü!

Düğmeye basan el kimin eli?

Bütün bu film şeridi gibi olaylardan anladığımız kadar, düğmeye basan elin sahibinin CIA içinden olması kuvvetle muhtemel. Ama dikkat, komplo teorilerine bu kadar çabuk kurban olmayalım: CIA bütün bu olaylar içinde en önemli faktörlerden biri. Tek aktör veya yönetmen değil tabii ki. Herşeyden önce karşı oyun kuramayan, devamlı savunmada kalan, diğer ülkelerin eline koz veren, kendi çıkarları için vatanlarını bile satışa çıkarabilen insanlar olduğu sürece, diğer ülkelerin bundan faydalanmaya kalkışmaları son derece normaldir. Her ülke kendi ulusal çıkarları dahilinde hareket edip diğer ülkelere etki etmeye çalışır. Gerek askeri, gerek siyasi, gerek ekonomik olarak.

Zamanlama olarak seçimlerin yaklaşması olayların patlamasında tabii ki bir etken oldu. Ancak Erdoğan bertaraf edildikten sonra yerine gelecek olan hükumet ile aynı ilişkilerin devam edip etmeyeceği ABD açısından belirsizliğini koruyor. Her ne kadar Kiliçdaroğlu ABD ye yaptığı çok yerinde bir ziyaret ile seçildikleri takdirde ABD ile ‘iyi ilişkilere devam edeceklerini’ belirtse de bu ilişkilerin hiçbir zaman Erdoğan seviyesinde olmayacağı aşikardır. Ancak ABD büyük bir ihtimalle B ve C planları dahilinde Abdullah Gül veya daha başka kimselerle dirsek temasını sürdürmektedir. Seçimlerin sonucuna göre de ABD kendine yeni bir ‘çalışma arkadaşı’ bulup dış politikasını sürdürmeye çalışacaktır.

Ancak tam şu sırada köşeye sıkışmış Erdoğan’dan istekler daha bitmemiştir ve en cüretkar isteklerin bu zamanda geleceğini beklemek çok olasıdır. Örneğin Kıbrıs konusu, Kürt konusu Erdoğan’ın daha az ceza ile kurtulmasına yardım edecek havuçlar olarak öne sürülebilir.

Burada Tolga Tanış söyle diyor:

SORUN işte burada.
Türk Hükümeti, örneğin İran politikasında ne İran’ı memnun edebiliyor ne Amerikalıları.
Ve iki tarafı da rahatsız ederken, sadece bu işlerin ticaret ayağında olanlar ve alakalı PEP’lerin (Politically exposed person, politikacı ve yakınları) memnun kaldığı, buram buram şüphe kokan işler yapıyor.
Üstüne 17 Aralık sürecinde ortaya dökülenler biniyor.
Ve yolsuzluğa bulaşmış bir hükümetin, eli zayıflayınca sağlıklı bir dış politika da yürütemeyeceği, ülke menfaatlerini savunamayacağı her geçen gün tescil oluyor.

Kanaatimizce Erdoğan’ın daha fazla zarar vermemesi için bir an önce istifa etmesi/etmeye teşvik edilmesi/ettirilmesi ülkenin menfaati icabıdır. Köşeye sıkışan bir Erdoğan, kendini ve ailesini kurtarmak için çok tehlikeli kararlar alabilir.

Sonuç

ABD, bir zamanlar elinden tuttuğu, beraber çalıştığı insanların palazlandıktan sonra ona ihanet etmesini hiç sineye çekemez ve mutlaka cezalandırır.

Bizim coğrafyamıza yakın olmadığı için iyi bilmiyor olabiliriz, ama Orta Amerika, Güney Amerika bunun örnekleriyle doludur. Kolumbiya, Meksika bundan nasiblerini almışlardır. Örneğin General Noriega, Panama’da CIA ile çalıştıktan sonra kendi başına buyruk olmaya başladı, yakalayıp ABD ye getirdiler ve yargıladılar. Kaddafi, Saddam, Mubarek yakın geçmişin örnekleri. Bu olayları Asya Pasifik’e, taa Filipinlere kadar uzatmak mümkün. Balkanlarda Miloseviç, daha niceleri bu şekilde cezalandırıldılar.

Daha 2010 yılında Başkan Obama, ‘biz düşmanlarımızı cezalandırıp, dostlarımızı ödüllendireceğiz’ diye bir konuşma yapmıştır.

Buradan da görüyoruz ki, iktidardan başı dönen Erdoğan ABD nin kontrolundan çıkmış, ve cezalandırılmaya başlanmıştır. Aynen NATO’nun boyunduruğuna isyan eden Generallerimizin Ergenekon ve Balyoz düzmece operasyonları ile bertaraf edilmeleri gibi.

Bütün bu bilgiler dahilinde artık kalıbına sığamayan, gerçek bir bölgesel güç olma yolunda koşar adım ilerleyen Türkiye’nin bir an önce partiler üstü, milli bir dış politika ve uzun vadeli bir strateji belirleme zamanı gelmiştir. Türkiye’de bunu gerçekleştirecek istek, bilgi ve beyin gücü vardır; ancak bu ivme, ‘köşe dönmeci’, düzenbaz politikaya bulaşmış hain ve hırsızlardan temizlendikten sonra ortaya çıkabilecektir.

Editör

yorum

Yorumlar kapalı.